Bir zamanlar, özelikle yaz aylarından binlerce kişi şifalı kaynak sularından yararlanmak için Tuzla İçmeleri’ne akın ediyordu.
Şifalı sulara ulaşmak için Haydarpaşa’dan özel tren kalkıyor, özel otobüs seferleri düzenleniyordu.
Kalabalıklar konaklayacak yer bulamadıkları için bembeyaz çarşaflarla yapılmış derme çatma çadırlar kuruyor; bütçeleri uygun olanlar Tuzla’daki Selanik Oteli’ne gidiyor, otelde yer olmadığı günlerde bazı aileler evlerini pansiyon olarak konuklara açıyordu.
Tuzla’nın İçmeler mevkiinde 1927 yılında Kamil Abduş ve üç doktor arkadaşı tarafından anonim şirket statüsünde kurulan ve 75 yıllığına işletme imtiyazı verilen Tuzla İçmeleri en parlak dönemini 1955-1970 yılları arsında yaşadı.
Tesisler Kamil Abduş’un ölümünden sonra gerileme dönemine girdi ve 1990 yılına dek bekçiler tarafından işletilmeye çalışıldı.
O yıllarda el değiştiren tesisler bugün kaplıca olarak da hizmet veriyor, “Şifalı Sular” adıyla anılıyor.
70 dönümlük alan üzerinde kurulu tesislerde içilen su yüzeyden kendiliğinden çıkıyor. Suyun kaynağını Piyade Okulu civarındaki dikey kaya tabakalarından yer altına girerek biriken sular oluşturuyor. İstanbul’daki tek kaplıca da Tuzla İçmeleri’nde.
Suların faydaları İÜ İstanbul Tıp Fakültesi Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji Kürsüsü tarafından yapılan deneylerle onaylanmış.
EVLİYA ÇELEBİ DE YAZMIŞ
Tuzla İçmeler Evliya Çelebi’nin da radarına girmiş.
Çelebi seyahatnamesinde şöyle söz ediyor bugünün şifalı sularından:
“Her sene temmuz ayında yani kiraz mevsiminde bütün İstanbul’dan ve diğer yerlerden binlerce insan gelip burada toplanırlar. Çadırlarını kurduktan sonra saz söz meclisleri tertip ederler; eğlenirler ve içerler. Böylece kırk gün kırk gece deniz kenarında top tüfenk ve fişek şenlikleri ve eğlenceler olur ki dillerle söylemek ve sözlerle anlatmak mümkün değildir. Dert sahibi olup da hasta edici ve sağlığı bozucu rahatsızlıklara yakalanmış olanlar burada üç gün üç gece bu içme suyundan içince Allahu Taala’nın emriyle ve izniyle kusmaya başlayıp sarı sarı ve yeşil safra, sevda, balgam ve diğer usareler çıkarır pis ve fena kokusundan dolayı insan ölüm mertebesine varır. Bu içme suyu yalçın kayadan kaynayıp çıkar. Berrak ve yumuşak sudur. Ancak biraz acıdır.”
İKDAM’DAKİ HABER
Daha yakın zamanlara gelelim.
1894 -1928 yılları arasında İstanbul'da yayımlanan İkdam gazetesinin 20 Ağustos 1900 tarihli sayısındaki bir haber yukarıda Tuzla’da pansiyonculuk yapıldığına ilişkin yazdıklarımı da doğruluyor.
Haber şöyle:
“Tuzla çiftliği dahilinde vaki içme nam maden suyu bil-cümle mide hastalığı, karın şişliği ve idrar tutukluluğu hazımsızlık gibi emrazı (hastalıkları) üç ve nihayet beş gün zarfında kâmilen izale ettiği ve şerit ve daha buna mumasil (benzer) alel ve emrazı def eylediği kırk elli seneden beri icra edilen tecarüble (tecrübelerle) mertebe-i subuta vasıl (en üst derecede sabit) olmuştur. İş-bu içme zamanı ağustos ibtidasından (başından) nihayetine kadar olub, bu sene mezkur su (adı geçen su) mahali hasseten yalnız veya familya ile teşrif buyuracak zevatı kiramın ikametleri için tuzlada gerek İslam ve gerek Hristiyan mahallelerinde döşeme ve yatak ve levazım-ı beytiye (evde kullanılacak ihtiyaçlar) sairesiyle haneler hazırlanmış olduğu ilan edilir.”
* Fotoğraf: 20 Ağustos 1900 tarihli İkdam gazetesi.