Sivil toplum çalışmalarında, sahada yıllarını geçirmiş herkes bilir: yardım etmek, anlamakla karıştırılan bir eylemdir. Oysa ikisi aynı şey değildir. Aralarında bir yelpaze vardır — ve bu yelpazenin neresinde durduğun, ne yaptığından çok, neyi merkeze aldığınla ilgilidir.
Nesneleştirmenin İki Hâli
Sempati, sanıldığının aksine, karşımızdakini anlamak değildir. Sempati, karşımızdakini kendi duygularımızın, kendi tepkilerimizin üzerinden değerlendirmektir. Bir yakınlık duyarız — ama bu yakınlık, kişinin kendi özünden değil, bizim ona bilinçli ya da bilinçsizce yüklediğimiz anlamdan doğar. Kişi, orada bir özne olarak değil, bizim duygu durumumuzu tetikleyen bir nesne olarak durur.
Acıma, bu eğilimin daha da yoğunlaştığı hâldir. Kendi tepkimize daha da gömülmüş bir hâl. Ama bu sadece bir yoğunluk meselesi değildir: acımada karşımızdakini aynı zamanda aciz de görürüz — kendi başına çözemeyeceği, kendi gücüyle değiştiremeyeceği bir durumun içinde. Bu, acımaya sempatiden farklı olarak bir üstünlük konumu da ekler. Sempatide karşımızdakine bir yakınlık kurarken, acımada kendi acı eşiğimizi devreye sokarız. Birine yardım ederken, onun durumu bize acı veriyorsa ve bu acıyı hissettiğimiz için harekete geçiyorsak — o kişi için aynı durum o kadar da acı verici olmayabilir — bu acımadır. Merkezde yine biz varız, o değil.
Bu çizginin bir de ayna yüzü var: antipati. Bir sebepten uzaklık duyarız, yine kendi tepkilerimiz üzerinden, yine kişinin özünden bağımsız. İrite oluruz, çekiliriz. Yön tersine döner ama mantık aynı kalır: merkezde yine biz varız.
Empati: Anlayış Temelli Bir Bağ
Empati burada kırılma noktasıdır. Çünkü empati, yalnızca duygu paylaşımından ibaret değil, anlayış temelli bir bağ kurma eylemidir. Karşımızdakinin duygusunu bir miktar hissetmemiz de bu bağın parçasıdır — ama empatiyi sempatiden ayıran, önce onun bakış açısına geçmemiz, sonra hissetmemizdir. Karşımızdakinin koşullarını, algısını, zihin yapısını gözeterek onun yerine geçmeye çalışırız. Birine yardım ederken onun ne hissettiğini, ne düşündüğünü, durumunun değişmesi için neye ihtiyacı olduğunu düşünüyorsak, orada empati vardır. Merkezde artık o vardır, biz değil.
Bu fark, saha çalışmasında hayatidir. Bir dezavantajlı grup çalışmasında, "ben olsam ne hissederdim" sorusu bizi acımaya, sempatiye veya antipatiye götürür. "O ne hissediyor, ona ne lazım" sorusu bizi empatiye götürür. İkisi de iyi niyetlidir. Ama biri kendi merkezli kalır, diğeri karşımızdakini merkeze alır.
Şefkat: Anlamaktan Sorumluluğa
Yelpazenin ucunda şefkat durur. Empatiden farkı şu: empati bir anlama eylemidir, şefkat ise anlamanın harekete dönüştüğü yerdir. Anlamak yeterli değildir; anladığın şey seni sorumluluğa çağırır.
Sivil toplumda asıl mesele de burada. Bir kurum, bir gönüllü, bir program tasarımcısı — anlamayı başarsa bile, o anlayışı bir müdahaleye, bir yapıya, bir sürekliliğe dönüştürmezse, şefkat düzeyine ulaşmamış demektir. Anlamak ucuzdur. Anladığını sorumluluğa dönüştürmek pahalıdır.
Sonuç Yerine
Sivil toplumda karşılaşılan en büyük yanılgı, sempatiyi empatiyle karıştırmaktır. Bir bağışçı, bir gönüllü, bir kurum yöneticisi — "onlara acıyorum" ile "onları anlıyorum" arasındaki farkı göremezse, en iyi niyetli müdahale bile yanlış yere gider. Çünkü acıma bizim rahatlamamız içindir. Empati ise onun ihtiyacı içindir.
Anlayış olmadan yardım, körlemesine bir refleks. Sorumluluk olmadan anlayış ise, tamamlanmamış bir vicdan.
Peki kendi hayatlarımızda?
Bu ayrım yalnızca yardım ederken işlemez. Birini değerlendirdiğimiz, bir fikre karşı durduğumuz, bir yakınımızı yargıladığımız her an, aynı mekanizma çalışır. Peki kendi hayatımızda nasıl? İnsanlara kendi hislerimizden dolayı yakınlık veya uzaklık duyduğumuz için mi yargıda bulunuyoruz? Ya da kendimizi daha üstün gördüğümüz bir yerden, kendi hislerimize daha yoğun bulanmış bir hâlde mi acıyor oluruz? Yoksa hislerimiz, düşüncelerimiz, koşullarımız ne kadar farklı olursa olsun, yargıda bulunurken karşımızdakinin hislerine, düşüncelerine ve koşullarına göre mi değerlendiriyoruz?
Kendimizi yükleyerek mi anlamaktan uzaklaşıyoruz, yoksa kendimizi aradan çekip mi anlamaya çalışıyoruz?