Çocuklarımıza “yalan söyleme” “paylaşımcı ol” veya “kaba davranma” gibi öğütler verdiğimizde, bu çoğu zaman havada asılı kalır. Neden? Çünkü soyut kavramlar, bir çocuğun dünyasında ancak somut hikayelerle hayat bulduğunda anlam kazanır. Sanatın en kadim dallarından biri olan masallar, işte tam bu noktada devreye girer. Masallar çocuklara parmak sallayarak ders vermez; onlara iyiliğin, estetiğin ve adaletin kaçınılmazlığını gösterir. Masallar, bir çocuğun vicdanını şekillendiren en zarif “etik laboratuvarları”dır.
Didaktik Derslerden Estetik Değerlere Masalların en büyük gücü, “örtük öğrenme” dediğimiz yöntemdir. Bir masalda dürüst olan Keloğlan’ın sonunda mükafatlandırılması veya açgözlü birinin kendi kazdığı kuyuya düşmesi, çocukta bir “adalet duygusu” yaratır.
Çocuk, “dürüst olmalısının telkininden ziyade, dürüstlüğün getirdiği içsel ve dışsal huzuru masalın kahramanıyla birlikte yaşar.
Burada önemli olan ne? İyiliğin sadece kazandığı için değil, güzel ve doğru olduğu için seçilmesidir.
Masallar sayesinde çocuk, etik değerleri zorunluluk olarak değil, masal karakterinin bir parçası, bir ruh güzelliği olarak algılamaya başlar.
Masallardaki karakterler genellikle uçlardadır: Çok iyi, çok kötü, çok saf, çok kurnaz… Bu uçlardaki keskin ayrım, çocuğun zihnindeki “doğru ve yanlış” terazisini kurmaya yardımcı olur.
Yardımseverlik: Yolda karşılaştığı karıncanın yuvasını bozmayan kahraman, aslında doğaya ve zayıf olana saygıyı gösterir, öğretir ona.
Adalet: Masalın sonunda kötünün mutlaka bir bedel ödemesi, çocuğun dünyaya olan güvenini pekiştirir.
Paylaşmak: Az olanını bölüşen kahramanın yolunun açılması, cömertliğin sadece bir davranış değil, bir kapı açıcı olduğunu gösterir.
Empati yoluyla gelen Erdem diyelim mi?
Sanatın özü olan Empati, masallarda doruk noktasına ulaşır. Çocuk haksızlığa uğrayan bir karakterin yerine kendini koyduğunda, gerçek hayatta bir başkasına haksızlık yapmanın ne hissettireceğini de öğrenmiş olur. Masal okurken veya dinlerken dökülen bir damla gözyaşı veya kazanılan zaferdeki o büyük sevinç, çocuğun duygusal zekasını vicdanla harmanlar. Vicdanlı bir insan olmak, sadece kuralları bilmek değil, başkasının acısını duyabilmektir, masallar ise bu duyma yetisini geliştirir.
Masallar bize iyiliğin sadece “doğru” değil, aynı zamanda “güzel” olduğunu anlatır. Çocuğun ruhuna ekilen bu adalet tohumları, ileride onun sanatçı, bilim insanı ya da esnaf olduğunda kararlarını etkileyecek olan o gizli pusuladır.
Son sözüm şu cümlelerle renklensin…
“Çocuğunuza sadece dünyayı anlatmayın; ona masallar yoluyla dünyanın nasıl daha adil ve güzel bir yer olabileceğini hayal ettirir. Çünkü vicdan, en erken yaşta, bir Masalın sıcaklığında filizlenir.
Sevgiyle kalın.