İnsanlar ne kadar özgüvensizse bir o kadar abartırlar kendilerini. Halbuki neysen osundur… Eksiği ile fazlasıyla insan insandır.

Dışını ne kadar süslersen süsle, içindeki önemli deseler de artık içini de süslemeye başladı insanlar. Her duyguyu abartılı yaşamaya ve aksettirmeye meyilli oldular.

En çok ben sevindim, en çok ben üzüldüm yarışına girilmiş çoktan. Kimsenin dediği kadar hissettiği yok halbuki. Davranışları nasıl da ele veriyor insanları, anlaşılıyor ne kadar samimiyetsiz olunduğu.

Önemli olan gerçekte ne olduğu değil midir? İnsanların kendini farklı gösterme çabasına anlam veremiyor insan ya da biz neysek oyuz, bize fazla geliyor.

Küçük dağları yaratmış olsalar da benlikleri ve kalplerinde olan aynı kalacağı için çok da önemli değil. İçteki kötü niyet ya da en iyi benim telaşı bitmedikçe de nasıl gözüktüğü para etmez insanın.

Diğer yandan da insan olduğu gibi görünmeli, diye klişe cümleler de savurabiliriz ama nedense kendi cümlelerimizi kurmayı severiz; ben ve bana benzeyenler…

İnsan ne kadar içtense bir o kadar da sadedir aslında. Samimiyeti biz abartılı haller olarak algılamışız, içten olanı zayıf bulup inanamamışız bir kere, kim döndürebilir bizi bu düşünceden derken fazla gelmiş, naifliğimiz.

Kendini abartmayıp saklayanlar kazanmıyor bu dünyada, kendini en iyi aksettirenlerin dünyası burası. Kendilerini ortaya atmak için her yolun mübah olduğunu düşünenler ile aynı kefede olamayız zaten.

Naifliği ve iyi niyeti zayıflık saydığımız sürece de bizden olmaz zaten, istedikleri kendini üstün görenler serisi.

En iyisi mi çekilip izlemek, insanların tiyatrosu bitmez.