Terazisi olmayan bir çarşı düşünün. Mal bol, alıcı çok, ama kimse neyi neyle tarttığını bilmiyor. Bugün bilgiyle ilişkimiz biraz buna benziyor.

İnsanların ön kabulleri, önyargıları ve varsayımları var. Kaynaklarını bunlara göre seçiyor ya da kaynakları bunlara göre işliyorlar. Tarihî, dinî, siyasi ve toplumsal meselelerde karşılaştığımız yanılsamaların ve karmaşanın sebeplerinden biri bu. Kurumlarda da sık karşılaştığımız bir durum. Bilgi okuryazarlığı zayıf. Ayrım yapma ve yorumlama becerileri zayıf. En temelde olması gereken nesnel ölçütlerin genellikle devreye girmediğini görüyoruz.

Sorun çoğu zaman bilgi eksikliğinden önce, bilgiyi değerlendirme yönteminin eksikliğinden kaynaklanıyor. Sonucu baştan belirlenmiş bir değerlendirmenin içi de boştur.

Bir konuda sağlıklı hüküm vermenin ilk şartı, hangi sonuca inanacağımıza karar vermek değil, sonuca hangi yöntemle ulaşacağımızı belirlemektir. Bu yöntemin beş temel ölçütü vardır. Birincisi, bilginin kaynağıdır. İkincisi, doğrulanabilirliğidir. Üçüncüsü, kendi içindeki tutarlılığıdır. Dördüncüsü, bağımsız kanıtlarla desteklenip desteklenmediğidir. Beşincisi ise karşı kanıtları açıklama gücüdür. Bu ölçütlerden geçmeden verilen hüküm, muhakemeden çok kanaate dönüşür.

Asıl mesele yalnızca doğru bilgiye sahip olmak değil, bilgiyi doğru tartabilecek epistemik bir ölçüye sahip olmaktır. Aksi hâlde insan kanıtları kullanarak düşünmez, zaten düşündüğü şeyi doğrulamak için kanıt seçer. Buna güdülenmiş muhakeme denir (Kunda, 1990). Kişi, kimliği, ideolojisi, aidiyeti, çıkarı, duygusu veya önceden istediği sonuç nedeniyle bütün muhakeme sürecini o yönde işletir. Burada insan başkasını kandırmaz, önce kendini ikna eder.

Bu yalnızca bireysel bir zaaf olarak kalmaz. Kurumlarda da ölçütler karardan önce konmadığında, en güçlü kanaat kurumun kararı hâline gelir.

Bugün en büyük sorun bilgiye ulaşamamak değil, ulaştığımız bilgiyi hangi ölçüyle tartacağımızı bilmemek. Çünkü insanın elinde ne kadar çok kaynak olursa olsun, ölçüsü yoksa kaynak hakikate değil kanaatine hizmet eder.

Terazi, iki kefesi olduğu için terazidir. Muhakeme de ancak insan kendi kanaatini karşısındakinin kanaati kadar sorgulayabildiğinde başlar.