Kulluğun bestesine son nağmeler

Kulluğun ilk bebeklik çağlarından itibaren bebeklik, çocukluk, gençlik, yaşlılık ve olgunluk dönemlerine gelinceye kadar nice savaşlar, kentselleşmeler nice güzeller, akıllılar, nice ilim adamları, manevi büyükler, şahlar, krallar geldi geçti. İnsan aile, mahalle, kent, ülke bazında farklı farklı dairelerde bir mensubiyet ve aitlik duygusu ile gruplar içerisinde hareket etmesi hayatın olağan akışındandır. Bu mensubiyetler ailevi, dini, milli ve içtima-i birikimlerin tetiklemeleri neticesidir. Bu grup şuuru içerisinde hareket ederken hele ki gençlik hevesat ve duygularıyla insanlar iradesini gruba aitlikten dolayı grupla bütünleşir. Ama zaman içerisinde ilim irade, hisler, şuurlar, muhakeme ve muhasebeler bakış açılarını değiştirip insanları değişik kulvarlara yönlendirmesi normaldir. İnsanlar tabiatta bulunan farklı parkla cevherler gibidir ve bazı cevheri özellikler insan fıtratında ağır basar ve kişilikler onlara göre şekil alır. Kimisi demir, kömür, kimisi çiçek, kimisi meyve yüklü dallar gibi olur, kimisi yıkılmaz sarsılmaz dağlar gibi olur. Hepsi bir bütün nağmelerin, (kulluğun bestesinin nağmecileri) besteciler topluluğunun tamamlayıcı unsurlarıdır. Bazı cevherlerin bahtına düşen ağır ızdıraplardan sıkıntılardan işkencelerden ruhi, fikri, akli fiziki işkencelerden geçerek ruhun kemalâtına kaderin cebri itelemesi ile yönlenir. Karşılaşılan fikri, ruhi akli sarsıntılara sabrederek, şükrederek, fikir ederek cüzi iradesinin hakkını verenlerden olmak ne güzel olur. Bahar'ın yazın, kışın, sonbaharın, dört mevsimin kısa bir an diliminde bir mevsime bir aana, bir güne sıkışması gibi anları yaşatan hayatın acı gerçekleri karşısında bir meyve ağacı gibi bütün yolaklanmalara, kırılmalara horlanmalara rağmen sessiz sedasız yine bir dalını uzatıp meyvesini ucunda olgunluğuyla temaşa ettirebilmek temiz vicdanların kaderi. Merhum Necip Fazıl Kısakürek'te der ki: “sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları” ve yine şöyle der bir sözünde “hasis sarraf kendine bir başka kese diktir, kabirde geçer akçen ne ise onu biriktir”. Zaten insan sürekli iradesini aklını, fikrini, şuurunu katma değere dönüştürmemesi melekelerinin körelmesi ve varlık sebebinin sorgulanması sebebidir. İmmanuel Kant der ki: “yıldızlı gök üzerinde, ahlak yasası içinde” cümlesi ile hem kozmik düzen duygusunu hem de vicdani sorumluluğun derinliğine simgeliyordu.

Dünyada herkes birbirini suçluyor kimse kendinde kusur aramıyor ama Allah'ın kanunları genel olarak bütüncül manada insanlığa tecellisini gösteriyor. Hem rahmet olarak hem de zulmet olarak.

