Gider gitmez özledik. Bu kadar hızlı, bu kadar derinden — çünkü farkında olmadan bağlanmıştık. O sadece ekranlarda ya da kitap raflarında değil, bir şekilde içimizde de vardı. Etkili biri olmanın ötesinde, sadece toplumda değil kalplerimizde de derin izler bıraktı. Bilgisiyle, kendine özgü söylemleriyle ve varlığıyla. Yayınlarda, sohbetlerinde kendisini görmeyen bir çok talebesi ve misafiri vardı. Yazılı yayınları ise elden ele dolaşıyor, kitaplıklarımızda baş köşede duruyordu.

Bilgi kirliliğinin çığ gibi büyüdüğü, okyanus gibi yayıldığı bu devirde bizlere nesnel bilginin ve muhakeme yetkinliğinin ne denli hayati olduğunu hatırlatmıştır. Öznelliğin sığlığında kalmak yerine nesnelliğin derinliklerini göstermiştir.

Bundan 15 sene öncesine gittim. Rahmetli Alev Alatlı ile birlikte "paçozluk" diye adlandırdıkları filistinizmi, entelektüel yüzeyselliğe karşı nasıl da birlikte dile getirdiklerini düşündüm. Murat Bardakçı, Prof. Dr. Celal Şengör, Fatih Altaylı, Prof. Dr. Halil İnalcık ile yayınlarından ne çok şey öğrendik. Candaş Tolga Işık ile o sohbetlerden kalanlar hâlâ içimizde bir yerde duruyor.

Kuşkusuz, bir çınardı bizler için. Gölgesinde güvende hissediyorduk. Bir yandan berrak bilgiye ulaşıyor, bir yandan bilgi üretmeyi öğreniyorduk. Peki milyonları günlerce hüzne boğan bu çınar hakkında nasıl bu kadar çok kötü söz yazılabiliyordu?

Çınar yüzyıllar boyunca büyür — aceleyle değil, kökleriyle. Fırtınalar geçirir, kuraklıklar, kışlar; her biri onu biraz daha derinleştirir. Kabuğu çatlar, bazı dalları eğrilir. Bunlar vardır. Ama o çatlaklar zamanın izleridir, zayıflığın değil.

Günümüzde en çok rastladığımız yanılgı; kendi sığ sularında boğulanların, okyanus misali derinleşmiş karakterleri birer hata cetveli ile ölçmeye kalkışmasıdır. Bu toprakların en derin yaralarından biri, bağrından çıkardığı değeri tanıyamamasıdır. Birikimi kavramak, değerini bilmek yerine onu kimliksel bir kalıba sıkıştırıp yargılamak; sığ yorumların gölgesinde ömür tüketmektir. Çınara sadece çatlaklarından bakanlar kendi köksüzlüklerini fark etmemişlerdir. Toprağın üstünden bakarlar, altını göremezler. Oysa çınarın kökü, onların tüm boyundan daha derine işlemiştir. Kendi bahçesini yabani otlardan temizleyemeyenlerin ulu bir gölgeye balta sallaması, gölgeyi biraz titretir — ama ağacı deviremez.

Kıymetli hocamız, "İnsan, ölmekten değil yaşamaya hiç başlamamaktan korkmalı" derdi. Şimdi bunu daha derin anlıyoruz. Hiç yaşamamış olanlar, başkalarının yaşamışlığına tahammül edemez. Var ettiklerini, var olduklarını hedef alırlar. Ama bir çınar devrilmez — köklerinden yeni filizler verir.

Ardında milyonlarca filiz bırakarak gitti. Güle güle hocam.