Bir çocuğu yetiştirirken hepimizin ortak bir duası vardır: “Ahlaklı, sorumluluk sahibi, mutlu bir insan olsun.” Yöntemlerimiz farklı olsa da niyetimiz aynıdır. Son yıllarda adını sıkça duyduğumuz Montessori eğitimi de tam olarak bu niyetle ortaya çıkmış bir yaklaşım. Ama disiplin anlayışı, bizim geleneksel çocuk yetiştirme tarzımızdan oldukça farklıdır.

Montessori’de disiplin, dışarıdan verilen bir kontrol değil; çocuğun iç dünyasında gelişen bir öz denetimdir. Çocuk, “yapmalısın” denilerek değil, “yapabilirsin” denilerek yönlendirilir. Ortam, çocuğun yaşına ve gelişimine uygun şekilde düzenlenir; çocuk kendi seçtiği işi, kendi hızında yapar. Hata yapmasına izin verilir çünkü hata, öğrenmenin doğal bir parçasıdır. Ama bu özgürlük başıboşluk değildir. Tam tersine, düzen, sorumluluk ve saygı Montessori’nin temel taşlarıdır. Bizim geleneksel aile yapımızda ise disiplin daha çok büyüklerin rehberliğiyle şekillenir. “Büyük söz dinlenir”, “ayıp olur”, “bunu yapma” gibi uyarılarla çocuk doğruyu öğrenir. Aile büyüklerinin sözü kıymetlidir, sınırlar nettir ve çocuk bu sınırlar içinde büyür. Bu yapı, özellikle toplumsal değerlere, saygıya ve ahlaki duruşa güçlü bir zemin hazırlar. Ancak bazen bu disiplin, çocuğun bireysel tercihlerini ifade etmesini zorlaştırabilir. Montessori ise çocuğu bir “boş kap” değil, içinde potansiyel taşıyan bir birey olarak görür. Amaç, çocuğun sadece itaat eden değil, düşünen, sorgulayan, kendi kararlarını alabilen bir insan olarak yetişmesidir. Bu yüzden Montessori sınıflarında öğretmen “öğreten” değil, “rehberlik eden” konumundadır. Çocuk, kendi iç disiplinini geliştirerek doğruyu bulur.

Geleneksel aile yapımızda ise ebeveyn daha çok yönlendirici, hatta bazen belirleyici roldedir. “Ben senin iyiliğin için söylüyorum” cümlesi hepimizin kulağında çınlar. Bu yaklaşım, çocuğu hayata karşı koruyucu bir kalkanla büyütür. Ancak Montessori, çocuğun kendi hayatının sorumluluğunu küçük yaşta almasını hedefler. Aslında bu iki yaklaşım birbirinin düşmanı değil, tamamlayıcısı olabilir. Bizim kültürümüzdeki sevgi, şefkat, saygı ve aidiyet duygusu; Montessori’nin özgürlük, sorumluluk ve öz disiplin anlayışıyla birleştiğinde ortaya çok güçlü bir eğitim modeli çıkar. Ne tamamen kontrol eden ne de tamamen serbest bırakan bir denge. Belki de mesele şu: Çocuğa sadece “ne yapacağını” değil, “neden yaptığını” da öğretmek. Sadece kurallara uyan değil, değerleri içselleştiren bireyler yetiştirmek. Montessori’nin disiplin anlayışı bize bunu hatırlatıyor: Gerçek disiplin, dışarıdan zorla verilen değil, içeride sevgiyle inşa edilendir.

Sonuç olarak ister geleneksel yöntemlerle ister Montessori yaklaşımıyla olsun, asıl hedef aynı: Vicdanlı, sorumluluk sahibi, kendisiyle ve çevresiyle barışık bireyler yetiştirmek. Yöntemler değişebilir ama çocuklarımızın kalbine dokunan şey, her zaman sevgi, anlayış ve sabır olacaktır.