0
Son yıllarda küresel ekonomideki gelişmeleri, ekonomimize etkilerini ve Ülkemizin kronik iktisadi sorunlarını izlerken ve analiz ederken karşılaştığımız tabloda çok ilginç görüntüler dikkati çekmekte, özellikle geleneksel ve yüzeysel iktisadi bilgilerin dışında gerçekleşen somut örnekler; ekonomide detayların ve diğer parametrelerin de çok önemli olduğunu kanıtlamaktadır. Bu kapsamda küresel ekonomideki ve Ülkemizdeki bazı ekonomik gelişmeler ve sonuçları, ilginç örnekler olarak karşımıza çıkmakta, sorgulama ve gerçeğe ulaşma hususundaki hedef ve düşüncelerimizi teşvik etmektedir.
Bu çerçevede ekonomi alanında Ülkemizi de kapsayan küresel bir sörf yaptığımızda; dikkati çeken bazı görüntüleri hatırlamak ve çıkarılan sonuçları aşağıdaki gibi sıralamak faydalı olacaktır (Negatif faizlerin gündeme gelmesi, ABD ve Avrupa Birliği (AB) dahil bir çok ülkenin düşük faiz sürecini yaşaması ve enflasyonun yükselmesi hedefine kilitlenmesi bazı ülkelerde ise faizleri ve enflasyonu düşürme çabalarının görülmesi, bazı ülkelerin mili paralarının değerini bir prestij unsuru olarak görmek düşüncesinin ağır basması sonucu ekonominin gerçeklerine kulak tıkaması, milli paranın değerinin düşmesinin ihracatta patlama yapacağına ilişkin klasik söylemlerin ilave açıklamalar gerektirmesi, dış ticaret açığının düşmesinin ancak ihracat artışıyla birlikte gerçekleşmesi halinde bir anlam ifade edebileceği, AB kapsamındaki tüm ülkelerin ekonomik refah içinde yaşayacağı düşüncesinin çökmesi, ülke ekonomilerinin batmasının mümkün olamayacağı ama ekonomik iradelerinin ve geleceklerinin başkalarının elinde olabileceği, petrol üreticisi ülkelerin de siyah altına rağmen tökezleyebilecekleri, ekonomik büyümede; asıl önemli olanın büyümenin kaynağı ve sürdürülebilir olması, merkez bankası rezervlerinin kurlara müdahale açısından tek başına kullanılmasının akılcı bir yöntem olmadığı; riskler taşıdığı ve prestij kaybına yol açabileceği, küresel likidite imkanlarının daimi olamayacağı ve konjonktürel dalgalanmaklar yaşanabileceği, küresel ekonomik avantaj ve dezavantajların bir bütün oluşturması (Örneğin; küresel ticaretteki ve büyümedeki ivme kaybı, küresel likidite bolluğu, petrol fiyatlarının düşmesi vb.) ve ülke ekonomilerindeki zafiyetlerin hepsinin küresel nedenlerden kaynaklanmaması, dış politikadaki öngörülerdeki isabet oranının ülke ekonomilerini etkilemesi vb.).
Yukarıda sıralanan bazı örnek görüntü ve tespitler; ülke ekonomileri arasında benzerlikler ve farklılıklar olabileceğini, küresel şartlardan olumlu veya olumsuz etkilenilebileceğini ve ekonominin ülkelerin yaşamında çok önemli olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla, küresel ekonomiyi ve siyaseti yakından izleyip, doğru yorumlayıp, hızla uyum sağlamanın yanı sıra ülke içinde gerekli tedbirleri zamanında almak, her türlü potansiyeli akılcı kullanmak ve gerekli reformları toplumun geniş kesimlerinin desteğini alarak gerçekleştirerek ekonomik refahı artırmak ve yaygınlaştırmak; rasyonel iktisadi davranışın bir gereği olacaktır.
Öte yandan, ABD Merkez Bankası (FED); faizleri artırma kararını devamlı olarak ertelemesi nedeniyle küresel gündemde önemli yer oluştururken, Ülkemizdeki FED (Faiz-Enflasyon-Dolar) sürecinin ise nasıl bir ivme izleyeceği merak edilmektedir. Ülkemiz gündeminden düşmemekte direnen ve ekonomimiz içinde önemli bir yeri olan bu üç etkenin, birbirlerini sıkıca etkileme fonksiyonlarının uzun bir süre daha devam edeceği anlaşılmaktadır.
Özellikle siyasi iktidarın yakın zamana kadar ekonominin önünde en önemli engel olarak gördüğü faizlerin, indirilmesi gerektiğine ilişkin ısrarlı yorumları karşısında TC. Merkez Bankası (Banka) bu yönde bir adım atmamış, araya 7 Haziran Milletvekili Genel Seçimleri girmiş ve bu konu sıcak siyasi gündem içinde unutulmuştu. İzleyen süreçte ise doların gerek küresel bazda değer kazanması gerekse yurt içindeki çeşitli nedenlerden dolayı TL'nin değer kaybetmesi sonucunda; Banka, faizleri indirmesine yönelik ısrarlı talep ve eleştirilerin psikolojik yorgunluğunu henüz üzerinden atamamışken, bu sefer de doları frenlemek adına faizleri artırması gerektiğine ilişkin yorum ve eleştirilere muhatap olmaya başlamıştır. Bu süreçte; Bankanın rezervlerini kullanarak büyük çaplı bir müdahale etmesi gerektiğini dillendirenlerin olmaması veya azınlıkta kalması tablonun olumlu yönü olmuştur.
Bu aşamada Bankanın, FED'in faizleri artırma kararına kendini odakladığı, ayrıca bir faiz artışına gitmeyeceği ve 1 Kasım 2015 tarihinde yapılacak olan Milletvekili Genel Seçimlerine kadar bu yönde bir politika uygulamayı benimsediği anlaşılmaktadır. Seçimin sonucunda siyasi belirsizliğin ortadan kalkmasını müteakip, siyasi ve ekonomik konjonktürü dikkate alarak daha sağlıklı bir karar verebileceğini düşündüğü izlenimi oluşmuştur.
Enflasyon konusunda ise; Bankanın hedeflerinin tutmadığı bilinmektedir. Bu konuda Ülkemizin iki haneli rakamlardan uzaklaştığı, ancak bir süre daha mevcut seyrini devam ettireceği, dolar kurundaki artışların enflasyona olan olumsuz katkılarının Banka tarafından da kabul edildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, ekonomi çevrelerinde telaffuz edilen yüzde 5 seviyesindeki bir enflasyon hedefine, kısa vadede ulaşılamayacağına olan inanç güncelliğini korumaya devam edecektir.