Bilinen adıyla Mozart, Avusturyalı, 18. Yüzyılda yaşamış, dünyanın gelmiş geçmiş en iyi müzisyenlerinden biridir. Olağanüstü yeteneklere sahip, etkili, ilham veren, üretken bir bestekârdır. Yine 18. yüzyılda yaşamış, Klasik dönemden Romantik döneme geçişte eserleriyle damga vurmuş ve yine dünyanın gelmiş geçmiş en ünlü ve etkileyici bestecilerden biri de Alman piyanist Beethovendır. Dünya müzik sanatının diğer dev isimlerinden biri de, otoritelerin müzik dehası dediği Joseph Haydndır. Aynı asırda yaşamış Haendel ve Gluck isimli müzisyenler de dünya müzik otoritelerine göre dev müzisyenlerdir. Benim dünya klasik müziği hakkında bilgim olduğunu söyleyemem; sadece dinleyiciyimdir. Ancak, benden isim isteseler, hiç duraksamadan bu isimleri sayarım. Dünya için çok önemlidirler. Biz Türkler için ise ayrı bir önemleri vardır.

Peki, niçin bu dev müzisyenler önemlidir?

Değerli dostlar,

Bugüne kadar dünya tarihinde bir bestekarın, bir başka ulusun adına marş yazdığı, bestelediği görülmemiştir. Sözgelimi Alman Marşı, Çin Marşı, Rus Marşı, Ermeni Marşı, Fars Marşı, Kürt Marşı, Yunan Marşı yazılmamıştır; ama bir Mozart kalkmış, dünyanın ilk bando müziği olan, Mehter ritminden esinlenerek, 11 numaralı La Majör Piyano Sonatı'nın 3. bölümünde "Ronda alla Turca" “Türk Marşı”nı bestelemiş ve bu eser, dünyanın en muhteşem bestesi olmuştur. Önemli bir ayrıntı daha var: Mozart, Türklerin insan sevgisini eserlerine işlediği “Saraydan Kız Kaçırma” operasıyla da bu muhteşem etkileşimi dünyaya duyurmuştur. Mozart bununla da yetinmemiş, Viyana'da Türk elçisinin kızı “Zaide” adına, Türk motiflerinin yerleştirildiği operayı bestelemiştir. Yine Beethoven kalkmış, Mehter musikisinden ilham alarak, klasik marş temalı, Türk usulü, “Marcia Alla Turca”yı (Türk Marşı), bestelemiştir. Konuyla ilgili bir başka bilgiyi de aktarmak isterim: Beethoven 1812 yılında, August Von Kotzebue’nin, Macaristan’ın Budapeşte kentinde prömiyeri yapılan “The Ruins of Athens” adlı oyununa Türk Marşı'nı dahil ediyor. Şüphesiz bu müzik de Türk askeri, yeniçeri bando müziğinden esinlenilerek hazırlanmıştır. Keza konu, beste, kompozisyon arayışı içinde olan Joseph Haydn da Mozart gibi Türk esintilerinden, destan ve kahramanlık öykülerinden oluşan,Beklenmedik Tesadüf” (L’incontro İmproviso) adını taşıyan bir metin hazırlamıştır.

Evet, Türklerin güçlü ve ritmik askerî bandosu mehter, dünyanın en önemli bestekarlarını, ciddi bir şekilde etkilemiş; bu etki Avrupa’da o kadar güçlü olmuş ki bir dönem, “Turquerie” (Türk Modası-Türk Tarzı Müzik) diye yeni bir akım doğurmuştur. Batı müzik kültürünün ve Avrupa’nın tanınmış bestekarlarından Haendel ve Gluck de bu yeni Türk Modası akımından etkilenen müzisyenlerdendir. Ayrıca önemli isimlerden Bizert ise, “Arieziyen” isimli bestesinde, mehter ritimlerinden etkilendiğini ifade etmiştir.

