Hemen hemen her konuyu sorular sorarak gündemine alan ve üzerinde düşünen, tezler geliştiren Kemal Tahir Türkiye’de aydın olmanın sorumluluğu taşıyan önemli romancılardan biridir ve elbette Türk romanının çok önemli bir adıdır.
Kendine sorular sorması ve bu sorulara ülkemizin tarihi ve sosyal gerçekleri çerçevesinde yanıtlar araması, tabu ilan edilen bazı konuları cesaretle tartışma ortamına getirmesi onun temel ve değişmeyen ilkesiydi.
Soran, düşünen ve sorulara yanıtlar arayan Kemal Tahir Osmanlı’dan cumhuriyete; Marks’tan, Batı ve Batıcılıktan, sanat edebiyata ve romana dek bir çok önemli konuyu hem kendi hem de ülke gündemine getirdi, aydınları bu konular üzerinde düşünmeye zorladı.
Ömrünü ülkenin gerçeklerini bulmayan adayan Kemal Tahir, yakın arkadaşı ve aile dostu Dr. Hulusi Dosdoğru’nun dediği gibi gerçeğe oturmamış bir toplumda gerçeği ısrarla savundu.
Gerçek neydi?
“Kemal Tahir’e göre gerçek çok yönlü ve değişkendir. Hiçbir zaman sürgit elde tutulamaz. Onun düşünce sisteminde peşin hükme, fikri sabitliğe yer yoktur. Çünkü gerçek sandığımız şeyin sağında solunda, önünde ve arkasında başında gerçekler de olabilir. Dostlarının ondan en sık duyduğu cümledir: Yahu yeni yanıldık…” (1)
Özcesi her durumda gerçekliği yeniden elde edip geliştirmek gerekirdi. İşte o nedenle Kemal Tahir, “Evinin kapı numarasından bile şüphe edeceksin. Değiştirdiler mi, duruyor mu diye çıkıp kapıya bakacaksın, kendi kapının numarasını öğrenmek için…” diyordu.
Kemal Tahir’in yerli düşünceye, Türk insanına ve ondaki yaratıcı güce inancını, aydın namusunu ve zorbalığa baş eğmeyen kişiliğini kazanması pek kolay olmadı.
Hazır reçetelere sırt çeviren, yerleşik “resmi” ideolojilere aldırmayarak ezber bozan Kemal Tahir, dünyaya tek yönlü bakmaya alışmış kısır düşünceliler için hep yadırgatıcı oldu.
Geçmişle hesaplaşmasını sağlam temele oturtulmuş bir gelecek için ölene dek sürdüren Kemal Tahir Osmanlı toplum yapısını iyice araştırıp kavramadan yaşadığımız günleri kavrayamayacağımızı savundu. Bu yüzden o sığ görüşlü yarı aydınların gözünde hep Osmanlıcı olarak kaldı.
Hâlâ tartışılan yargılama sonucu “solculuk”tan 12 yıl hapis yatmasına karşın sol onu dışladı, sağ bir iki yazar dışından ondan uzak durdu.
Bu noktada onun “Hem cuntacı hem devrimci olunamaz” sözünü anmadan geçmek olmaz. Cuntacıdan devrimci olunamayacağı gibi cuntacıdan “aydın” da olunamıyor.
Kafasının için “asker” olan, kafasındaki tabuları yıkamamış, beyinlerini sivilleştirememiş edebiyatçılar, yarı aydınlar, gazeteciler, yazarlar ve eleştirmenler Kemal Tahir’i elbette yok sayacaklardı.
Kemal Tahir 13 Haziran 1938 tarihinde adalet tarihine Donanma Davası adıyla geçen davada askeri isyana tahrik ve teşvik iddiasıyla İstanbul Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nce donanmanın denizaltı ana gemisi Erkin'de yargılanarak 29 Ağustos 1938 tarihinde 15 yıl ağır hapse mahkûm edildi.
Kemal Tahir’in mahpusluğu İstanbul Tevkifhanesi’nden başlayarak Çankırı, Malatya, Çorum ve Nevşehir cezaevlerinde sürdü.
Onun mahpusluğu zor bir mahpusluktu.
Ama aydınlık Türkiye’ye olan inancıyla zorluklara katlandı.
Devlete küsmedi, ülkesini sevdi.
Kemal Tahir’in bu tavrı ilk eşi Fatma İrfan’a yazdığı mektuplarda şöyle somutlaşıyordu:
“Ne olursa olsun bize mahkum edecekler sanırım. Pek uzun sürmese de buna alışmak lazım. Masum olduğum dosyada asla yazılmayacaktır. Bana da bugün Türk ordusunu isyana teşvik cürmü namussuzca isnad edilirken böyle bir hal yaraşır. Cumhuriyet ordusunu isyana teşvik etmiş olmak cürmü ile hapse tıkılan Kemal Tahir’in Türk inkılabına dair en kuvvetli eseri yazması tarihte pek garip olacak. Sana daima söylerdim, ‘Mütareke İstanbul’unun romanının yazmak istiyorum…’ derdim. Ona başladım. Vatan haini dedikleri Kemal Tahir’in Türk inkılabına dair en kuvvetli esiri yazması nefis bir iş olacak.” (2)
..........
(1) Türkiye’nin Ruhu Kemal Tahir. Hazırlayan: Ömer Faruk K. Zeytinburnu Belediyesi Yayını. Şubat 2018.
(2) Kemal Tahir'den Fatma İrfan'a Mektuplar. Sander Yayınları. İstanbul, 1979.