Koltuk, üzerine oturanı büyütmez.

Aksine, insanın gerçek boyunu gösterir.

Çünkü makamlar, karakteri değiştiren değil; karakteri görünür kılan aynalardır.

Güce kavuşan herkesin nasıl biri olduğunu anlamak için uzun yıllar beklemeye gerek yoktur.

Eline verilen yetkiyi nasıl kullandığına bakmak çoğu zaman yeterlidir.

Sivil toplum kuruluşları, makam dağıtılan yerler değil; sorumluluk üstlenilen kurumlardır.

Orada taşınan unvanlar bir ayrıcalığın değil, bir emanetin adıdır.

Fakat bazen emanet, sahiplik duygusuna dönüşür. İşte kırılma da tam burada başlar.

Bir koltuk vardır; üzerine oturan ondan güç alır.

Bir koltuk vardır; üzerine oturan ona güç katar.

Aralarındaki fark, görünenden çok daha büyüktür.

Koltuktan güç alan kişi, makamın gölgesinde büyür.

Alkış azaldığında huzursuz olur, eleştirildiğinde öfkelenir, görevi bırakacağı günü konuşmaktan kaçınır. Zamanla kurumu temsil etmeyi bırakır; kurumu kendisiyle özdeşleştirmeye başlar.

Oysa hiçbir kurum tek bir insandan ibaret değildir. Hiçbir makam da bir kişinin mülkü değildir.

Koltuğa güç katan insan ise sessizce çalışır. Adını öne çıkarmaktan çok kurumunu öne çıkarır. Arkasında gösterişli fotoğraflar değil, tamamlanmış projeler; uzun konuşmalar değil, yetişmiş insanlar bırakır. Onun en büyük başarısı, görevi devrettiğinde kurumun kendisinden daha güçlü olmasıdır.

Aslında liderlik, en çok ayrılırken anlaşılır.

Bir yönetici görevini bıraktığında kurum tökezliyorsa, bütün bilgi ve yetki tek kişide toplanmış demektir. Ama kurum yoluna aynı kararlılıkla devam edebiliyorsa, gerçek anlamda kurumsallaşma sağlanmıştır.

İyi lider, vazgeçilmez olan değil; yokluğunda bile sistemi ayakta kalandır.

Ne yazık ki bugün birçok sivil toplum kuruluşunda enerjinin önemli bir kısmı üretime değil, koltuk mücadelelerine harcanıyor.

Oysa toplumun yöneticilerden beklediği şey makam kavgası değil, hizmet yarışıdır. Çünkü gönüllülük üzerine kurulan yapılar, kişisel hırsların yükünü uzun süre taşıyamaz.

Bir ağacı ayakta tutan dalları değil, görünmeyen kökleridir.

Kurumları yaşatan da gösterişli unvanlar değil; güven, emek, istişare ve tevazudur.

Kökü zayıflayan ağacın gölgesi büyüse bile ilk fırtınada devrilmesi kaçınılmazdır.

Belki de artık yöneticileri seçerken sadece ne söylediklerine değil, arkalarında ne bıraktıklarına bakmalıyız. Çünkü insanın gerçek referansı konuşmaları değil, geride bıraktığı izdir.

Günün sonunda makam odalarının kapıları kapanır. İsimlikler değişir. Kartvizitler çekmecelerde unutulur. Fakat adaletle verilen bir karar, samimiyetle uzatılan bir el ve kurum için harcanmış bir ömür hafızalarda yaşamaya devam eder.

İnsan koltukta kalabilir; ama itibarı ancak hizmette kalır.

Ve tarih, koltukta uzun oturanları değil, oturduğu koltuğu yüceltenleri hatırlar.

Makamın en büyük sınavı, sağladığı imkânlarda gizlidir.

Çünkü her koltuk, beraberinde bir yetki alanı oluşturur.

O yetki; kapıları açabilir, insanları bir araya getirebilir, fırsatlar oluşturabilir.

Sorulması gereken soru ise şudur: Bu imkânlar kurumun yararı için mi kullanılıyor, yoksa kişisel menfaatin aracı hâline mi geliyor?

Sivil toplumda görev almak, hiçbir zaman ayrıcalık elde etmenin yolu olmamalıdır.

Bir yöneticinin makamı sayesinde daha fazla görünür olması, daha çok davet alması ya da daha geniş çevrelere ulaşması doğaldır.

Ancak bu görünürlüğü kişisel kazanca dönüştürmek, gönüllülük ruhunu zedeler.

Çünkü emanet olarak verilen yetki, kişisel sermayeye dönüştürüldüğü anda hizmet anlayışı yerini çıkar ilişkilerine bırakır.

Gerçek lider, makamın kendisine kazandırdıklarıyla değil; makam sayesinde topluma kazandırdıklarıyla ölçülür.

Makamı bir basamak olarak kullananlar yükseliyor gibi görünebilir; fakat güven kaybettiklerinde o yükselişin kalıcı olmadığı anlaşılır.

Buna karşılık, makamını bir emanet olarak görenler görevleri sona erse bile saygınlıklarını korurlar. Çünkü onların itibarı, oturdukları koltuktan değil; sergiledikleri duruştan beslenir.

Uzun lafın kısası;

Asıl mesele koltuğun sunduğu imkânlardan faydalanmak değil, o imkânları hangi niyetle kullandığınızdır.

Niyet hizmet olduğunda makam güç üretmez, sorumluluk üretir.

Niyet menfaat olduğunda ise en saygın unvanlar bile anlamını yitirir.

Sözün özü: Koltuktan güç almak kolaydır; asıl erdem, koltuğa güç katıp geride temiz bir isim bırakabilmektir.