İnsan ilişkilerinin en hassas noktalarından biri kelimelerin adeta bir silah gibi kullanıldığı ya da karşı tarafa bu hissiyatı vermesidir. Aslında yanlış anlaşılma ya da karşımızdakinin damarına basma konuları birer iletişim kazasının çok ötesinde durumlardır. Bu anlarda birey psikolojik savunma mekanizmalarını hazırlar, geçmiş travmaları ve benlik algısı kapsamında karmaşık bir kriz yaşamaya ve onu yönetmeye çalışmaya başlar.

İletişim bir mesajın kaynaktan alıcıya kayıpsız bir şekilde iletilmesi olarak açıklanamaz. Her insan aldığı mesajı kendi zihinsel filtresinden geçirerek yorumlar. Örneğin aynı cümleyi farklı iki kişiye kurduğumuzda aldığımız tepki aynı olmayacaktır. Yine ucu açık, net olmayan mesajlar kişiyi genel olarak en kötü senaryoyu düşünmeye iter. Yazılı iletişimde ses tonu, vurgu, mimik gibi unsurlar bulunmadığından atılan kısa veya nötr bir mesaj karşı taraf için duygusal bir kriz oluşturabilir.

Psikoloji literatüründe tetiklenme olarak bilinen damara basılma konusu ise bir söz ya da davranışın bireyin en hassas, yaralı veya güvensiz hissettiği noktaya temas edilmesidir. Bu alanlar genellikle çocukla, eski ilişkilerle veya başarısız olaylarla şekillenir. Değersizlik, yetersizlik veya reddedilme korkusu bu damar dediğimiz noktaları tetikler. Birisi damarımıza basacak bir söz söylediğinde beynimizin rasyonel düşünen kısmı geçici olarak devre dışı kalır. İlkel beyin bu durumu fiziksel bir hayatta kalma tehdidi olarak algılar ve savaş ya da kaç tepkisi gösterir. Bu anlamda verilen tepkiler genel olarak rasyonel değildir. Basit bir eleştiri veya soru kişiye geçmişindeki büyük bir reddediş hikayesini hatırlatabilir ve nihayetinde bu bir patlamaya yol açabilir.

Yanlış anlaşılma ve damara basılma durumları bir araya geldiğinde ilişkiler için yıkıcı bir durum oluşur. Karşı taraf iyi niyetli olsa bile kurulan cümle dinleyicinin hassas bir noktasına denk gelebilir. Örneğin yorgun bir günün ardından eşe sorulan yemek yaptın mı sorusu karşı taraf için yetersiz olduğu hissiyatını oluşturabilir.

İletişimde krizi yönetmek ve sakin kalabilmek farkındalık ve pratiklik gerektiren bir durumdur. Aslında beceridir. Damara basıldığını hisseden kişinin o anda bedenindeki fiziksel tepkileri hissederek karşı tarafa cevap vermeden önce kendisine en az 5 saniye tanıması ve bu sürede sakinleşmesi önemlidir. Karşı tarafın amacını sorgulamak, yani bunun zarar verme amacıyla mı yoksa kendini ifade etmeye yönelik mi olduğunu anlamak önemlidir. Yanlış anlaşılmayı önlemenin en iyi yolu teyit edebilmektedir. Bunu söyleyerek beni yetersizlikle mi suçluyorsun yoksa başka bir şey mi ifade etmeye çalışıyorsun demek krizi büyütmeden önleyebilir. Bir insanın kendi damarlarını bilmesi iletişim de en büyük gücüdür. Hangi konularda hızlı öfkelendiğini bilmek, tetiklenilen anlarda bu durum benimle ilgili değil, karşımdakiyle de ilgili değil tamamen hassas olduğum noktalarla ilgili düşüncesini taşımak mantıksal bir yaklaşımdır.

Unutmamak gerekir ki, insan olmak kırgınlıkları ve anlaşılma arzusunu birlikte yaşamak demektir. İletişimde yanlış anlaşılmalar kaçınılmazdır. Ancak damarımıza basıldığında verdiğimiz tepkiler bizim duygusal olgunluğumuzun aynasıdır. Savunmaya geçmek yerine merak etmeyi, saldırmak yerine açıklamayı seçtiğimizde hem kendimizi hem de ilişkilerimizi koruyabiliriz.