Perde Kapandıktan Sonra: Sanatı Eve ve Kalbe Taşımak Tiyatro salonundan çıkan bir çocuğun yüzündeki o ışığı hiç fark ettiniz mi?
Gözleri hala o sahnedeki renklerin parıltısını taşır, zihninde biraz önce tanık olduğu hikayenin tortuları vardır. Pek çok ebeveyn için tiyatro deneyimi, oyuncuların selam verip perdenin kapanmasıyla son bulur. Oysa gerçek sanat yolculuğu, tam da o “son alkıştan, perde kapandıktan sonra, salonun kapısından çıktıktan sonra başlar. Tiyatro sadece izlenen bir gösteri değil; eve taşınması, oyunun konuşulması, hayatımıza dahil edilmesi gereken yaşayan bir organizmadır diyebilirim.
Çocuğumuza dönüp nasıl beğendin mi sorusunun ötesine geçmektir as olan. Bu soruya alınan “Evet” cevabı, maalesef deneyimin o an orada tüketilip bitmesine sebep olur. Sanatın çocuk üzerindeki etkisini derinleştirmek için bu soruyu sormamış olalım, bir kenara bırakıp, onun zihnindeki pencereleri aralayacak anahtar sorular sormalıyız. Mesela “Sence kahraman o kararı verirken ne hissetti?” veya “Eğer sen hikayenin sonunda olsaydın neyi değiştirirdin?” ya da “Oyunun dekoru sana hangi mevsimi hatırlattı?” gibi sorular, çocuğu pasif bir izleyici olmaktan çıkarıp aktif bir eleştirmene dönüştürür. Bu diyaloglar sayesinde çocuk, izlediği oyunu, kurguyu kendi gerçekliğiyle harmanlamaya başlar.
Bu, sadece bir sanat kritiği değil, aynı zamanda ebeveyn ile çocuk arasında kurulan derin ve nitelikli bir iletişim köprüsüdür.
Tiyatronun çocuk ruhundaki kalıcılığını arttırmanın en eğlenceli yolu, oyunu, salonun büyüsünü eve, oturma odasına taşımaktır. Eve dönüldüğünde en etkileyici bulunan sahneyi yeniden canlandırmak, bir kağıda oyunun resmini çizmek ya da evde ne varsa, olan malzemelerle karakterlerin kostümlerini çizmek, tasarlamak mesela… İşte bu tiyatronun o “büyülü tozunu” evin her köşesine yaymamızı sağlar.
Örneğin, oyunun bir çatışma anını ele alıp “Hadi bu sahneyi bir de şöyle oynayalım” diyerek yaratıcılığı tetiklemek, çocuğun olaylara farklı perspektiflerden bakma yetisini geliştirir. Sanat böylece okulun veya hafta sonu etkinliğinin sınırlarından çıkarak, ailenin ortak dili haline gelir.
Bir çocuğun annesiyle veya babasıyla “mış gibi "yaparak ortak bir oyun kurması, onun özgüvenini ve aile bağlarını sanatın gücüyle perçinler.
Sanatla harmanlanmış bir ortak hafıza yıllar geçip o çocuk büyüdüğünde, izlediği oyunun konusunu belki detaylarıyla hatırlamayacaktır, ancak hatırlayacağı çok daha değerli bir şey olacaktır; Oyun çıkışında ailesiyle yaptığı o heyecanlı sohbet, akşam yemeğinde karakterler üzerinde kurulan hayaller ve Sanatın evdeki sıcaklığı…
Tiyatro, ebeveynlere çocuklarının iç dünyasını keşfetmek için paha biçilmez bir fırsat sunar.
Sanatla kurulan bu bağ, çocuğu sadece iyi bir sanatsever yapmakla kalmaz; aynı zamanda sorgulayan, empati kuran ve kendi hikayesini yazma cesareti bulan bir bireye dönüştürür.
Unutmayalım ki; perde kapandığında yolculuk bitmez, asıl serüven o perdenin ardındaki dersleri hayata taşımakla başlar.
Gelin, tiyatronun o eşsiz ışığının salonun duvarları arasında kalmasına izin vermeyelim; o ışığı her günümüze, her sohbetimize ve çocuklarımızın geleceğine taşıyalım.
Çocuğunuzun gittiği her oyundan sonra içine bir resim yaptığı veya biletini yapıştırdığı küçük bir “Tiyatro Defteri” oluşturabilirsiniz. Bu onun kişisel kültür tarihinin ilk adımı olacaktır.
Bir dahaki yazımda görüşmek üzere hoşça kalın.
Sevgiyle kalın.