Bazı insanlar aynı ürünü daha pahalıya almaz. Ama bazıları aynı ürüne daha fazla para öder. İşte “yoksulluk primi” dediğimiz şey tam olarak budur. Yoksulluk primi, düşük gelirli insanların aynı hayatı yaşamak için daha çok para harcamak zorunda kalmasıdır. Bu bir tercih değildir; çoğu zaman mecburiyettir. Örneğin, faturayı peşin ödeyemeyen biri daha pahalı ödeme yöntemlerine yönelir. Toplu alım yapamayan biri ürünleri tek tek ve daha pahalıya alır. Banka kredisi alamayan biri daha yüksek faizli seçeneklere kalır. Sonuç değişmez: Az parası olan daha çok öder. Bu sadece para meselesi değil. Yoksulluk sadece “az para kazanmak” değildir. Aynı zamanda hayatı yönetmenin daha zor olmasıdır.

Parası az olan insan daha çok uğraşır:

-Nerede daha ucuz var diye araştırır

-Faturayı nasıl ödeyeceğini planlar

-Her harcamayı iki kere düşünür

Bu da çok önemli bir şeyi götürür zamanı. Zengin için kolay olan işler, yoksul için günlük bir uğraşa dönüşür. Sosyal medya bu farkı büyütüyor. Sosyal medya bugün bu konuyu daha da görünür hale getirdi. Ama aynı zamanda başka bir etki de yaptı. İnsanlar sürekli başkalarının hayatını görüyor:

-Tatiller

-Güzel evler

-Pahalı yemekler

-Başarı hikâyeleri

Bu durum, insanların kendi hayatını daha eksik görmesine neden oluyor. Herkes kendini başkalarıyla karşılaştırmaya başlıyor. Bu da yeni bir baskı oluşturuyor: “Ben de böyle yaşamalıyım.”

Yeni bir durum: dijital eşitsizlik. Artık bir başka gerçek daha var. İndirimler, kampanyalar ve avantajlar çoğu zaman sadece dijital uygulamalarda var. Yani uygulama kullanan kazanıyor, Dijital sisteme erişen avantaj sağlıyor, giremeyen ise daha pahalıya devam ediyor. Bu da yeni bir eşitsizlik türü yaratıyor: dijital yoksulluk primi.

Yoksulluk primi basit bir konu değil. Sadece az para kazanmakla ilgili değil, aynı zamanda hayatın daha pahalı hale gelmesiyle ilgili. Ve sosyal medya bu tabloyu hem daha görünür yapıyor hem de bazen daha zor hale getiriyor. Aynı hayatı yaşarken neden bazı insanlar daha az öderken, bazıları daha fazla ödüyor?