Bir çocuğa söylediğimiz sözler sadece o anı mı etkiler yoksa geleceğine iz bırakır mı? Bilim bu soruya yanıt arıyor. Belki de çocuklarımıza bıraktığımız en derin miras gözle göremediğimiz izlerde saklı.
Epigenetik, DNA dizilimini değiştirmeden genlerin çalışma biçiminin nasıl etkilendiğini inceleyen bir bilimdir. Stres, beslenme bozukluğu, çevresel koşullar genlerin işleyişini etkiler. Özellikle çocukluk döneminde yaşanan deneyimler, beynin ve stres sisteminin gelişimini etkileyebilir.
Araştırmalar sürekli ihmal edilen, şiddet ve uzun süreli strese maruz kalan çocukların epigenetik değişimler yaşadığını ortaya koymaktadır. Anne babaların tutumu çocuğun gelişiminde önemli bir yere sahiptir. Sürekli eleştirilen, kıyaslanan veya sevgiyi yalnızca başarılı olduğunda hisseden bir çocuk zamanla kendisini yetersiz görebilir. Buna karşılık sevildiğini hisseden, duyguları anlaşılan ve karşılık bulan, kendisini güvende hisseden çocuk psikolojik olarak dayanıklılık kazanır.
Peki anne – babaların tutumu dışında, onların yaşadığı travmalar çocuklara aktarılır mı? bilim insanları, stresin ve olumsuz deneyimlerinin kuşaklar arası etkilerini araştırmaktadır. Ancak travmaların epigenetik yollarla doğrudan sonraki nesillere aktarıldığı iddiası henüz kesin olarak kanıtlanmamıştır. Epigenetiğin önemli mesajlarından biri, biyolojik gelişimimizin çevremizle etkileşim içinde olduğudur. Çocukluk döneminde yaşanan olumsuzluklar bir risk oluşturabilir, ancak insanın geleceğini bütünüyle belirlediği söylenemez. Güvenli ilişkiler, destekleyici aile ortamında, gerektiğinde alınan psikolojik yardım, olumsuz etkilerin başa çıkılmasını kolaylaştırır.
Sonuç olarak çocuklarımıza yalnızca genlerimizi değil, yaşadığımız deneyimlerin izlerini de bırakırız. Burada aileler olarak onlara nasıl bir gelecek hazırladığımız sorusunu sormak yerine, çocuklarımızın bizim yanımızda nasıl bir insan olmayı öğrendikleri sorusudur.