Avusturya, Rusya, Fransa ve Almanya gibi devletlerin, ordu bandolarının da mehteri örnek aldığını bütün dünya bilir. Avrupa’da yaşanan bu müzik devrimiyle: “Alla Turca” (Türk tarzında müzik), “Rondo Alla Turca” (Türk Marşı), “The Ruins of Athens” (Türk Marşı); Mehter tarzı ritim, vurmalı çalgılar, büyük davul (bass drum), zil (cymbals) ve üçgen (triangle)… Gibi hem tarz hem çalgılar ve hem de yürüyüş ritimleri, mehterin muhteşem etkisiyle Avrupa müziğinde, hatta dünya müziğinde benimsendi, kullanılır oldu. Bu enstrümanlar daha önce Avrupa orkestralarında yaygın değildi. Modern askerî bandoların temeli de büyük ölçüde mehterin yürüyüş temposuna, ritmik vurgusuna ve daha da önemlisi moral yükselten müziğine dayanarak gelişmiştir.

Avrupa kültürü ve sanatı, hiçbir komplekse kapılmadan Türk Mehterinden etkilenmiş, ama bu sanat dahileri, aldıkları ilhamı daha ileri seviyelere taşımıştır. Çünkü bu toplum kimlik sahibidir, korkak ve içe kapanık değildir. Dünyayı etkilemelerinin nedeni de budur. Üzülerek belirtiyorum ki ve ne yazık ki biz, toplum olarak kompleks içerisindeyiz. Var olan Türk kimliğini kaybetmişiz. Tarihimizi bilmiyoruz, araştırmıyoruz. On bin yıllık tarihe sahip bir ulusun, sadece son bin yılına, kaldı ki onu da incelemeden, yüzeysel olarak, bakıp değerlendirme yapılması kabul edilir değildir.

Tarih araştırmacıları dünyaya iki pencereden bakar: Birincisi, uygarlıkların kökeninde Yunan, Bizans, Çin, Hint, Arap kültürü vardır, derler. Buldukları belgeler Türkistan coğrafyasında olsa bile, ‘Türk’ kelimesini kullanmaz, ‘Asyalı’ der, ‘Moğol’ der. Bunlar objektif değillerdir. Hatta bunlar, Türkleri ‘barbar’ olarak tanımlar. Anadolu coğrafyasında yaşayan bazı bilgisiz ve belgesiz tarihçiler de bu görüşü destekler, alkış tutar, ders verir, kitap yazarlar. Oysa ikinci grup tarihçiler topraktan çıkardıkları belge ne ise onu anlatır. Tam bir bilim adamı ağzıyla konuşurlar. Bu bilim insanları tüm insanlığın ufkunu açmıştır. Türk bilim insanlarına da cesaret vermiştir. Sözgelimi Mehter müziğine Türk toplumu, bilmediği için gereken değeri verememiştir. Özününü de bilmeyiz sözünü de. Kökenini de bilmeyiz bilimsel yapısını da. Bizler sadece hamaset duygularıyla dinleriz. Zaten bir Mozart, bir Beethoven olmasaydı, TÜRK MARŞI adını verdikleri marşı bestelemeselerdi, bizler, ‘iki ileri bir geri giden!’ bando takımı olarak anlamaya devam edecektik. Oysa Çin kaynakları diyor ki, “Dünyanın ilk orkestrasıdır!” Evet, Çin kaynaklarında Hunların, Xiongnu adlı Türklerin, Hun Askerî müzik ve işaret sistemi, olarak tanımladığı; davul ve borularla (nefesli çalgılarla) komut verme, sancak ve tuğ benzeri işaretlerle savaşta ordunun yürüyüş ritmini belirleme, savaş öncesi gürültü ve ritimle yüreklendirme, psikolojik üstünlük kurma, anlatımları, şüphesiz Mozart’ı da Beethoven’ı da haklı çıkarmıştır. Yine Çin kaynakları diyor ki: Davul çalındığında ordu toplanır, Bayrak hareketiyle yön tayin edilir, Hakanın otağı önünde Tuğ ve Davul vurulur; yani tören müziği sergilenir.

Bu nedenle Çin kaynakları önemli belgelerdir tarihçiler için.

Asıl belgelerden biri de, 8. yüzyılda yazılmış ve Türk tarihinin en eski yazılı kaynağı olan Orhun Anıtlarında, dünyanın en eski askeri bandosu olarak bilinen Mehter'in, “tuğ” veya “kübürge” olarak adlandırılmasıdır. Dünyada müziğin ‘m’si bilinmezken, Çin ve Orhun Anıtlarında, Türklerin savaşlarda ve özel günlerde, Hakan için müzik sunduklarını öğreniyoruz. ‘Tuğ’ ya da askeri müzik, burada egemenlik belirtisidir ve zafer kazanan beylere, egemenlik sembolü olarak sancak, zil, tuğ ve davul armağan edilirmiş.

