Geçmişimizde çekirdek bir kitleydik.
Vuruştuk, vurduk vurulduk.
Ülkemizin komünizmin boyunduruğuna girmesini engelledik.
Sonra oyunun şeklini değiştirdiler.
Oyunlardan kahpe olanını seçtiler.
Ayak uyduramadık.
Kim kahpe, kim değil bilemedik.
Kahpeliği Milletimizin zihnine öyle çabuk zerk ettiler ki ne olduğunu anlayamadık bile.
Durumumuz içler acısı oldu.
Uğruna savaştığımız bütün değerleri elimizden çekip aldılar.
Değerlerimizin nasıl yok olduğunu anlayamadık bile.
Şimdi de bizi bizden olanlarla vuruyorlar.
Bizden olanlar bizi dışarı süpürüyorlar.
Bu şikayet mi hayır.
Bu bir durum tespiti.
İstiyoruz ki birileri anlasın bilsin kurtuluş kapısına yönelsin.
Önceleri üzülüyordum.
Üzülmenin hiç bir faydası yok.
Artık üzülmüyorum.
İnsanların kendi seçimleri kaderleridir.
Seçtiğiniz yolda yürürsünüz, başınıza gelenleri yaşarsınız.
Seçiminizden sonra artık dönüş yoktur.
Bu sebeple bu toplum seçiminin bedeli iyi veya kötü görülecek.
Maalesef seçimin iyi yönü pek görünmüyor.
Öyleyse dibe küt diye vuracağız.
Ondan sonrasını hiç düşünmek bile istemiyorum.
(Hasan Kurşuncu)
Sosyal medya'da sayfa arkadaşımın yaptığı bu paylaşım, günümüzde milliyetçi siyasetin bu günkü acı tablosunu dile getiriyor.
Türk Milliyetçiliği, Irkımız ve ülkemizin geleceği adına çeşitli fikirlerin öngörüldüğü ideal yumağıdır. Maalesef bu ideal, belirsizlikleri ve dağınıklığı ile umutsuz bir tablo çizmeye devam ediyor. Hâlâ milli merkezi birleştirici konsept sağlanamamıştır.
Cumhuriyet tarihinde Türkçü ve Turan sevdalıları çok vardı, lâkin; Atatürk, H.Nihan Atsız ve A.Türkeş en belirgin idealist olanlarıydı.
Büyük Türk Milletinin, içine düştüğü dar boğazdan Kuva-i Milliye ruhu içinde çıkaran Mustafa Kemal Atatürk, Türk milletini ilmin mürşitliğinde daha ileri seviyeye çıkaracağımıza inanıyordu.
Türk Milleti'nin hür, bağımsız ve kuvvetli bir devlet olmasını arzulayan ulu önder, Türk milletine aşık, milletini her şeyden çok seven ateşli bir milliyetçiydi.
Atatürk, N. Atsız ve Alparslan Türkeş'den sonra milliyetçilerin, umut bağladığı ve "Yolbaşçı" gördükleri liderler, gönül vermiş kitleleri ortak noktada birleştiren gücünü ortaya koyamadı.
Milliyetçilik; Atatürk, H.Nihan Atsız ve Türkeş öldükten sonra fikirlerinin hayata geçirilmemesi, devletimizin demoğratif yapısı, güvenlik ve ekonomi'de telafisi zor, tahribatlara neden oldu.
Yıllardır milliyetçi hareket de kişisel ihtiras ve her şeyi ben bilirim aklın ağır bastığı bir siyaset, camia içerisinde fikir ayrılıklarından dolayı kopuşları da beraber getirdi.
Neticede, siyaset arenasında iktidar olma şansını kaybetmek bir yana, iktidarın yanlış yönlerini eleştirerek, dizayn etme gücü olan ana muhalefet partisi olma şansını da kaybetti.
Birinci soru bu idealin adını "NE"...?
Yıllarca bu görüşün içinde olan biri olarak hâlâ ülkücü ideallerini ne olduğunu çözmüş değilim.
1) Acaba, şeriatçılık, ümmetçilik, Arabizm etkisinde ki dincilik mi, yoksa teokrasi yönetim "Osmanlı" anlayışı mı?
2) Veya; Atatürk ilkeleri ve inkılapları da dahil; hür, bağımsız, demokrat, çağdaş laik cumhuriyet ve Türki Cumhuriyetler ile ayrı devlet, aynı millet ekseninde "Turan" anlayışı mı? Bir türlü çözemiyoruz.
Birinci de olan görüşler ile fikirlerlerimiz uyuşmaz deniliyorsa, neden açıkça söylenerek dosta güven verilmiyor?
Artık bir karar veriniz?
Demir Testeresi
Adam harıl harıl kepengin asma kilidini, demir testeresi ile kesmekte, gecenin derin bir vaktinde.
O ara oradan geçmekte olan bir Adige durumu görür ve sokulur, hırsıza sorar;
– Ne yapıyorsun öyle?
– Keman çalıyorum görmüyor musun?
– Ne biçim keman bu? Sesi çıkmıyor?
– Bu kemanın sesi sabah çıkacak, hem de ne çıkacak…
Bende diyorum ki; bu ideal belirsizliğinin siyasette bir sesi çıkacak ama ne zaman çıkacak onu bilemiyoruz. Dileğim odur ki; birlik, beraberlik içinde her şey TÜRKİYE için en iyi ve en güzeli olsun...
Tanrı Türkü Korusun
Sevgi ve Saygılarımla