Sosyal medyada dolaşan bir paylaşım dikkatimi çekti. “7 yıl sonra bir ilk!” diye duyuruluyor, Kılıçkaya Barajı’nın tam dolduğu haberi paylaşılıyor ve hemen ardından şu sonuca varılıyor: “İklim krizi palavrası yine çöktü!”

Şimdi bu cümleyle biraz oturalım.

Bir baraj doldu. Üstelik 7 yıldır dolmamış bir baraj. Bu veri gerçek, bu haber doğru. Ama buradan “iklim krizi yok” sonucuna varmak, tam olarak nasıl bir akıl yürütmedir?

Termometreye bakıp hastalığı değerlendirmek gibi

İklim değişikliği, günlük hava durumu ile karıştırılan en eski ve en yaygın kavram karmaşasıdır. İklim, 30, 50, hatta 100 yıllık trendler üzerinden değerlendirilir. Bilim insanları bir bölgedeki tek bir yağış olayına, tek bir baraj doluluğuna, tek bir soğuk kış mevsimi haberine bakarak “iklim değişiyor” ya da “değişmiyor” demez. Bu, termometrenin bir anlık göstergesine bakarak hastanın iyileştiğine hükmetmek kadar yanıltıcıdır.

Peki Kılıçkaya Barajı’nın dolması ne anlama gelir?

İklim biliminin yıllardır uyardığı şeyin ta kendisi: Aşırılıklar iklimi. Yani daha sık ve daha şiddetli kuraklık, aynı zamanda daha sık ve daha şiddetli ani yağış. Bu iki uç, birbirini çürütmez; birbirini tamamlar. Atmosfer ısındıkça daha fazla nem tutma kapasitesi kazanır. Yağdığında ise biriktirdiği her şeyi daha yoğun ve daha kısa sürede boşaltır. Buna Clausius-Clapeyron yasası denir. Fizik böyle çalışır.

Dolayısıyla Kılıçkaya Barajı’nın 7 yıl sonra ilk kez dolması, iklim krizinin “palavrasının çöktüğünün” kanıtı değil; iklim krizinin bizzat sergilediği tutarsız, uç, dengesiz döngünün bir örneği denilebilir.

Bu iddiadaki beş mantık hatası

Kamuoyunu yanıltan bu tür iddialar, çoğunlukla birkaç klasik mantık hatasını bir arada içerir. Bu iddia da bunun mükemmel bir örneği.

Birincisi, aceleci genelleme. Binlerce değişkenden oluşan küresel bir sistemin, tek bir barajın dolmasıyla değerlendirilebileceğini varsaymak. Bir çiçek gördük, bahar geldi demek gibi.

İkincisi, cımbızlama/kanıt seçme. Aynı dönemde Konya Ovası’nda kronik su sıkıntısı vardı. Akdeniz havzasında yangın sezonları uzuyor. Küresel deniz seviyesi rekor kırdı. Bunların hiçbirini görmeyip sadece iddiasına hizmet eden veriyi seçmek, tutarsızlıkla hem kendini kandırmak hem kamuoyunu yanıltmaktır.

Üçüncüsü, yanlış nedensellik. “Baraj doldu, o hâlde kriz yok.” Bu cümle mantıksal olarak hiçbir zemin taşımıyor. Sonuç, önermeden çıkmıyor. Bir olayın var olması, başka bir olayın olmadığını kanıtlamaz.

Dördüncüsü, saman adam safsatası. Bu paylaşımın zımni varsayımı şu: İklim krizi var olsaydı, hiçbir yere yağmur yağmazdı; barajlar hiç dolmazdı. Oysa iklim bilimciler bunu hiçbir zaman söylemiyor. Anlatının sahte bir versiyonunu kuruyorsunuz ve sonra o sahte versiyonu çürütüyorsunuz. Bu, tartışmanın en kaba biçimidir.

Beşincisi ve belki en ilginci, kendi kendini çürüten kanıt. “7 yıl sonra bir ilk” diyor paylaşımı yapan kişi. Farkında mı bilmiyorum ama bu ifadeyle aslında iklimde bir şeylerin değiştiğini, döngülerin bozulduğunu, normalin dışına çıkıldığını kendisi itiraf ediyor. Yani “iklim değişmiyor” demeye çalışırken, iklimin değiştiğini gösteren veriyi kendisi sunuyor.

Asıl mesele bu değil

Ama bütün bunların ötesinde asıl meseleyi sormak lazım: Neden bu tür paylaşımlar bu kadar yankı buluyor?

Çünkü iklim değişikliği, soyut ve uzun vadeli bir tehdit. Beyin, uzun vadeli riskleri anlık gözlemlerle kalibre etmeye eğilimli. Yağmur yağdı, baraj doldu, her şey yolunda. Bu psikolojik kestirme yol anlaşılabilir; ama bilgi üretme biçimi olarak kabul edilemez.

Öte yandan, iklim krizini inkâr eden söylemin bir motivasyonu da var: Değişim talebini ertelemek. Eğer kriz yoksa, politika değiştirmeye gerek yok. Enerji dönüşümüne yatırım yapmaya gerek yok. Şehir planlamasını revize etmeye gerek yok. Baraj dolunca “palavrayı” ilan etmek, aslında hareketsizliğe zemin hazırlamaktır.

Son söz

Su bereketli olsun. Kılıçkaya Barajı’nın dolması gerçekten iyi bir haber. Ama o doluluk sevinci, bizi gerçeklerden uzaklaştırmamalı.

Bir barajın dolması iklim krizini çürütmez. Tıpkı bir hastanın bir gün iyi hissetmesinin, kronik hastalığının geçtiği anlamına gelmediği gibi.

Veriye bakalım. Tüm veriye.