İyi insan olmak, insanlara yardım etmek, onlara yeni bir şans vermek, anlayış göstermek, kırmamaya çalışmak … Bunların hepsi insan ilişkilerinde dikkat edilmesi gereken ve o ilişkiyi güzelleştiren durumlar. Ancak bazen aslında son zamanlarda genelde de diyebileceğimiz bir şekilde gösterilen iyi davranışlar kişi için aleyhine durumlar oluşturabiliyor. Ne kadar fedakarlık yapılırsa beklentiler daha da artıyor ya da ne kadar tahammül edilirse sınırlar daha da aşılıyor gibi…
Bir süre sonra da insan kendine ben neden bunları yaşıyorum diye sormaya başlıyor. Aslında burada sorun olan yapılan iyilikler ya da hoş davranışlar değil elbette, sorunlar iyiliklerin sınırlarının nerede başladığı ve nerede bittiğinin bilinmemesi.
Psikolojik açıdan başkalarının ihtiyaçlarının sürekli kendi ihtiyaçlarımızın önüne konulması, zamanla kişide duygusal yorgunluğa neden oluyor. Özellikle reddedilmekten, sevilmemekten, hayal kırıklığına uğratmaktan korkan insanlar istemedikleri halde bile hayır demekten çekiniyorlar. Başlangıçta bu davranış fedakarlık olarak görülse de sürekli anlayış gösteren, alttan alan kişi bir süre sonra görünmez hale gelir. Yaptığı iyilikler değer verdiğini gösteren davranışlardan çıkıp, o kişinin yerine getirmesi beklenen bir görev olarak düşünülmeye başlar.
Toplumsal ilişkilerde insan davranışları her zaman karşılık bulmaz veya adalet içermez. Bazı insanlar kendilerine sunulan anlayışı takdir ederken bazıları bunu suistimal edebilir. Birinin sürekli affetmesi, karşısındaki kişi için değişim amaçlı bir fırsat olarak değerlendirilmeyebilir. Bazen bu durum davranışlardan kaçınmanın bir yolu olarak görülür. Burada dikkat etmemiz gereken herkesin kötü olduğunu düşünmek değildir, sadece iyi niyet sağlıklı bir ilişki de tek başına yeterli olmaz. Sağlıklı ilişkilerde güven, saygı ve karşılıklı sorumluluk da olmalıdır.
İyilik ile kendinden vazgeçmek arasında ince bir çizgi vardır. Bir arkadaşa destek olmak iyiliktir, ancak onun bütün sorunlarını kendi sorumluluğumuz gibi üzerimize almak kişiyi tüketir. Bir hatayı affetmek olgunluktur, ancak tekrarlanan hatalar karşısında affedici olmak kişinin sınırlarının ihlal edilmesidir.
Bazı toplumsal kabuller, özellikle aile ve yakın ilişkiler içinde susmayı olgunlukla, her şeyi affetmeyi merhametle, kendinden vazgeçmeyi ise fedakarlıkla ilişkilendiriyor. Oysa sessiz kalmak her zaman huzuru, affetmek her zaman iyileşmeyi, fedakarlık da her zaman sevgiyi beraberinde getirmez.
İyi insan olmak herkesi memnun etmek, ikinci bir şans vermek, ya da aynı hatayı defalarca affetmek demek değildir. Ayrıca bir insanın kalbini kırmamak için kendi kalbimizin kırılmasına da gerek yoktur. Çünkü gerçek iyilik, yalnızca başkalarına iyi davranabilmek değil, kendimize de haksızlık etmeden iyi olmayı başarabilmektir.