Bir belge daha sunmak istiyorum: 11. yüzyılda yazılmış, Türkçenin en eski sözlüğü olan Divan-ü Lügat-it Türk'te, Hakan’ın huzurunda davul vuran -davul çalan- müzik topluluğuna “Tuğ” adı verildiğini okuyoruz. Tuğ takımında yer alan, Küvrük (Kös), Tomruk (Davul), Ceng (Zil), Türk borusu, zurna gibi tarihi belgeler de anlatıldığı için bu çalgıların bütün dünyaya Türklerin bir armağanıdır diyebiliriz. Şüphesiz Greklerin savaşlarda borazan ve lavta kullandıklarını, Büyük İskender’in askerî müziğine davul ve yüksek sesli borular eklettirdiğini, Partlar ve Hintlilerin savaşta düşmanlarını korkutmak için büyük davullar çaldıklarını, cahiliye dönemlerinde Arapların savaşlarda, askerlerini coşturmak için def çalıp kahramanlık şiirleri okuduklarını da belirtmek isterim.

Böylece Türk bando müziği Hunlardan, Göktürkler ve Selçuklulara, 2. Gıyasettin Mesut’tan, Osman Gazi'ye, Anadolu Selçuklularından, İlhanlılara, Karakoyunlulardan Akkoyunlulara, Memlüklerden günümüz Türkiye Cumhuriyetine kadar uzanmış, ruhun sanatla birleştiği antik bir orkestradır.

Dünya tarihinin en görkemli orkestrası olan bu askeri bando, 300 kişilik dev mehter takımıyla İstanbul'un Fethi sırasında, İstanbul surlarına çıkarak ve sürekli cenk marşları çalarak, kuşatma sürecinde, ritim ve yüreklendirmeyle, fethi hızlandırdığını tarih kayıtlardan okuyoruz.

Şunu açıklıkla belirtmek isterim ki Türkleri tanımayanlar, Türk tarihini bilmeyenler; kin ve kasıtlı gözlüklerle bakanlar elbette ki Türkleri barbar olarak tanıtacaktır. Elbette ki Mozart’ı, Türk Marşı’nı görmezden gelecektir, Türklerin maden, ahşap, taş, halı, kilim, dokuma işçiliğini görmezden gelecektir. İnsan merkezli devlet yönetimini, kadının toplumdaki etkisini anlamazlıktan gelecektir. Derdini, sevincini sazıyla, şiiriyle anlatan belki de tek ulusun Türler olduğunu görmezden gelecektir. Elbette ki kasıtlı gözle bakanlar Romalıların, Bizansın, Arapların, Çinlilerin, Ermenilerin, Rumların, Avrupalı ülkelerin savaşlarda ve savaşın olmadığı dönemlerde, milyonlarca insanı katlettiğini görmeyecek; sadece Türklerin savaş meydanlarında öldürdüğü insanları görüp barbar, diyecektir!

Savaş kaçınılmazdır. Türkler dünyanın en iyi savaşçı ulusudur. Savaş meydanlarında çok insan öldürmüştür. Tıpkı Romalılar, Bizanslılar, İngilizler, Almanlar, Çinler, Araplar, İsrailliler gibi; ama Türkler sadece savaş alanlarında ordularla savaşmıştır. Masum insanlara, çocuklara, silahsız insanlara saldırmamıştır.

Dünyada uygarlıklar dönemini merak edenler, antik dönem ve sonraki gelişmeleri merak edenler; müzik, sanat, yontu, el işçiliği, yemek kültürü ile ilgili uygarlıkları, keşifleri ve icatları merak edenler tarafsız bilim adamlarının arkeolojik eserlerini mutlaka incelemelidir.

Dünyada bir ulus adına marş besteleyen Mozart bana göre kutsal bir insandır.

Mustafa Kemal Atatürk, boşuna Türk Tarihinin incelenmesini istemedi.