Bir resim sergisinde hiç dikkat ettiniz mi? Bazen bir tablonun önünde durur, şöyle bir bakar ve yolumuza devam ederiz. Bir başkasıysa aynı tablonun karşısında uzun uzun kalır. Bir adım uzaklaşır, yeniden yaklaşır, sonra dönüp bir daha bakar. Peki, ikisi de aynı tabloya baktığı halde neden biri geçip giderken diğeri oradan ayrılamaz? Belki de bir tabloya uzun uzun bakmamız, onun güzelliğinden çok, içimizde bir yere dokunmasıyla ilgilidir. Bazen bir renk, bazen bir yüz, bazen de ressamın tuvale bıraktığı küçücük bir ayrıntı bizi durdurur. Başkalarının görüp geçtiği bir şey, bizim için bambaşka bir anlam kazanır.
Bir ressamın ne anlatmak istediğini düşünürken, diğeri kendi hayatından bir anı bulabilir o tablonun içinde. Çünkü her birimiz bir esere kendi yaşadıklarımızla, duygularımızla ve hayallerimizle bakarız.
Belki de önemli olan, bir tablonun karşısında kaç dakika durduğumuz değil, oradan ayrıldıktan sonra içimizde ne kaldığıdır. Bazen birkaç saniyelik bir bakış, günler sonra bile hatırladığımız bir duygu bırakır içimizde. Bazen de uzun uzun baktığımız halde, o tablonun bize ne söylediğini hemen anlayamayız.
Peki, bizi durduran, birkaç adım uzaklaştıktan sonra yeniden o tablonun karşısına getiren nedir? Karşımızda yalnızca bir tuval ve üzerine sürülmüş renkler mi vardır? Elbette hayır. O renkleri seçen, o çizgilere biçim veren, her ayrıntıyı bir düşünceyle, bir duyguyla tuvale taşıyan bir sanatçı vardır. Sanatın gücü tam buradan başlar.
Sanatçı, kendi iç dünyasından yola çıkarak öyle bir eser ortaya koyar ki biz de onun karşısında kendi iç dünyamızla baş başa kalırız.
İşte o an, Sanatçının anlattığıyla bizim hissettiğimiz arasında görünmez bir bağ kurulur. Ressam belki kendi yaşadığı bir duyguyu anlatmak istemiştir ama biz o tabloda bambaşka bir hikaye buluruz. Sanatın güzelliği de biraz burada değil midir? Bir insanın içinden doğan duygu, hiç tanımadığı başka bir insanın yüreğine dokunabilir.
Sanatın en güzel yanı, Sanatçıyla izleyici arasında görünmez köprüler kurmasıdır. Bir ressam, yıllar önce bir tuvale bıraktığı renklerle, bugün hiç tanımadığı bir insanın kalbine dokunabilir. Biz o tablonun karşısında dururken yalnızca ressamın dünyasına bakmayız; kendi dünyamızdan da bir şeyler buluruz.
İşte Sanat, bazen tek bir kelime etmeden, Sanatçıyla izleyiciyi aynı duyguda buluşturabilir. Bir eserin gerçek yolculuğu, Sanatçının elinden çıktığı gün değil, bir başka insanın yüreğinde kendine yer bulduğu gün başlar.
Bir dahaki yazıma kadar hoşça kalın. Sevgiyle kalın.