Vergi mevzuatında son yıllarda yapılan düzenlemeler, özellikle enflasyon muhasebesi uygulamalarıyla birlikte mükelleflerin gündemini ciddi biçimde meşgul ediyor. Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından yayımlanan ve 2024 yılına ilişkin enflasyon düzeltmesi uygulamalarını ele alan son sirküler de bu çerçevede dikkatle okunması gereken metinlerden biri. Zira yapılmakta olan yatırımlar hesabında ortaya çıkan farkların nasıl izleneceği ve ne şekilde vergilendirileceği artık daha net çizgilerle belirlenmiş durumda.

Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 298/A maddesinde yapılan değişiklikle, yapılmakta olan yatırımlar hesabının enflasyon düzeltmesine tabi tutulması sonucu oluşan farkların doğrudan gelir yazılmaması, bunun yerine bilançonun pasifinde özel bir fon hesabında izlenmesi esası benimsendi. Bu yaklaşım, yatırım sürecinde henüz gelir yaratmayan unsurların vergisel baskıya maruz kalmaması açısından yerinde bir düzenleme olarak değerlendirilebilir.

Ancak bu fonlar “vergiden tamamen muaf” bir alan da yaratmıyor. Özel fon hesabında izlenen tutarlar, yatırımın tamamlanarak ilgili iktisadi kıymetin aktifleştirildiği dönemle birlikte, izleyen dört hesap döneminde olmak üzere toplam beş yıl içinde eşit taksitlerle dönem kazancına dahil ediliyor. Üstelik bu uygulama sadece yıllık kurumlar vergisi açısından değil, geçici vergi dönemleri için de geçerli.

Dikkat çeken bir diğer husus ise bu fonların her yıl yeniden değerleme oranında artırılması zorunluluğu. Enflasyon düzeltmesine tekrar tabi tutulmayan bu tutarlar, her yıl açıklanan yeniden değerleme oranı üzerinden artırılarak vergi matrahına yansıtılıyor. Örneğin 2025 yılı sonu itibarıyla yapılacak hesaplamalarda %25,49’luk oran esas alınacak. Bu durum, ertelenmiş gibi görünen vergi yükünün zaman içinde artarak geri döneceğini gösteriyor.

Öte yandan, sirkülerde açıkça ifade edildiği üzere, yeniden değerleme sonucu oluşan artışların iktisadi kıymetin maliyetine eklenmesi mümkün değil. Bu tutarlar sadece özel fon hesabında izleniyor ve ilgili dönemlerde gelir olarak dikkate alınıyor. Muhasebe kayıtlarının ve beyannamede gösterimin nasıl yapılacağına dair ayrıntılı bir yol haritasının henüz çizilmemiş olması ise uygulamada tereddütlere yol açabilecek bir boşluk olarak karşımıza çıkıyor.