Her gün aynı şeyi yapıp günü kurtarabilir insan. Fakat hayatta kalma refleksi hayata karışmanın tadını vermez. Günü kurtarmak, o adrenalin ve kısa vadeli dönüş almayla beraber insanı besler. Fakat uzun zaman içerisinde, o kısa vadeli beslenmelerin doyuramadığı bir açlığı hisseder insan. Doygunluğun mahrumiyetiyle baş başa kalıverir. Halbuki bazen doygunluk için, açlığı giderebilmek için aç kalmak gerekir. Bir şeyi sürekli yapmak, o şeyi değiştirmez. O şeyi tahammül edilebilir kılar. İnsan, mekanla ve zamanla birlikte değişen, dönüşen ve anlam arayışı olan bir varlıktır. Bir yerden sonra rutinlerin tek başınalığı, gerçekleştirilmemiş bir potansiyelin anlamsızlığıyla insanı karşı karşıya bırakır.

Bireysel hayatlarımızın dışında, ilişkilerimizde, topluluklarımızda ve hatta kurumlarda da benzer şeyi görürüz. Sürekliliğin yalnız başına sürdürülebilirlik olmadığını; kaynaklarında kendimizin de tükenebileceğini deneyimleriz.

Peki nedir bunların arasındaki ayrım? Nedir göstergeleri?

Düzenli yapılan iş, bir eylemin belirli zaman aralıklarıyla, aksatılmadan ve istikrarlı bir şekilde tekrarlanmasıdır. Burada ana odak süreklilik olur. Ara odak zamanlamadır.

Sistemli yapılan işte, bir işin birbiriyle bağlantılı parçalar hâlinde, net kurallara, belirli yöntemlere ve mantıksal bir sıraya göre yapılmasıdır. Burada ana odak yöntem, mantık ve verimlilik olur. Ara odak optimizasyondur.

Soru hedefimiz “Ne sıklıkla yapılıyor?” ise düzenli yapılan iş söz konusudur. Eğer soru hedefimiz “Hangi yöntemle ve amaçla, hangi ilkelere dayandırılarak yapılıyor?” ise sistemli yapılan iş söz konusudur.

Amaçlar da birbirinden farklılık gösterir. Düzenli yapılan işte amaç alışkanlık edinmek ve işi aksatmamaktır. Sistemli yapılan işte amaç en doğru sonucu almaktır.

Burada şu soru akla gelir: amaç, süreklilikten öte sürdürülebilirlik gibi bir ayrımla tanımlanabilir mi yoksa başka türlü mü tanımlanmalıdır?

Düzenli olmak süreklilik sağlar (işin durmamasını hedefler) işin devamlılığını gösterir, sistemli olmak ise sürdürülebilirlik sağlar (işin kendi döngüsünü sağlayabilmesini, kaynakların doğru yönetilmesini ve gelecekte de yaşayabilmesini hedefler).

Bağımlılık ve kurumsallığın çatışmasına da şahitlik ederiz. Düzenli iş genelde bireyin motivasyonuna bağlıdır. Sistemli iş ise kişilerden bağımsızdır.

Çaba ve çıktı odaklılık ile süreç ve etki odaklılığın da ayrışmasını gözlemleriz. Düzenli olmak sadece kas gücü ve irade ister. Araç pansumandır. Başarı kriteri çıktıdır. Etki türü semptomu iyileştirme ve belirtileri azaltmaktır, ilişki biçimi bağımlılık yaratabilir, odak noktası durumu katlanabilir kılar.

Sistemli olmak ise akılcı bir altyapı tasarımı ister. Araç kaldıraçtır, etki türü kök sorunu çözmek ve dönüştürmektir, ilişki biçimi sistematik ve güçlendiricidir, odak noktası durumu tamamen değiştirmektir.

Sistemli olan yöntemdir, sistemik olan o yöntemin yarattığı köklü etkidir.

Düzenli çalışmak çoğu zaman semptomatik bir rahatlama yaratır; günü kurtarır ama kökü değiştirmez.

Burada iki değişim türüyle karşılaşırız.

Semptomatik Değişim: sorunun kökenine inmeden, sadece yüzeydeki belirtileri (semptomları) çözmeye çalışan müdahale biçimidir. İyileştirici ve destekleyicidir. Bir topluluğun mevcut durumunda olumlu bir değişim yaratır ancak sistemi veya kök nedeni değiştirmez. Mevcut düzen içindeki acil bir ihtiyacı karşılar veya bir yarayı sarar.

Sistemik Değişim: Dönüştürücü, sistematik ve kalıcıdır. Bireyin veya toplumun konumunu, kapasitesini ve geleceğini kökten ve kalıcı olarak değiştiren etkidir. Kişiyi bir sisteme bağımlı kılmaktan çıkarır, ona kendi kendine yetebilme gücü kazandırır. Mevcut döngüyü (örneğin evsizlik veya yoksulluk döngüsünü) kırar.

Peki düzenli olanı nasıl sistemli hale getiririz?

Öncelikle yöntemi yapılandırmak gerekir; bir işi hep aynı biçimde yapmak onu düzenli kılar, ama nasıl yapıldığı bir ilkeye bağlanmadıkça ve bir ihtiyaca dönük gerçekleştirilmedikçe onu sistemli kılmaz. Sonra kişiye göre değil, role ve koşula göre nedenleri belirlemek ve bunların bağlantılarını kurmak gerekir; bir iş yalnızca belirli bir kişi yaptığı için yürüyorsa, o kişi gittiğinde iş de gider — sistemli iş ise kişi değişse de aynı sonucu üretir. Ardından çıktıyı değil etkiyi yani kök nedeni sorgulamak gerekir. “İşe yaradı mı” sormak yeterli değildir, “neden işe yaradı, döngü kırılıyor mu” sorusu sistemin asıl sınandığı yerdir. Son olarak bir geri bildirim noktası koymak gerekir; düzenli iş tekrarlanır ama kendini sorgulamaz ve sorgulatmaz. Sistemli iş ise belirli aralıklarla “bu hâlâ doğru yöntem mi?” diye kendine sorar ve sorgulanmaya alan açar.

Düzenli işleri sistemli işe dönüştürecek formül:

Süreklilik → Yöntem → İlke → Yansıma → Sürdürülebilirlik

Daha kuruluş aşamasında olan kurumlar içinse bu formül:

Yöntem → İlke → Süreklilik → Yansıma → Sürdürülebilirlik

Sonuçta mesele, suyun her gün akıp akmaması değil; aktığı yerde bir yatak bırakıp bırakmadığıdır.

Nehir her gün aynı debiyle akmaz; bazen coşar, bazen sessizleşir. Ama nereden geçeceğini hiç şaşırmaz — çünkü yatağı onu biriktire biriktire kendisi kazımıştır. Düzenli olan su değildir, sistemli olan yataktır. İşler de nehire benzer: her gün aynı debide akmaz ve nereye akacağını asla şaşırmaz; asıl doygunluk da budur.