0

Kadının siyasal yetersizliğine mantıklı hiçbir neden yoktur.

K. Atatürk

Toplum içinde kişi hürriyetlerinin sınırı, bu hürriyetlerin toplumun gönenci ile ilişkisi önemli konulardır. Birey, aile, toplum ve ulusun yaşamı bir bütünün dilimleridir. 1857 yılında New York'da tekstil işçisi kadınların daha fazla ücret, insani koşullar ve eşit hakları ileri sürerek; ağır çalışma saat ve koşullarını, ücret düşüklüğünü protesto amacıyla greve gitmeleri başlangıçtır.

Bundan 147 yıl önce kadınların hak arayışı ve ezilmişliğe başkaldırı yaşanmıştı. 53 yıl sonra Kopenhag'da 'Sosyalist Enternasyonal' toplantısında uluslararası boyutta, bir kadınlar gününün duyurusuna karar verilir; ancak kesin bir tarih belirlenemedi. 1917 yılında, iki milyon askerini savaşta kaybeden Rusya'da kadınlar, yönetimin politikasını protesto amacıyla ayaklandı. Kadınların protestoda kararlı direnişi, Çar'ın kadınlara 'seçme hakkını' tanımasıyla sonuçlandı. Tarih 8 Mart'tı. Kadınlar gününün aranan kutlama günü bulunmuştu. Bir yıl sonra 1918'de Edebiyat-ı Umumiye dergisinde Nezihe Muhiddin'in 'Karanlık Yollar' öyküsü yayımlanır. Bu öykü, Türk kadın haklarının arayışının başlangıç kıvılcımıdır. Nezihe Muhiddin saygın bir kadındı ve iyi bir eğitim almış konuşmacıydı. Dünyada ve ülkemizde nüfusun yarısı kadınlardan oluşuyor. Fakat en yoksul, eğitim almamış ve hatta okuma yazma bilmeyenlerin çoğunluğu da yine kadınlardır. Kadın, daha alt ücretlerle çalıştırılıyor, siyasette, yönetim erkinde, taşınmaz mal edinmede, sosyal güvencede geri planda tutuluyor. 'Hiçbir asil, ebedi ve büyük netice yoktur ki, içeriğinde kadın varlığı bulunmamış olsun' diyen Atatürk'ün bu sözü 'Dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir.' özdeyişi destekliyor. Önemli olan, Türk kadını çalışmalarımıza ortak yapmak yaşamımızın zenginliğini onlarla yürütmek olmalıdır. Toplumumuzun gelişmesi, ilerlemesi ve çağdaş uygarlık düzeyine ulaşabilmesi için kadının kişilik haklarını kazanması, ekonomik, kültürel, sosyal ve siyasal yerinin belirlenmesi gerekmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasında, yönetim alanında yapılan düzenlemelerin yanında toplumun sosyolojik yapısı ve kadın haklarında da yaptırımlara gidildi. Bunun için ulusumuzun çağdaş ve uygar toplumların seviyesine gelmesini engelleyen dine dayalı yasalar yerine, toplumsal ve ekonomik gelişmeyi sağlayacak yaptırımlara yer verildi. 'Ulusal Boyutta Kadın Hakları' düzenlemelerinde öncelikle 1924'te Tevhid-iTedrisat, 1925'te Kılık-Kıyafet ve 1926'da Medeni Kanun'la kadınlarımızın okuma-yazma, giyim-kuşam ve toplumsal verilerle ilgili, yasal statüleri eşitlendi. Bundan sonra Türk kadını, 1930'da Belediye Meclislerine, 1933'te köy ihtiyar heyetine ve 5 Aralık 1934'te de milletvekili seçme seçilme hakkına kavuştu. Bu yasal düzenlemeler iç açıcıydı. Önemli olan düşünceyi, duyguyu şeffaflaştırmaktı.

Dün annemiz diye sarıldığımız, bugün eşimiz yaşam arkadaşımız, sırdaşımız, dostumuz diye sevdiğimiz, sonra canım kızımız diye övünerek bağrımıza bastığımız 'kadın' her hakkı, hukuku ve değeriyle erkekle eşitlenmelidir. Toplumsal kalkınmada önce insan diye düşünülmelidir. İnsan kavramında erkek-kadın birbirini bütünleyen, ailenin temeli olarak vardır. Kadına tanınan haklar göreceli unsurlar değil, kalıcı, bağlayıcı ve dayanağı olan fonksiyonlar olmalıdır. Medeni ve çağdaş toplumun gereği budur. Dini ve ideolojik etkenler, kadını ikinci sınıf bir varlık olmaya itmemelidir. İstiklal Savaşı yiğitlerinden Adile Çavuş, Mersin'de Atatürk'ü görünce eğilerek elini öpmek ister. Atatürk: 'Türk kadının yeri aşağılarda değil, her zaman omuzlardadır.'der. Toplumumuzun temeli kadındır. Türk kadını çocuğuna verdiği ak süt kadar ak, berrak ve sıcak sevgisi, ona vereceğimiz değerle taçlandırılmalıdır. Verilmesi gerekenler bir lütuf veya hatır değil, toplumun unuttuğu bir görev ve değerdir. 8 Mart Kadınlar Günü siyasal, kültürel ve sosyal etkinliklerle sivil toplum örgütleri ve kurumlarca hatırlanacak ve kutlanacaktır. En önemli olan siyasal, toplumsal, kültürel ve sosyal alanda yetişmiş aydın kadınlarımızı görmektir. Yönetim erkimizin beşiği olan Millet Meclisi'nde sayısal varlıklarını, her basamaktaki yönetimde de yerlerini almaları gerekmektedir. Kadınlarımızı siyasi-sosyal çıkmazın gerisine itmek değil onları 21. yy'ın çağdaş, medeni ortamında gururumuz olarak görebilmeliyiz. Eli öpülesi Türk kadını, analık hakkı ile her zaman yücelerdedir.

Ülkemizin coğrafi yapısıyla Doğunun İslami mistisizmi ile Batının yenileşmeci ve bilim ağırlıklı farklılığı arasına sıkıştı. Etno kültürel ve sosyo ekonomik başkaldırılar siyasilerin yanlış yönlendirmesi ile çıkmazda. Atatürk'ün çağdaş, bireyci, yenileşmeci ve eşit haklarla donanımlı "Türk kadını profili" türbana bulandı. 21. yy, 19. yy'a ötelenir oldu. Cumhuriyetin kazanımlarından olan her alanda gelişme ve değişim karanlıklara itilir oldu. Kutsal Türk kadını aydınlıkçı bakış doğru ilerliyorken, bu geriye dönüş ve baskıcı tavır İslam dininin çıkara dayalı kullanılmasıdır. Kızlarımız ve kadınlarımız ailemizin ve ülkemizin aydınlık yüzüdürler. Onları rahat bırakalım… 8 Mart Kadınlar Günü ve her günleri kutlu olsun.