İnsanlar tarih boyunca fikirler etrafında toplandı. Ancak dikkat çekici olan nokta, insanların çoğu zaman fikirlerin kendisinden önce o fikirleri temsil eden sembollerle karşılaşmış olmalarıdır. Bir bayrak, bir amblem, bir renk ya da bir işaret; bazen sayfalar dolusu siyasi metinden çok daha etkili olabilir. Çünkü siyaset yalnızca akla değil, aynı zamanda duygulara da hitap eder. Semboller ise duyguların en güçlü taşıyıcılarıdır. Tarih boyunca ortaya çıkan hemen her siyasi hareket kendisini ifade etmek için bir sembol kullanmıştır. Bunun temel nedeni, sembollerin karmaşık düşünceleri basit ve anlaşılır hale getirmesidir. İnsanlar uzun ideolojik tartışmaları anlamakta zorlanabilir ancak bir sembolü kolayca tanıyabilir ve hatırlayabilir. Bu nedenle siyasi hareketler, düşüncelerini görünür kılmak için sembollere büyük önem verirler. Bir miting alanını gözünüzün önüne getirin. Binlerce insan aynı bayrağı taşıyor, aynı renkleri kullanıyor ve aynı sloganları atıyor. Bu manzara yalnızca bir siyasi etkinliği değil, aynı zamanda güçlü bir toplumsal aidiyet duygusunu da yansıtır. Kalabalığın içerisinde bulunan birey, kendisini büyük bir topluluğun parçası olarak hisseder. Sosyologların "kolektif kimlik" olarak tanımladığı durum tam da budur.
Sembollerin kitle psikolojisi üzerindeki etkisi oldukça büyüktür. İnsanlar ortak semboller etrafında toplandıklarında aralarındaki farklılıkları ikinci plana atabilirler. Yaş, eğitim düzeyi, ekonomik durum veya meslek gibi ayrımlar geçici olarak önemini kaybedebilir. Ortak sembol, bireyleri tek bir kimlik altında birleştiren güçlü bir bağa dönüşür. Bu durumun olumlu yönleri olduğu kadar riskli yönleri de vardır. Güçlü semboller toplumsal dayanışmayı artırabilir, insanları ortak hedefler doğrultusunda harekete geçirebilir. Ancak aynı semboller zaman zaman eleştirel düşüncenin geri planda kalmasına da neden olabilir. Kalabalığın parçası olan birey, bazen kendi görüşlerini sorgulamak yerine grubun genel eğilimine uyum göstermeyi tercih edebilir. Siyasi tarihte renklerin bile birer sembole dönüştüğünü görüyoruz. Dünyanın birçok ülkesinde belirli renkler belirli siyasi geleneklerle özdeşleşmiştir. Bir renk, bir işaret ya da bir amblem zamanla yalnızca bir görsel unsur olmaktan çıkar ve belirli bir dünya görüşünün temsilcisi haline gelir. Böylece semboller, siyasi iletişimin en önemli araçlarından biri olur. Fransız düşünür Gustave Le Bon, kalabalıkların psikolojisini incelerken insanların bireysel davranışları ile kalabalık içerisindeki davranışlarının farklılaşabileceğini belirtmiştir. Kalabalık içerisinde ortak sembollerin etkisiyle duygular daha yoğun yaşanabilir ve bireyler normal şartlarda göstermeyecekleri tepkiler verebilirler. Bu nedenle siyasi hareketler sembollere yalnızca bir tanıtım aracı olarak değil, aynı zamanda kitleleri mobilize eden bir güç olarak yaklaşırlar.
Günümüzde sosyal medya da yeni siyasi sembollerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Artık yalnızca bayraklar ve amblemler değil, profil fotoğrafları, etiketler ve hatta emojiler bile siyasi anlamlar taşıyabilmektedir. Birkaç saniye içerisinde milyonlarca kişiye ulaşabilen bu semboller, dijital çağın yeni siyasi dili haline gelmiştir. Demokratik toplumlar açısından önemli olan nokta, sembollerin birleştirici gücünü korurken onları eleştirilemez unsurlar haline getirmemektir. Çünkü semboller insanları bir araya getirebilir, ancak sağlıklı bir siyasi hayatın devamı için fikirlerin de tartışılabilmesi gerekir. Sembolün ön plana çıkıp düşüncenin geri planda kaldığı durumlarda siyaset, anlam üretmekten çok aidiyet üretmeye başlayabilir. Bu nedenle siyasi sembolleri yalnızca birer işaret olarak görmek eksik bir değerlendirme olacaktır. Onlar, kitlelerin duygularını harekete geçiren, kimlikleri şekillendiren ve toplumsal davranışları etkileyen güçlü araçlardır. Siyasetin meydanlarda, ekranlarda ve sosyal medyada bu kadar görünür olmasının önemli nedenlerinden biri de sembollerin insan zihni üzerindeki derin etkisidir. Fikirler insanları ikna edebilir; ancak semboller çoğu zaman insanları harekete geçirir.