Anne ve babaların en çok dile getirdiği isteklerden biri şudur: "Çocuğum özgüvenli olsun." Kim istemez ki? Kendini ifade edebilen, hata yapmaktan korkmayan, yeni şeyler denemeye cesaret eden ve kendi ayakları üzerinde durabilen çocuklar… Ancak özgüven, bir çocuğa doğrudan verilebilecek bir özellik değildir. Tıpkı bir binanın tuğla tuğla, yükselmesi gibi, özgüven de zamanla ve yaşanan deneyimlerle inşa edilir. Çocuklar dünyaya kendilerini tanıyarak gelmezler. Kim olduklarını, neyi yapabileceklerini ve ne kadar değerli olduklarını büyük ölçüde çevrelerinden öğrenirler. Bu yüzden aile içinde kullanılan dil, gösterilen ilgi ve kurulan iletişim, özgüvenin oluşmasında önemli bir yere sahiptir. Bazen farkında olmadan çocuklarımızı başkalarıyla kıyaslayabiliyoruz. "Ablan daha düzenliydi.", "Arkadaşın bu sınavdan daha yüksek not aldı." gibi cümleler iyi niyetle kurulsa da, çocukta yetersizlik duygusu oluşturabilir. Oysa her çocuğun gelişim hızı, ilgi alanı ve yetenekleri birbirinden farklıdır. Özgüvenin temelinde yalnızca başarı yoktur. Aksine, çocukların hata yapmasına, yeniden denemesine ve kendi çabasıyla bir işi başarabilmesine fırsat vermek çok daha değerlidir. Çünkü bir çocuk, bir sorunu kendi başına çözebildiğinde "Ben yapabilirim." duygusunu yaşamaya başlar. İşte gerçek özgüven de bu duyguyla güçlenir.
Günümüzde anne ve babaların çocuklarını koruma isteği hiç olmadığı kadar arttı. Onların üzülmesini istemiyor, zorlanmamaları için birçok şeyi önceden hazırlıyoruz. Ancak bazen aşırı korumacı olmak, çocuğun kendi deneyimlerini kazanmasını da engelleyebiliyor. Oysa küçük yaşlarda yaşanan başarısızlıklar, hayal kırıklıkları ve yeniden deneme çabaları, hayatın doğal bir parçasıdır. Bir başka önemli konu da çocuklara duyulan güvendir. Yaşına uygun sorumluluklar verilen, fikri sorulan ve kararlarına değer verilen çocuk, zamanla kendisine de güvenmeyi öğrenir. Sürekli yönlendirilen veya her işi başkaları tarafından yapılan çocuk ise kendi becerilerinden şüphe edebilir. Aslında özgüvenin en güçlü kaynağı, çocuğun kendisini koşulsuz değerli hissetmesidir. Başarılı olduğunda alkışlanan ama hata yaptığında sevgiden mahrum bırakılmayan çocuk, zamanla kendisiyle daha sağlıklı bir ilişki kurar. Çünkü bilir ki değeri yalnızca aldığı notlarla ya da kazandığı başarılarla ölçülmez. Belki de anne-babalık, çocuklara kusursuz olmayı öğretmek değil; onların kendi potansiyellerini keşfetmelerine eşlik etmektir. Bazen bir teşvik cümlesi, bazen sabırla beklemek, bazen de "Sen bunu yapabilirsin." diyebilmek, uzun uzun verilen öğütlerden çok daha etkili olabilir.
Unutmamak gerekir ki özgüven, bir günde kazanılan bir özellik değildir. Her gün gösterilen sevgi, güven, sabır ve anlayışla yavaş yavaş şekillenir. Çocuklar, kendilerine inanmayı çoğu zaman anne ve babalarının onlara duyduğu inanç sayesinde öğrenirler. Belki de bu yüzden, özgüvenli çocuklar yetiştirmenin ilk adımı, onların her zaman başarılı olmasını beklemek değil; denemelerine, hata yapmalarına ve yeniden başlamalarına fırsat vermektir.