Toplum önünde konuşmak, yeni bir ortama girdiğinde kendini ifade etmek veya sadece bir “merhaba” diyebilmek pek çok ebeveyn için çocuklarının bu sosyal becerileri kazanamaması büyük bir kaygı kaynağıdır. Çocuğumuzun bir köşede sessizce oturması, bir soru sorulduğunda başını öne eğmesi “çekingenlik” olarak etiketlenir ve genellikle bu durumun üzerine gidilerek çözülmesi beklenir. Oysa zorlamak, çoğu zaman duvarları daha da yükseltir. Olasılıkları çoğaltır. İşte bu noktada Sanatın en oyunbaz hali olan TİYATR0 ve YARATICI DRAMA imdada yetişir. Sahne ışığında özgüven inşası başlamıştır bile “Mış Gibi” yapmanın ciddiyetiyle.

Tiyatro ve Yaratıcı Drama, çocuklara o duvarları yıkmak için sihirli bir balyoz değil, güvenli bir kapı sunar.

Rol yapmanın iyileştirici maskesi, çekingen bir çocuk için en büyük korku, “kendi olarak” hata yapmaktır. Tiyatro ise bu korkuyu dahice bir yöntemle saf dışı bırakır. Nasıl mı?

Maske takmak…

Bir çocuk sahnede bir aslanı, bir bulutu ya da huysuz bir kralı canlandırdığında, artık o “kendisi” değildir. Hata yaparsa bu aslanın hatasıdır; komik duruma düşerse bu kralın komikliğidir.

Bu karakterin arkasına saklanma “özgürlüğü" çocuğun üzerindeki toplumsal baskıyı kaldırır. Kendi sesiyle bağırmaya utanan o çocuk, canlandırdığı dev rolüyle tüm salonu inleten nara atabilir.

Bu, hayati bir kırılma noktasıdır. Karakterin arkasında kazandığı o ses ve duruş, oyun bittiğinde yavaş yavaş da olsa çocuğun kendi kimliğine usulca sızmaya başlar. Sahne ışıklarında atılan o cesur adımlar, aslında çocuğun gerçek hayatındaki özgüven tuğlalarını örmeye başlamıştır bile.

“Hatanın yasak olmadığı bir oyun alanı” okul sistemi veya sosyal hayat genellikle başarı odaklıdır, yanlış yapmanın hep bir bedeli olmuştur. Ancak drama atölyeleri “mış gibi” yapmanın ciddiyeti üzerine kuruludur ve burada yanlış diye bir şey yoktur. Bir “ağaç” olmanın tek bir yolu yoktur; her çocuğun ağacı kendine hastır.

Bu sınırsız kabul ortamı, çekingen çocukların “ya yanlış yaparsam?” kaygısını yok eder. Denemenin, yanılmanın ve yeniden, yeniden denemenin, bir “oyun” sayıldığı bu alanlarda çocuk, kendi bedenini ve sesini keşfeder. Kendini ifade etmenin sadece kelimelerden ibaret olmadığını; bir bakışın, bir duruşun veya bir el hareketinin bile ne kadar güçlü bir anlatım aracı olduğunu fark eder. Bu farkındalık, ona hayatta “ben de buradayım” deme cesaretini verir.

"Sahneden Hayata Taşınan Miras"

Tiyatro eğitimi alan veya drama ile tanışan çocuklarda gözlemlediğimiz en büyük değişim, göz teması kurma ve kendini ifade etme hızındaki artıştır.

Sahnede bir başkasının hayatını canlandırırken kazandığı empati ve öz kontrol, gerçek dünyadaki çatışmaları çözme becerisine dönüşür.

Ebeveynler, genellikle çocuklarının “oyuncu” olmasını beklemezler, ancak her ebeveyn çocuğunun hayata karşı “oyuncu” bir ruhla, özgüvenli ve dik durmasını ister. Tiyatro, çocuğa bir meslekten ziyade bir “yaşam duruşu” armağan eder. Kendi sesini duymaktan korkmayan bir nesil Sanatın o iyileştirici sahnesinde yetişir. Çekingen bir çocuğunuz varsa, onu hemen bir gösteriye çıkması için zorlamayın. Bunun yerine onu, sürecin, sonuçtan daha önemli olduğunu YARATICI DRAMA atölyeleriyle tanıştırın. Bırakın önce bir “bulut” olsun, sonra bir “çınar ağacı”. O sessizce süzüldüğü sahnelerde kendi içindeki devi keşfettiğinde, bir gün bakacaksınız ki gerçek hayatın tam ortasında, kendi hikayesinin başrolünde, hiç heyecanlanmadan, sesi titremeden konuşuyor. Unutmayın “mış gibi” yapmak, hayata hazırlamanın en ciddi ve en sanatsal yoludur.

Bir daha ki yazıma kadar hoş çakalın.

Sevgiyle Kalın.