Yaşı küçük çocuk olan nitelenen ancak ergenliğinin zirvesinde olan ergen-çocuk-genç karışımı bir kitlenin hemen hemen her gün yaşattığı bir katliama tanık olur hale geldik. İster kendi akranları, ister aile bireyleri, isterse öğretmenleri üzerinde fütursuzca uyguladıkları bir saldırganlık var.
Geçen gün yaşanan, herkesi şok eden bir cinayet vakası da bunun kanıtı. Çekmeköy’de bir lise öğrencisinin okuldan uzaklaştırma aldıktan sonra okula adeta baskın düzenleyerek bir öğretmeni öldürmesi ve bir öğretmenle, öğrenciyi de yaralaması durumu herkesi hem üzdü hem de endişelendirdi. Bu çocuklara ne oluyor? Neden bu hale geliyorlar? Bizim ya da çocuklarımızın başına da böyle bir durum gelir mi? Okullarda güvenlik önlemleri nasıl alınabilir ya da neden alınamıyor? Aklı başında olan, bu olayı içselleştiren her birey bu soruları kendi kendine sormuştur.
Ülkemizde özellikle okullarda yaşanmaya başlayan güvenlik zafiyetiyle ilgili nasıl önlemler alınması gerektiği de tartışılmaya başlandı. Okullarda güvenlik görevlisi bulundurulması, x-ray cihazı veya üst araması yapılması, kamera sistemlerinin etkin hale getirilmesi ve okul giriş – çıkışlarının düzenli olması konuşulan konular arasında. Fiziki olarak alınacak bu önlemlerin yeterli olmayacağı bunun yanı sıra rehberlik faaliyetlerinin arttırılması, riskli öğrenciler için müdahale sisteminin oluşturulması ve okul-aile-öğrenci bağlantısının güçlendirilmesi de savunulan konular arasında.
Yaşanan olaylardaki ortak payda ise saldırgan gencin-çocuğun daha da öncede davranış problemleri göstermesi ve bunun bir şekilde üstünün örtülmesi olduğu görülüyor.
Son zamanlarda çocukluk-yetişkinlik arası dönemdeki bireylerde görülen saldırganlaşmanın nedeni ise çok çeşitli. Aile içinde sürekli kavga, şiddet ya da ilgisizlik yaşanması, aşırı baskıcı ya da tamamen kuralsız aile ortamında büyüme, aile içinde dinlenmeme gibi nedenler saldırgan davranışları tetikleyen durumlar. Bu ortamlarda çocuk duygularını dengelemeyi öğrenemediği için hassas, tepkisel ve sabırsız davranışlarını pekiştiriyor. Bulunduğu her ortamda haklı olmayı isteyerek, olmadığı durumlarda zorbalıkla bunu elde etmeyi amaçlıyor. Sosyal medya ortamında zorbalığın takdir görmesi, şiddetin normalleştirilmesi empati gelişimi zayıf olan çocukta daha da etkili oluyor. Aile içinde görülmeyen, arkadaş ortamında görülmeyen çocuk- ergen içinde yaşadığı öfkeyi kontrol edemeyerek bunu en kısa sürede şiddete dönüştürüyor.
Aile ortamının zaman içinde değerini kaybetmesi, çocukların evlerde kendi odalarında adeta hükümdarlıklarını kurdukları alanlar oluşturarak anne-baba ile iletişim kurmadan bir hayat yaşamaları çağımızın sorunu. Artık birlikte oturulmayan aile sofraları, herkesin kendine ait olan sanal hayatları, cep telefonları, tabletleri, merak edilmeyen okul arkadaşları, ders programları, ödev ve sınavlar çocuğu her geçen gün anne – babadan uzaklaştırıyor. Bizden doğan çocuklar bir süre sonra tanımadığımız canavarlara dönüşüyor. Kalp kırıyor, laf atıyor, mal çalıyor, can alıyor. Biz anne – baba olarak hakkından gelemediğimiz, uzaklaştığımız çocuklarımızın sorumluluğunu öğretmenlere, eğitim sistemine ya da başka başka nedenlere bağladıkça işler hiç de iyiye gitmeyecek. Amerika’da silahla okul basan çocukları gördüğümüzde ‘ çok şükür bizde bu olaylar yaşanmıyor.’ derken korkarım ki yavaş yavaş o günlere doğru gidiyoruz. Bizler nesil olarak öğretmene, doktora, polis ve askere saygısı olan, yolda yaşlılara yardımcı olan, kendimizden küçüklere destek veren bir nesilken ne oldu da birden bire bu hale geldik, başımızı önümüze alıp düşünmeliyiz.