KÖPRÜ...

Bir zamanlar, birbirlerine bitişik iki çiftlikte yaşayan iki erkek kardeş vardı. Günlerden birgün bu iki kardeş arasında bir anlaşmazlık baş gösterdi. İki kardeş arasında o zamana değin ilk kez görünen bu anlaşmazlık, giderek büyüdü ve kardeşler arasında ayrılığa neden oldu.

İki kardeş, birbirlerine yalnızca küsmekle kalmadılar, yıllarca ortaklaşa kullandıkları tarım makinelere değin sahip oldukları tüm araç gereçlerini ve mal varlıklarını da ayırdılar.

Küçük bir yanlış anlama sonucu başlayan anlaşmazlığı izleyen ayrılık, giderek büyüyen bir uçuruma dönüştü ve en sonunda yerini, karşılıklı kullanılan hoş olmayan sözlere bıraktı. Bunun arkasından da beklenenler oldu ve kardeşler arasında şiddetli bir kavga, sonra da ürkütücü bir sessizlik yaşanmaya başladı.

Bir sabah, bu iki kardeşten büyüğünün kapısına bir usta geldi. Elinde büyük bir marangoz çantası vardı. Ev sahibinden geçici bir iş istedi:

"Yapılacak ufak tefek bir işiniz varsa, size yardımcı olmak isterim" dedi. "Elimden hemen her iş gelir. Birkaç gün çalışırım, işi bitiririm."

Büyük kardeşin aklına o an bir "iş" geldi. "Evet, sana göre bir işim var" dedi ve küçük kardeşinin çiftliğini işaret etti:

"Şu derenin karşısındaki çiftlik, komşumuzdur. Daha doğrusu, benim küçük kardeşime aittir o çiftlik. Geçen haftaya dek benim çiftliğimle onun çiftliği arasında bir otlak vardı. Sonra o, buldozeriyle orayı ırmak bendi yaptı ve aramızda, otlak yerine, çiftliğimizi birbirinden ayıran bir dere var."

İş isteyen adam, büyük kardeşin söylediklerini dikkatle dinledikten sonra sordu:

"Benden ne yapmamı istiyorsunuz?" dedi. Büyük kardeş önce kuşkusunu, sonra da kararını açıkladı:

"Kardeşim bunu bana acı vermek için yapmış olabilir" dedi. "Fakat şimdi ben, onun yaptığından daha büyük bir şey yapacağım."

Bunları söyledikten sonra adamı aldı, ahırın olduğu yere götürdü ve duvarın dibinde yığılı duran kütükleri gösterdi:

"Senden, bu kütükleri kullanarak, iki çiftlik arasında üç metre yükseklikte bir çit yapmanı istiyorum" dedi. "kaç gün çalışırsan çalış, nasıl yaparsan yap ama bana öyle bir çit yap ki, gözlerim kardeşimin çiftliğini artık görmek zorunda kalmasın."

İş arayan usta, başını salladı:

"Sanırım durumu anladım, efendim" dedi. "Şimdi bana çivilerin, kazma küreğin yerini gösterin ki hemen işime başlayayım."

Büyük kardeş ustaya kazma, küreğin ve çivilerin yerini gösterdikten sonra, alışveriş yapmak için kasabaya gitti.

Usta ise, tüm gün boyunca ölçerek, keserek, çivileyerek sıkı bir biçimde çalışmaya koyuldu.

Akşam güneşi batarken o işini bitirmiş, çiftlik sahibi büyük kardeş ise alışverişini tamamlamış, kasabadan dönüyordu. Çiftliğe gelir gelmez ustanın yaptıklarına baktı ve şaşkınlıktan gözleri, yuvalarından fırlayacak gibi açıldı. Karşısında, yapılmasını istediği çit yoktu ama, derenin bir yakasından öteki yakasına uzanan görkemli bir köprü vardı.

Biri kendi çitliğinin toprağına, öteki küçük kardeşinin çiftliğinin toprağına oturtulmuş "usta işi" denilecek kusursuzlukta bir köprü uzanıyordu.

Büyük kardeş, hâlâ geçmeyen şaşkınlığıyla bu köprüyü seyrederken, karşıdan birinin geldiğini gördü. Dikkatle baktığında gelen kişinin, komşusu, yani küçük kardeşi olduğunu anladı.

Kardeşi, kollarını iki yana açmış olarak köprünün karşı ucundan kendisine doğru yürüyordu.

"Benim sana karşı yaptığım bunca haksızlığa ve söylediğim bunca kötü sözlere karşın sen, bu köprüyü yaptırarak ne denli iyi ve ne denli büyük bir insan olduğunu gösterdin" dedi ağabeyine. "Şimdi bir büyüklük yap ve sen de kollarını açarak bana gel..."

Köprünün iki ucundan ortaya doğru yürüyen kardeşler, köprünün ortasında bir araya geldiler ve özlemle kucaklaştılar.

Büyük kardeş bir ara arkasına baktığında, çantasını toplayıp oradan ayrılmakta olan ustayı gördü.

"Gitme, dur sana yaptıracağım işler var"

Usta gülümsedi :

Ben buradaki işimi tamamladım, gitmem gerek" dedi ve ekledi:

"Yapmam gereken daha birçok köprü var."

*****

DOSTLUK VE KARDEŞLİK..

Akrabalar arasında yakınlık kaybolduğu gibi, kardeşlerin de hırs ve içten pazarlık aşırılıkların devam ettiği günleri yaşıyoruz.

Bazılarının mevki hırsları ve umulmadık yanlışlıkları, dostlukların sarsılmasına vesile olabiliyor. Dostundan veya kardeşinden herşeyi istemeye cesaret edenler, suçlamaya geçtikleri anda sadece yakınlıklarını bozmakla kalmıyor, gizli ve sinsi nefretlerini de, farkında olmadan ortaya koyabilmekten çekinmiyorlar.

Yüce Mevlana'nın "Gerçek dostlar karanlık basınca ortaya çıkan yıldızlara benzer!." Sözünde ki, güzellik ile bütünleşemiyoruz, dost olamıyoruz maalesef.

Şunu da iyi biliyoruz ki, iyiler kötülerle kötüler de, iyilerle asla dost olamazlar. Nasıl ki vatanımız evlatlarını kalleşçe vuran caniler ile dost olmaya tereddüt ettiğimiz gibi... "kalleşlik yapan bir daha yapar" demekten kendimizi alamıyoruz.

Pir Sultan Abdal'ın dile getirdiği gibi:

Şu zavallı zalimin ettiği işler

Garip bülbül gibi zareler beni

Yağmur gibi yağar başıma taşlar

Dostun bir fiskesi yareler beni

Seneler önce dış güçlerin, Kardaş Azerbaycan ve diğer Türk devletler ile aramızdaki yıktıkları köprüyü tekrar kurduk. Gel gör ki, onu yıkmaya çalışan iç ve dış çakallar sürüsü peyda oldu.

Onlara aldırmadan, hikayedeki Marangoz’un dediği gibi: "yapmamız gereken daha bir çok köprü var"

Kalın Sağlıkla

Tanrı Türkü Korusun

Sevgi ve Saygılarımla