Dünyanın en güzel yokuşu, benim yokuşum. 53 yıldır bir gün of demeden inip çıkıyorum. Ne güzel günler gördüm o yokuşta, ne acılar.

Yokuşun başlarında bir yerde duydum ilk kez entertiplerin şıkırtılarını, rotatiflerin uğultularını. Bestesi belli olmayan bir şarkı gibi yerleşti kulağıma o sesler.

Sonra yokuşun başlarında bir başka yerde parmaklarıma matbaa mürekkebi değdi ilk kez. Ve o mürekkep, damat kınası gibi duruyor parmaklarımda hâlâ.

Yıllarca arkadaşlarla, ağabeylerle, ustalarla selamlaştık, hal hatır sorduk yokuşun başında. Yine o yokuşun başında dertlerimizi kadehlere gömdük.

Ne ustalar gördük acılara çalım atan ve ne çömezler gördük, kendini bilmez.

Ne şehitler verdik yokuşun komşularından.

Ve bir gün kötü bir komşu gibi kaçıverdik yokuştan.

Şehitleri ardımızda bırakarak, unutarak.

Ve işte o günden sonra ne yokuş kaldı, ne geleneği. Ustalara ve mesleğe saygıyı unuttuk, kaçtığımız o yerlerde. Oralara gidemedim, terk edemedim yokuşumu.

Ben hâlâ yokuştayım.

Ve benim yokuşum gibisi yok.

İşte Babıâli’de 53 yılımın özeti böyle.

Ruhunu, siyasi, askeri dini, ticari ve sivil güç odaklarına; daha da önemlisi patronuna satmamış meslektaşlarıma selam olsun

İSTANBUL’UN GAZETELERİ

İstanbul’da her gün ikisi spor, Fanatik ve Foto Maç; ikisi İngilizce Hürriyet Daily News ve Daily Sabah olmak üzere yaygın/yerel 43 gazete yayımlanıyor.

Yaygın gazeteler şunlar:

Hürriyet, Milliyet, Sabah. ,Posta, Sözcü, Takvim, Korkusuz, Akşam, Evrensel, Tavır, Nefes, Analiz, Aydınlık, Dünya, Cumhuriyet, NB Ekonomi, Birgün, Yeni Asya, Yeni Yaşam, Karar, Milat, Milli Gazete, Türkgün, Türkiye, Akit, Yeni Birlik ve Yeni şafak.

Yerel gazetelere gelince:

Hürses, Bizim Anadolu, Damga, Diriliş Postası, Hür Haber, İstanbul, Şok, İstiklal, Tünaydın, Yeniçağ, Yeni Çağrı ve Yeni Devir.

Yaygın gazeteler 20-50 lira arasında; yerel gazeteler yedi lira.

Yaygın gazetelerden Dünya 50, Sözcü 35 lirayla en pahalı gazeteler.

Her gün bir Sözcü, bir ekmek alan bir okuyucu ayda bin 650 lira gazeteye ayırmak zorunda.

Bu para marketten alışveriş yapılırsa iki kilo kıyma, üç kilo peynir karşılığı.

SÖZÜMÜ TUTTUM

Kendime söz vermiştim “Bir gün gazetelerde fiili çalışma hayatım biterse ne kahveye gideceğim, ne de meyhaneye…” diye.

Sözümü tuttum. Ama çalışmayı üretmeyi bırakmadım.

Gazetecinin genel çalışma alanının dışında özel çalışma alanının olması gerektiğine inananlardanım.

Bir başka deyişle bir alanda uzmanlaşmasından yanayım.

Rahmetli ustam Ahmet Güner’in telkinlerinin bu inancımın pekişmesinde etkisi oldu.

Uzun yıllardır mübadele ve mübadiller konusunda çalışıyorum.

Bir de Tuzla.

Ata toprağım Tuzla’nın saklı tarihinin peşine düştüm epeydir.

Tuzla’nın altı da üstü de tarih.

Tuzla ve mübadele konusunda yazdıklarımın bir bölümü belediyenin yayımladığı Denizi Kucaklayan Şehir: Tuzla kitabında yayımlandı.

Bu kitapta, hem benim hem de diğer yazarlar; Prof. Dr. Vahdettin Engin, Doç. Dr. Neval Konuk Halaçoğlu, Dr. Murat Erdin, meslektaşım Gökhan Karakaş’ın Tuzla hakkında belge değerinde yazıları var.

Ve bir dilek:

Mübadelenin başkenti Tuzla’da Drama, Kılkış, Kavala, Mübadil ve Muhacir sokakları var da, niye bir Selanik Sokağı/Caddesi; niye bir Lozan Meydanı yok.

Sahil doldurulduktan İTÜ Denizcilik Fakültesi yanında kazanılan alana Lozan Meydanı denilebilir mesela.

Buraya bir de mübadele anıtı ne yakışır, değil mi Tuzla’nın değerli yöneticileri?