İslami kaynaklara göre, “İslamiyet öncesi Arap toplumunda çok eşlilik sınırsızdı. Kur'an, Nisa suresinin 3.Ayeti ile bu durumu kademeli olarak dörde indirerek sınırlandırmıştır".
İslami kaynakların bu yorumuna göre bu ayet bütün insanlık için değildir, sadece Arapları bağlar.
Ama Kur’an bütün insanlığa muhatapsa bu yorum yanlıştır.
Kaldı ki söz konusu olan Nisa suresinin 3.Ayeti’nin mevcut tefsiri de zaten doğru değildir. Çünkü Ayet yetim kızları ihya etmeye yönelik bir ayettir ve aynen şöyledir: "Şayet yetimler hakkında adaleti yerine getiremeyeceğinizden korktuysanız, size tabi olan -hoşunuza giden- kadınlarından ( ma tabe lekum minen nisai) ikişer, üçer, dörder nikahlayınız. Yine de adaleti sağlayamayacağınızdan korkarsanız, bir tane alınız; yahut yeminle sahip olduğunuzla yetininiz. Haksızlık etmemeniz için en uygun olan budur.(Nisa 3 )".
Hz. Aişe'den gelen rivayetlerde bu ayetin, himayelerinde bulunan yetim kızların mallarına ve güzelliklerine göz dikip onlarla haklarını gözetmeden evlenmek isteyen kimseler sebebiyle indirildiği belirtilir. Bu kişiler mehirleri eksik vermek istediklerinden, Allah bu ayetle "Eğer yetim kızlar hakkında adaletli davranamayacağınızdan korkarsanız... ikişer, üçer, dörder nikahlayın" sınırını ve adalet şartını getirmiştir deniliyor.
Bu görüşe göre de günümüz Müslümanlarının saygın örnek kabul ettikleri o dönemdeki Müslümanlar himayelerinde bulunan yetim kızların mallarına ve güzelliklerine göz dikip onlarla haklarını gözetmeden evlenmek ve mehirlerini eksik vermek istiyorlarmış, bunun üzerine bu ayetle uyarılarak (savaşlarda) ölenlerin ortada kalan kız çocuklarının hakları korunmak kaydıyla ikişer, üçer, dörder nikahlayabilmeleri sağlanmıştır.
Kısaca bu ayetle, himaye amacıyla dört yetim kızla evlenilebileceği belirtilmiştir. Ama bir çok islami kaynakta tercümeye ayette olmayan "ğayr" yani "başka" sözcüğü varmış gibi ( ALLAH'ın sözüne söz katılarak) yetim hakkı koruyamayacaksanız "başka kadınlarla" evleniniz diye çevrilmiştir. Bu, yetimleri ihya sebebi dışında, ayeti amacı dışına çıkarıp yetimlerin dışında da dört evlilik yapılabilmesini sağlayan yani Arap adetini Kur’an’a kılıf yapan apaçık bir tahriftir.
Hz. Peygamber mevcut evliliklerinin tahminen altısını bu kural (Nîsâ Suresi-3) gelmeden önce gerçekleştirmiştir.
İslami kaynaklara göre Hz. Peygamber'in birden fazla evlilik yapmasının temel nedenleri keyfi değil; kabileler arasında siyasi/sosyal bağlar kurmak, Medine'deki kimsesiz veya himayeye muhtaç kadınları korumak ve o dönemde cahiliye adetlerinin önüne geçmek gibi toplumsal amaçlar taşıyordu.
Şüphesiz ki böyle olabileceği gibi, henüz sınırlayıcı ayetler gelmediği için, İslamiyet öncesi Arap toplumunda sınırsız olan çok eşlilik geleneğine de uymuş olabilir. Ayrıca, kabileler arasında siyasi/sosyal bağlar kurmak da kabul edilebilir makul bir gerekçedir. Ancak bu ayet kimsesiz veya himayeye muhtaç kadınları koruma yükümü ile ilgilidir.
Kaldı ki bu konu, ALLAH ELÇİSİ'nin elçilik görevi ile yani "Resulühü'" kişiliği ile değil “Abdühü" kişiliği ile - herkes gibi insan olmak özelliği ile ilgilidir. Ve bu insan, kadının mal gibi alınıp verildiği, miras konusu olduğu, erkeklerin sınırsız sayıda kadın alabildiği bir toplumun içinde doğup büyümüştür. Evliliklerle ilgili kısıtlayıcı ayetler de onun ilk altı evliliğinden sonra gelmiştir.
Evlilik konusunda Peygamberin şahsına önce Ahzap suresinin 50.Ayeti ile nikahlı eşleri, cariyeleri, amca-dayı-hala-teyze kızları helal kılınmış, 51.Ayeti ile bunlardan dilediğini nikahlama hakkı tanınmış, 52.Ayeti ile ise peygambere bundan sonra hiç bir kadının artık helal olmadığı ve çok hoşuna gitse bile bunları başka eşlerle değiştirmesinin de kendisine yasaklandığı bildirilmiştir (ve la en tebeddele bihinne min ezvacin ve lev a'cebeke husnuhunne; bu ayetin bu ifadesinden o dönem Arap kavminde eşleri başka eşlerle değiştirme adeti olduğu da ortaya çıkmaktadır) .
Kısaca Peygamberin kişiliği iki özelliklidir. Birincisi “Abduhü” kişiliğidir: Kuldur, her insan gibi Cennetten kovulmuş olmaya sebep zaafları olan ama, yeryüzüne egemen olan aklı ve ilmi karşısında Meleklerin secde ettiği İnsandır ! "Resulühü": ALLAH'ın vahiylerini aynen İnsanlara iletmekle görevli Elçisi-Tanrının Elçisi.
Peygamberin bu iki ayrı özelliğine iki ayrı kişiliğine iman etmek esastır. Müslümanlık da bu imanla ifade edilmektedir (Eşhed u en la ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden âbduhu ve resuluhu).Hz.Muhammedin abduhu kişiliğini ihmal veya inkar edip her şeyini resulühü kişilğiyle ifade etmek ise kelimei şehadeti, dini ve ALLAH'a imanı inkar etmek olabilir ?