Mesajlar anında gidiyor, görüntüler saniyeler içinde paylaşılıyor, fikirler hiç olmadığı kadar dolaşımda. Buna rağmen insan ilişkilerinde belirgin bir uzaklık var. Aynı masada oturup başka dünyalarda yaşayan, aynı cümleyi duyup bambaşka şeyler anlayan bir kalabalığa dönüştük.

Hız arttıkça temas azalıyor.

Daha hızlıyız. Daha erişilebiliriz.

Ama nedense birbirimize daha yakın değiliz.

Sorun teknolojide değil; ritimde.

Her şey çok hızlı akıyor ama bu hız, durup anlamaya izin vermiyor.

Dinlemek, beklemek, düşünmek zaman kaybı gibi görülüyor. Oysa yakınlık tam da bu “yavaş” anlarda kurulur. Göz temasında, sessizlikte, acele edilmeyen cümlelerde…

Biz ise hızlanmayı ilerleme sanıyoruz.

İletişim hiç bu kadar kolay olmamıştı, ama hiç bu kadar yüzeysel de olmamıştı.

Birbirimizin hayatını biliyoruz ama halini bilmiyoruz.

Paylaşımlarla temas kurduğumuzu sanıyor, gerçekte ise mesafeliyiz.

Yakınlık emek ister; hız ise emeği sabırsızlıkla aşındırır.

Bu hız, sadece bireyleri değil kurumları ve toplumu da etkiliyor.

Kararlar çabuk alınıyor, tepkiler anında veriliyor ama sonuçlar üzerine düşünülmüyor.

Herkes konuşuyor, kimse gerçekten dinlemiyor.

Tartışmalar çoğalıyor, anlayış derinleşmiyor. Çünkü yakınlaşmak, haklı çıkmaktan daha fazla çaba gerektirir.

Belki de asıl mesele şu: Hız bize kontrol hissi veriyor, yakınlık ise kırılganlık.

Yavaşladığımızda karşımızdakini gerçekten görme riskiyle karşılaşıyoruz. Anlaşılmama, yanlış anlama, hatta değişme ihtimaliyle…

Oysa hız, bu riskleri ortadan kaldırmanın en kolay yolu.

Ama uzun vadede bedeli ağır.

Yakınlaşamadığımız her an, yalnızlığımız biraz daha kurumsallaşıyor.

Kalabalıklar artıyor, bağlar zayıflıyor. Biz bunu modern hayatın kaçınılmaz sonucu sanıyoruz.

Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı: Daha da hızlanarak mı kurtulacağız, yoksa biraz yavaşlayarak mı yeniden insan olacağız?

Yine de görüntü bütünüyle karanlık değil. Çünkü hız insan yapımıysa, yavaşlamak da bir tercihtir.

Yakınlaşmak için yeni bir teknolojiye değil, eski bazı alışkanlıklara ihtiyacımız var: Dinlemeye, beklemeye, aceleyle cevap vermemeye.

Her şeye anında tepki vermek zorunda olmadığımızı hatırlamalıyız.

Bazen bir mesajı hemen göndermemek, bir toplantıda söz kesmemek, bir fikri savunmadan önce anlamaya çalışmak yeterlidir.

Yakınlık büyük jestlerle değil, küçük duraklamalarla kurulur.

İnsanı insana yaklaştıran şey hız değil; dikkattir.

Belki de yapmamız gereken, hayatı yavaşlatmak değil; ilişkilere ağırlık vermektir.

Aynı gün içinde daha az şey yapıp, yaptığımız şeylerde daha fazla “orada” olmak.

Bu mümkün mü? Zor ama mümkün.

Çünkü insan, hızlanarak değil; temas ederek güçlenir.

Temas, hâlâ elimizin altında.

Yeter ki biraz durmayı göze alalım.