Özgür Özel, Ülkeyi 15 Temmuz darbe girişimine sürükleyen temel hatanın, iktidarın, liyakat yerine sadakati ön plana alıp işleri ehline değil, kendilerinden olana, kendileri gibi düşünene, kendilerine yakın olana, kendileri gibi ibadet edene vermeleri olduğunu söylüyor. Özel'e göre cemaat denilen Fetö terör örgütüne paralel yapılanma imkanı sağlayan bu politika olmuştur. Muhafazakar kesimde bir deyiş var. Denilir ki alnı secdeye değenden zarar gelmez !
Bunu okurken ister istemez bazı çağrışımlar oluyor.
İslam aleminde ve hilafetinde ilk fitne ve bölünme-bozulma Hz.Osman’ın benzer emevici uygulamaları sonucu ortaya çıkmıştı ! Bırakınız alnı secdeye değen sıradan Müslümanları, bizlerin anarken kudsiyet atfettiğimiz sahabeler dahi hilafet ve saltanat savaşlarında karşı taraflarda karşı karşıya gelmiş ve birbirlerini katletmişlerdir. Hangi taraftan sahabenin şehit, hangi taraftan sahabenin asi gittiği belli değil ! Keza bu sahabelerden hangilerinin naklettikleri hadislerin doğru, hangilerinin ki yanlı ve siyasi belli değildir. İslama verilen ve etkisi hala devam eden en büyük zarar Hz.Osman’ın bu yönetim politikası nedeniyle olmuştur.
OYSA !
ALLAH, (Bakara Suresi 30-34'te açıkladığı üzere) yeryüzü egemenliğini, kendisine en iyi şekilde kulluk edip sadakatle ibadet eden kendi hizmetinde olan Meleklere değil, akıl ve ilim sahibi kıldığı işin ehli olan İnsana vermiş ve; İnsanlığa da (Nisa Suresi, Ayet 58 ile ) işleri kendi çevrelerinden olana, kendi görüşlerinde olana, kendilerine sadakatle bağlı olanlara, alnı secdeye değene veya iyi kulluk ve ibadet edenlere değil, insanlar arasında adaletle hükmetmek üzere ehline vermelerini emretmiştir !
Ve ALLAH, örnek kıssalar da vermiştir.
Bakara Suresi 246-251 ayetlerinde, Peygamberlerinden, kendilerini Callut zulmünden ve içine düştükleri zilletten kurtaracak bir hükümdar adayı göstermesini isteyen beni İsrail’e, peygamberleri ilimde ve savaşçılıkta üstün ehliyeti olan TALLUT'u tavsiye ettiği, ama beni İsraillin zenginlerinin TALLUT'un kendi çevrelerinden olmadığı için itiraz ettikleri lakin nihayette, ancak TALLUT'u başa geçirince kurtuluşa erebildikleri anlatılmaktadır.
Diğer bir büyük örnek, tüm İslami kaynaklarda anlatılmaktadır. Hz. Muhammed kendisi ile Ebu Bekir’in Mekke'den Medine'ye yaptıkları hicret yolculuğunda o tarihte Müslüman olmayıp müşrik olan ama en iyi çöl kılavuzu olup kullanılmayan gizli ve güvenli çöl patikalarını en iyi bilen Abdullah bin Uraykıt'ı ücreti karşılığında hicret rehberi edinmesidir.
O dönemde Müslüman olmayan ama işinin ehli olan Bin Uraykıt yaptığı anlaşmaya sadık kalarak görevini kusursuz tamamlamış ve onları sağ ve sağlıklı olarak Medineye ulaştırmıştır. Peygamberin, resuluhü sıfatıyla ALLAH'ın yardımı üzerinde olduğu halde 'abduhü sıfatıyla İnsan olarak işi kendi dininden, kendi çevresinden olmayan ama işinin ehli olan bin Uraykıt'ı ücreti karşılığı yol rehberi edinmesi ALLAH'ın işleri sizden olanlara değil ehline veriniz emrine muazzam bir vurgudur ! Zira,
Abdullah bin Uraykıt müşrik bir kabileye mensuptu. Ancak çöl yollarını çok iyi bilen uzman bir kılavuz ve güvenilir bir karaktere sahipti. Hz. Peygamber’in bir Müslümanı değil de işinde en iyi olan bir müşriki seçmesi, İslam’da "işi ehline verme" ilkesinin en büyük tarihî örneğidir. Kureyşli müşrikler Hz. Peygamber’i yakalayana 100 deve ödül vaat etmişti. Abdullah bin Uraykıt, elindeki bu büyük fırsata ve dinî farklılığına rağmen teslim aldığı rehberlik görevine ihanet etmemiş, planı kimseye sızdırmamış ve emaneti Medine'ye sağ salim ulaştırmıştır !
Günümüzde de Uluslararası toplantılarda çokça görülen bir şeydir. Milli ve dini değerlerimize uymayan teklif ve görüşlere karşı, işinin ehli ilim ve devlet adamlarımız, milliyetçi ve mukkaddesatçı bilinen ilim ve devlet adamlarımızdan çok daha cesur ve profesyonel olarak karşı çıkıp milli ve manevi değerlerimizi korumuşlardır.
Adalet mülkün temelidir ama, adaletin de temeli ehliyettir, ALLAH'ın emrettiği gibi işi ehline vermektir.
Ehliyet olmadan adalet, adalet olmadan güven ve huzur, güven ve huzur olmadan da kalkınma ve refah olmaz.