Arada bir kütüphanelerin sanal ortamdaki gazete arşivlerine girmek faydalı oluyor.

Bazı sürprizlerle de karşılaşıyor insan.

Troleybüslerle ilgili bilgi ararken ekranıma 151 yıl öncenin Basiret gazetesinde üç atın çektiği dört tekerli ve üzerinde OMNIBUS yazan resim ve haberi düştü.

Amnibüs

Troleybüs, omnibüs?

Önce bir anlam veremedim, ama vardır bir hayır deyip indirdim arşivime.

Troleybüslerle ilgili epece bilgi toparladıktan sonra, vakti gelince yazmak üzere o bilgileri de arşive attım.

Aradan epeyce zaman geçti.

Televizyonlarda İstanbul’un çözülmesi pek mümkün olmayan trafik keşmekeşiyle ilgili haberleri seyrettikçe Basiret’teki o resmi ve haberi hatırladım.

Ve haberi arşivimdeki uykusundan uyandırıp bir arkadaşımdan bugünkü dile aktarmasına rica ettim.(*)

Haber şöyle:

“Dünkü günden itibaren Sultan Beyazıt’tan Edirnekapı’ya kadar beher adam için iki kuruş olmak üzere omnibüs arabaları işlemeye başlamıştır. 29 Mayıs 1875.”

İstanbul’da omnibüs 1875’in 28 Mayıs’ında hizmete girmiş.

Tesadüfe bakın, o günden tam 86 yıl sonra 27 Mayıs 1961 tarihinde İstanbul’da troleybüsle çalışmaya başlamış.

Troleybüsler kentin ulaşım ihtiyacını karşılayamayan tramvayların yerine Avrupa Yakası’nda çalıştırılmak üzere İtalya’ya 1956 yılında sipariş edildi. Halk arasında telli otobüs, tellibüs, boynuzlu otobüs diye anılan troleybüsler sefere çıkarılmadan önce 21 Mayıs 1961 tarihinde denendi, 27 Mayıs 1961 tarihinde trafiğe çıktı. İstanbul’a 23 yıl hizmet eden troleybüsler 16 Temmuz 1984 tarihinde seferden kaldırılarak İzmir Belediyesi’ne satıldı.

Omnibüs, atlı tramvay, tramvay, tünel, otobüs, derken efendim troleybüs, sonra hızlı tramvay, nostaljik tramvay ve nihayet metro.

İşte yıllarca içinde milyonlarca İstanbullu’yu taşıyan araçlar.

İSTANBUL’UN ŞU I954 KIŞI

Yaşı tutanlar mutlaka hatırlayacaktır.

İstanbul zorlu bir kış geçiriyordu, tıpkı 1987 kışı gibi.

Ama o 1954 kışının bir farkı vardı 39 yıl önceki İstanbul kışından.

O yıl, Tuna Nehri’nde kopan devasa buz kütleleri Karadeniz’i geçerek Boğaz’ı ve Marmara’yı kaplamıştı.

23 Şubat 1954 Salı gecesi limanı dolduran buzlar İstanbul’un eğlence kaynağı olmuştu.

O gün ilk önlem olarak vapur seferleri iptal edilmişti.

İki yakanın sahillerini dolduran İstanbullular Boğaz’dan girip saatte beş mil hızla Marmara’ya süzülen buzdan kalelerin üstünde ellerinde bayraklarla dolaşanları, masa kurup nargile içenleri, bisikletle gezenleri gördükçe hem şaşırıyor; hem de kahraman gibi gördükleri bu çılgınları alkışlıyordu. Üsküdar ve Beşiktaş sahiline doluşanlardan kendilerini güvenenler buz kütlelerine atlıyor, kısa da olsa heyecan yaşıyordu.

Zaman zaman sahilde toplananlar arasında bazı gemilerin buzlar arasında mahsur kaldığı söylentileri dolaşıyorsa da buna kimse aldırmıyordu.

Kentin iki yakasını dolduran kalabalıklar saatler ilerledikçe artıyordu.

İstanbul’un orta yeri şenlik yeriydi.

Halk yıllarca unutamayacakları gün yaşıyordu.

Bir iki gün içinde vapurlar yeniden seferlere başladı.

Buz kütlelerinin geçit verdiği kanallardan ilerleyen vapurların yolcuları çoluk çocuk çevreyi seyre çıkan ailelerden oluşuyordu.

Biz de bu ailelerden biriydik.

Anne ve babamla buzlara çarpa çarpa ilerleyen bir vapurla Üsküdar’dan Beşiktaş’a gitmiştik.

……..

Zamanla buzlar Samatya ve Yedikule açıklarına dek ilerledi.

İstanbul’un gündeminde bir hafta kalan Tuna’nın buzları eriyerek dağılmaya başladığında cemreler düşmüş, doğa bahara göz kırpmıştı.

……..

(*) Basiret’in haberini bugünkü dile aktaran İsmail Mengi’ye teşekkür ederim.