Dijital ekranların piksellerle örülü dünyasında, bazen en büyük büyünün en basit nesnelerde saklı olduğunu unutuyoruz.
Bir parça kumaş, iki düğme ve bir elin hareketi… İşte karşımızda bir kukla! Modern dünyanın karmaşası içinde “demode” gibi görünse de “KUKLA SANATI”, aslında çocuk ruhunun en saf ve en kadim dostlarından biridir. Unutulmaya yüz tutmuş, bu miras, sadece bir seyirlik oyun değil, bir çocuğun hayal dünyasına açılan en samimi en içten kapıdır.
Kukla Sanatının çocuk gelişimindeki yeri, “cansız bir nesneye can üflemek, duygu yüklemek” üzerine kuruludur.
Bir çocuk, iplerle ya da eldivenle hareket ettirilen o figürün aslında “gerçek” olmadığını bilse de, onunla kurduğu bağ tamamen gerçektir. Bu durum, çocuğun soyut düşünme yeteneğini geliştirir. Karagöz ile Hacivat’ın atışmalarında gizli olan o toplumsal zekâ, İbiş’in saflığındaki dürüstlük, çocuğun zihninde didaktik bir dersten çok daha kalıcı izler bırakır.
Kukla Utangaç Ruhların Sözcüsüdür aslında.. Kuklanın en büyük mücizesi, bir maske görevi görmesidir. Kendi adına konuşmaktan çekinen, duygularını ifade etmekte zorlanan bir çocuk; eline bir kukla aldığında dünyanın en cesur anlatıcısına dönüşebilir. Kukla, çocuğun savunmasızlığını örten sihirli bir kalkandır Çocuk, söyleyemediklerini kuklasına söyletir, korkularını onun üzerinden dışa vurur. Tedavi edici, iyileştirici, şifa verici bir araç olarak KUKLA, çocuğun iç dünyasındaki düğümleri bir bir çözen görünmez bir el gibidir.
Peki, bu kadim sanatı nasıl yeniden canlandırabiliriz?
Geleneği Geleceğe nasıl taşıyabiliriz?
Cevap, sadece büyük sahnelerde değil, evlerimizin salonlarında saklı. Örneğin bir çoraptan yapılan bir el kuklası bile, çocuğunuzla kuracağınız iletişimi bir üst basamağa taşıyabilir. Geçmişteki o tozlu Kuklaları yeniden çocukların avuçlarına bırakmalıyız.
Kukla Tiyatroları sadece bir eğlence aracı olarak görülmemelidir.
Estetik algının, dil gelişiminin ve en önemlisi, “hayal kurma disiplinin” bir parçası olarak kabul edilmelidir. İplerin ucundaki o küçük kahramanlar, aslında bizim kültürel hafızamızın ve çocukluğumuzun en sadık koruyucularıdır.
Gelin bu hafta sonu, bir ekranın karşısına geçmek yerine; evdeki eski bir düğmeyi, bir parça yünü ve sınırsız hayal gücünüzü birleştirip kendi hikayenizi anlatacak o kahramanı yaratın. Göreceksiniz ki, iplerin ucunda hareket eden sadece bir bebek değil, bir çocuğun yeniden canlanan hayalleridir. Geleneksel ile Moderni harmanlayan, nostaljik olduğu kadar vizyoner bir bakış açısı sunmaya çalıştığım yazımı sonlandırırken, yeni yazıma kadar Sevgiyle Kalın diyorum.