Yoksa Sanat Bazen Bize Hiçbir Şey Söylemeden Hissettiklerimizi mi Uyandırır?

Sanatın karşısına geçtiğimiz çoğu zaman ondan bize bir şey anlatmasını bekliyoruz.

Bir resme bakarken ressamın ne anlatmak istediğini, bir müzik dinlerken bestecisinin bize ne söylemeye çalıştığını, bir tiyatro oyununu izlerken oyunun bize hangi mesajı vermek istediğini düşünerek seyrediyoruz.

Sanki Sanatın karşısında durduğumuzda mutlaka bulmamız gereken tek bir cevap varmış gibi davranıyoruz. Oysa bazen bir resme bakarız ve nedenini bilmeden içimizde bir huzur oluşur, bazen bir müzik duyarız ve yıllar önce yaşadığımız bir anı birdenbire hatırlarız, bazen bir sahne izleriz ve oyuncunun söylediği tek bir cümle günlerce aklımızdan çıkmaz. Belki de Sanatın gücü her zaman bize ne anlatmak istediğinde değil, bizim içimizde neyi harekete geçirdiğindedir.

Belki de Sanat bize bir cevap vermek yerine, kendi içimizde unuttuğumuz bir duygunun kapısını açıyordur.

İşte bu yüzden aynı Sanat eserine bakan iki insanın birbirinden tamamen farklı şeyler hissetmesi hiç şaşırtıcı değildir. Bir tablonun karşısında duran biri renklerin içinde huzur bulurken, bir başkası aynı renklerde hüzün görebilir. Aynı şarkıyı dinleyen iki kişiden biri çocukluğuna giderken, diğeri hiç yaşamadığı bir duygunun içine çekilebilir. Bir tiyatro oyununda hepimizin duyduğu aynı cümle, birimizin aklında başka bir kapı açarken, bir başkasının yüreğine dokunabilir. Çünkü Sanatın karşısında hepimiz yalnızca gözlerimizle, kulaklarımızla değil, yaşadıklarımızla da dururuz. Geçmişimiz, anılarımız, sevinçlerimiz, kırgınlıklarımız, özlediklerimiz .....

Belki de tam bu yüzden herkese aynı şeyi söylemek zorunda değildir Sanat ; kimi zaman bir eserin karşısında sessizce dururuz ve onun bize ne anlattığını bulmaya çalışmak yerine, onun içimizde ne uyandırdığını fark ederiz.

Sanatın mutlaka bize bir şey söylemesi gerektiğini düşünmek, belki de onu anlamaya çalışırken yaptığımız en büyük yanılgılardan biridir. Çünkü her Sanat eserinin karşısında mutlaka bir anlam aramak, bazen eserin bize bıraktığı boşluğu görmemize engel olabilir. Oysa bir resim sadece renkleriyle, bir müzik yalnızca sesleriyle, bir tiyatro oyunu bazen yalnızca sahnede bıraktığı bir duyguyla da bizim için bir anlam taşıyabilir. Sanatçı bir şey anlatmak istemiş olabilir; ama bizim ondan aldığımız duygu başka olabilir. Bu, sanatçıyı anlamadığımız anlamına gelmez. Tam tersine, belki de Sanatın en güzel tarafı burada başlar. Sanatçı kendi dünyasından bir pencere açar, biz o pencereden kendi dünyamıza bakarız. Kimi zaman gördüğümüz şey sanatçının anlattığıyla buluşur, kimi zaman bambaşka bir yere gider. Ve belki Sanat tam da bu yüzden bize tek bir cevap vermek zorunda değildir.

Belki de Sanatın bize söylemek zorunda olduğu tek bir şey yoktur. Bazen Sanat bize bir cevap verir , bazen hiçbir şey söylemeden içimizde bir duyguyu uyandırır. Bazen bir resim, bir müzik, bazen bir tiyatro sahnesi bize kendimizden bir parça gösterir .

İşte belki Sanatın asıl gücü de buradadır. Bize ne düşünmemiz, ne hissetmemiz gerektiğini söylemeden, kendi içimize bakmamızı sağlar. O yüzden Sanatın karşısında her zaman bir cevap aramak zorunda değiliz. Bazen sadece durmak, bakmak, dinlemek ve içimizde ne olduğunu fark etmek yeterlidir. Çünkü belki Sanat tam da bu yüzden bize tek bir cevap vermek zorunda değildir; bize kendi cevabımızı bulacağımız bir alan bırakır.

Bir dahaki yazıma kadar hoşça kalın. Sevgiyle kalın.