Hayat, çoğu zaman bize yetişemediğimiz bir hızla akıp gidiyor. Sabah başlanan işlerin akşam bitmeden yarım kalması, günün sonunda “Bugün de hiçbir şey yapamadım” hissi… Oysa mesele çoğunlukla yapacak işlerin çokluğundan değil, onları düzenli bir plana oturtamamaktan kaynaklanıyor. Zamanı planlamak ve programlı yaşamak, yalnızca günlük koşuşturmayı kolaylaştırmakla kalmaz uzun vadede bizi hedeflerimize yaklaştıran en önemli adım haline gelir.

Planlı yaşamak, aslında zihne huzur vermektir. Günün hangi saatinde ne yapılacağını bilmek, zihni sürekli “Acaba şimdi neyi yetiştirmem lazım?” telaşından kurtarır. Bu da stresten uzak, daha odaklı ve verimli bir gün geçirmenin anahtarıdır. Çünkü dağınık bir akıl, en küçük işi bile büyütürken programlı bir akıl, en büyük işleri bile adım adım küçülterek bitirebilir. Programlı yaşamanın bir diğer etkisi de kişiye kontrol hissi kazandırmasıdır. Hayatın belirsizlikleri elbette var fakat kendi gününü yöneten insan, en azından kendine düşen kısmın hâkimi olur. Bu hâkimiyet, özgüveni artırır. İnsan kendini daha disiplinli, daha güçlü hisseder. Çünkü her tamamlanan küçük hedef, daha büyük bir amaca giden taşları döşer. Belki de en kıymetli noktada plan yapmak, hayallerimizi somutlaştırır. Kütüphanesini dolduran kitaplar, her gün on sayfa okumaktan; sağlıklı bir beden, her gün atılan birkaç adımdan; kariyer başarısı ise her gün yapılan planlı çalışmalardan doğar.

Elbette ki hayat, sürprizleriyle gelir. Hiçbir plan kusursuz işlemez. Ancak plansızlığın getirdiği savrulma ile, planlı bir düzenin ara sıra bozulması arasında dağlar kadar fark vardır. Programlı yaşayan kişi, tökezlese de yolunu yeniden bulabilir. Plansız yaşayan ise nereye gittiğini bilmeden sürüklenir. Kısacası, gün planlamak sadece işleri kolaylaştıran bir araç değil hayatı yönlendiren güçlü bir pusuladır. Bu pusula, bize zamanı tüketen biri olmaktan çıkıp, zamanı yöneten biri olma şansı verir. Ve işte o zaman, hedeflerimiz sadece bir hayal değil, adım adım yaklaştığımız bir gerçek haline gelir.