SANATIN SAVAŞLA İLİŞKİSİ YALNIZCA YAŞANANLARI BELGELEMEK Mİ?

İnsanlık tarihi ne yazık ki yalnızca uygarlıkların, keşiflerin ve ilerlemenin tarihi değildir, aynı zamanda savaşların yıkımların, büyük acıların da tarihidir.

Ne zaman bir savaş çıksa, yalnız şehirler değil, insan ruhu da ağır yaralar alır. İşte tam bu noktada SANAT; sessiz ama çok derin tanıklık olarak karşımıza çıkar.

SAVAŞ, her şeyden önce hayatı paramparça eder. Evleri, aileleri, çocukları ve geleceğe dair umutları yok eder. Fakat SANAT, tam da bu karanlığın içinde insanın iç sesi olmayı layıkıyla başarır. Çünkü SANAT sadece güzeli anlatmaz; acıyı, kayıpları, korkuyu, akan gözyaşlarını ve insanın dayanma gücünü de görünür kılar.

Bir insanın gözyaşlarında, bir ressamın tuvalinde, bir şairin dizelerinde, bir müzisyenin sezgisinde, bir tiyatro sahnesinde oyuncuların repliklerinde, savaşın bıraktığı izler bazen bir haber metninden çok daha güçlü şekilde hissedilir.

Sanatın Savaşla ilişkisi yalnızca yaşananları belgelemek değildir. Aynı zamanda unutmamayı sağlar. Tarih kitapları savaşların tarihini yazar; ama SANAT, o SAVAŞların insanın kalbinde açtığı yaraları saklar. Bir annenin bekleyişini, bir çocuğun korkusunu, yıkılmaz bir şehrin sessizliğini en derin biçimde çoğu zaman SANAT anlatır. Bu yüzden SANAT, SAVAŞın rakamlarla ifade edilemeyen tarafını ayna gibi sunan bize, görünür kılar. Diğer taraftan Savaş dönemlerinde Sanatın kendisi de hedef haline gelir. Müzeler yağmalanır, tarihi yapılar yıkılır, kitaplar yakılır, kültürel miras yok edilir. Çünkü Savaş yalnızca insanı değil, hafızayı da silmek ister. Bir toplumun Sanatı, onun kimliğidir; geçmişiyle, inancıyla, duygusuyla kurduğu bağdır.

Sanata yönelen saldırı, aslında insanın kendi varlığına yönelen bir saldırıdır.

Bütün bunlara karşın yine de Sanatın çok güçlü bir yanı vardır: Yeniden ayağa kalkabilme gücü. En karanlık dönemlerden sonra bile insanlar şiir yazmaya, şarkı bestelemeye, duvarlara resimler yapmaya devam ederler. Neden biliyor musunuz? Çünkü SANAT, insanın “ben hala buradayım” deme biçimidir. Savaş yıkabilir, susturabilir, korkutabilir; ama insan ruhunun kendini ifade etme ihtiyacını tamamen yok edemez.

Belki de bu yüzden SANAT, SAVAŞın karşısında en insani direniş biçimlerinden biridir. Silaha değil sözle, öfkeyle değil estetikle, nefretle değil hafızayla cevap verir. SANAT, SAVAŞın kararttığı dünyaya insanlığın hala tükenmediğini hatırlatır.

Bugün dünyamıza baktığımızda, Savaşların değişen teknolojiye rağmen aynı acıları taşıdığını görüyoruz. Değişmeyen bir başka şey daha var, o da Sanatın iyileştirici, düşündürücü ve birleştirici muhteşem gücü. Belki Sanat Savaşı tek başına durduramaz; ama insanı insana yeniden hatırlatabilir ve bazen BARIŞ tam da bu hatırlayışla başlar.

Bir daha ki yazıma kadar Sevgiyle Kalın.