1960’ların erkek egemenliğiyle örülmüş siyasi sahnelerinde, kadınları sadece ‘evinin kadını’ olarak görmek isteyen zihniyete verilmiş en aydınlatıcı cevaptı aslında Nermin Neftçi.

1969 yılında çok partili sistemin genel oyla seçilen ilk kadın milletvekili olarak, kendisine çizilen sınırları reddetti; hukuk diplomasını güçlü bir şekilde kullanarak cinsiyetçiliğin kalbine adeta bir ok sapladı. Siyasetin ataerkil dilini ve kurallarını yıkarak mecliste söz sahibi oldu ve nihayetinde Kültür Bakanlığı koltuğuna oturarak başarının cinsiyeti olmadığını bize gösterdi.

Neftçi, kültürü sadece sanatsal bir hobi değil, bir ülkenin makro kalkınma silahı ve vizyonu olarak konumlandırdı. Güzel sanatlardan devlet arşivlerine, folklor enstitülerinden konservatuvarlara kadar bugünkü kültürel hafızamızın temellerini tek başına attı.

Hanımelinin yaratıcılığından mahrum kalan siyaset, meclis sıralarında bütçe krizleriyle uğraşırken, o meclis kürsüsünden bütçe koparan, vizyoner projelerine fon bulan bir siyaset dehası olduğunu gösterdi. Kültür ve sanatı devlet tekelinden çıkarıp özel vakıfların radarına sokarak yapısal bir devrim başlattı; İstanbul Kültür Sanat Vakfı gibi devasa yapıların doğuşuna öncülük etti, Yeşilçam sinemasının altın çağına kadın eliyle yön verdi.

Nermin Neftçi, tüm bu yaptıklarıyla kadının toplum içindeki yerini anlamaktan aciz, ataerkil tekdüze politikanın karşısında aydınlanmanın ve ileri görüşlülüğün sembolü oldu.

Onun hikayesi bugün bile kadınlara ezberletilmeye devam edilen toplumsal rollerin birer sınırlamadan ibaret olduğunun en güzel örneğini oluşturuyor.

Unutmayalım ki kadınların sarsıcı başarısı, kadın haklarından çok insan haklarını konuşmaya başladığımız güne kadar geleceğin tek teminatı olmaya devam edecek.