Geçtiğimiz günlerde, ölenlerin ardından “Allah rahmet eylesin” demekten bilinçli kaçınılmasını eleştiren bir paylaşım gördüm. Eleştirinin sosyolojik açıdan haklı bir tarafı vardı. Ancak konu kısa sürede toplumsal bağlamda yanlış bir yaklaşıma döndü ve ifadelerle alay edildi. Üstelik paylaşılan bilgiler de yanlıştı. Oysa alay edilen o sözlerin de bir hikâyesi, toplum içerisinde bir geçmişi var.

Örneğin “ışıklar içinde uyu” ifadesi Hristiyan geleneğinden gelir. Anlamdaşlık açısından “nur” ve “uyku” kavramları İslam’da ve Kur’an’da da yer bulur. Fakat burada önemli bir fark var: Kabirde geçen süre bir uyku olarak anlatılırken “nur” uyurken değil, dirilişte, yani uyanışta söz konusudur.

“Toprağı bol olsun” sözünün kökleri ise çok daha eskiye, bozkır ve kurgan kültürüne uzanır. Ölülerin eşyalarıyla gömüldüğü kurganların üzerine bol toprak yığılırdı. Toprağın çokluğu, ölenin ne kadar sevildiğinin göstergesi olarak yorumlanır. Bugün cenazelerde kabre toprak atmak için sıraya girdiğimizde aynı duygusal bağı yaşatıyoruz.

Bu dileklere karşı çıkılmaması gerekir. Çok kimlikli bir toplumda yaşıyoruz. Bu yüzden insanların inanç kabullerini ve sınırlarını yargılayamayız. Kendimizin dışındaki kimlikleri görebilmek, özellikle inanç gibi mahrem bir alana saygı duymak önemli.

Ölüm bir vedadır. İnsanların nasıl veda edeceklerine karışmamak gerekir. Ölüm acısı ayrıştığımız bir alan değil, nüanslara rağmen paylaştığımız ortak duygumuzdur.