Dünya hem kendi etrafında dönüyor aynı zamanda Güneş’in etrafında da dönüyor. Kendi etrafında dönerken kendi dakikalarında saatlerini gününü tamamlıyor. Güneşin etrafında dönerken de ayları yıllara bağladığı gibi insan da hem kendi içinde dönüp dururken kendi iç dünyasında aklı başka Fikri başka, gönlü başka, ruhu başka frekanslarda dolaşan olmama adına kendi içinde bütünlük adına çilesini tamamlama ve içtim-i hayat ve ulvi değerlerle geniş dairede bütünleşme ve bütünlük arz etme. Bu iç ve dış bütünlük arz etme hengamesinde çok büyük sancılar çekecek varlık sebebinin anlam ve manasına akılda kalpte gönülde ruhta bütünlük arz ederek ayakları yere sağlam basan olma adına yollar katedecek. Hayatın çirkinliğinden muzdarip olup yine de hiçbir şey yapmayan isyankar ve laubali yaşamamak lazım. Bir veciz sözde şöyle güzel manalar sıkıştırılmış” nefis devekuşu gibidir şeytan sofestai (sofist &felsefeci) hevada Bektaşi” Necip Fazıl'ın deyişi ile: “akrep nokta nokta ruhumu sokmuş, mevsimden mevsime girdim böylece, ateşte cımbız da yokmuş fikir çilesinden büyük işkence” sözünde ifadesini bulduğu gibi insan kulluğun bestesine nağme katma adına hangi enstrümantal içine dürüp saklanmışsa: Ney mi, flüt mü, gitar mı, saz mı her ne ise onu bulmak en güzel şekilde profesyonelce icrasını yapmakla mükellef. Amatörce çalınan neyler, sazlar, gitarlar profesyonel orkestra içerisinde ortak nağmeyi yakalama adına bazen de irade veya gayr-i iradi olarak itilip kalkılmalar olacak. En güzel sanat eserleri nakkaşın ellerinde en çok işlem görenlerdir. Yüzeysel çağrışımların zihindeki kısır yorgunluğu ile ölü doğmuş ve doğacak olan uyuşukluklara düşmemek adına Merhum Cemil Meriç üstat da şöyle der “hayatla kavgası olmayanın tarihi yoktur”. İnsan ve kişi bazında arz edilen fiili ve kavli (sözlü) dua ile bizzat hayatı nokta nokta yaşamışlık sonucunda büyük dairede musibetlere güncel tabirle ‘demir kubbeler’ in manevisine her zamankinden daha çok muhtacız.

Bebekler nasıl ki şefkat ve merhameti üzerine çeker kusurları olmaz, insanlığın ilk evresi öyle kabul edilebilir. Bizim literatörümüzde evrimleşme değil tekamül vardır. Bebeklik çağı ayrı bir güzeldir. Emekler elinden tutar yürütürsün neşe kaynağıdır ayrı güzel. Çocukluk çağı yine şefkat ve merhameti üzerine çeken seyrine doyumsuz ayrı bir güzelliktir. Gençlik nice yılları seyire doyumsuz ayrı bir güzeldir. Emeklerinin karşılığını görürsün. Bazen deli dolu olsa da ‘deli kadınlığın’ gereği bakmaya seyre doyamazsın. Olgunluk dönemi mesuliyetler sorumluluk dönemi ayrı bir güzeldir. Hayatın yükünün altına girmiştir, güzel işler başarmaya niyetlidir veya başarması beklenmektedir. Bir insanın geçirdiği evrelerde olduğu gibi insanlık tarihinin de geçirdiği bebeklik çocukluk gençlik olgunluk ve yaşlılık dönemlerinde kulluğun bestesine katacağı son nağmelerin arefesindeyiz.

Tarihi gelişmelerin büyük ilimlerin ve teknik teknolojinin belli bir ölçüye göre insanlığın tekamül seviyesine sindire sindire olmuştur. Tarihinin dönüşüm dönemlerinde kulluğun bestesine katılan nağme belli bir ölçüye göre inen ilim seviyesi ile doğru orantılıdır. Şu yaşlı dünyanın altından kalkamadığımız imtihanlarında Rabbim bize acısın ve merhamet etsin. Zor zamanda insan olmanın Müslüman olmanın zor zamanında yaşamak talihimize ve bahtımıza düştü.

Bakara suresi:11: “Onlara ‘Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın’ denildiği zaman, ‘Biz ancak ıslah edicileriz’ derler.”

*Rûm 30/41*: _“İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde bozulma ortaya çıktı.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir gün mezarlara okunan duayı okur ve şöyle der. Keşke kardeşlerimi görseydim. Sahabe-i kiram der: Ya Resulallah biz senin kardeşlerin değil miyiz. Hayır siz benim ashabımsınız, arkadaşlarımsınız. Onlar işin sonunda gelecek, ahir zamanda gelecek. Rabbim kardeşlerim dediklerinin arasında dualarımızı kabul etsin. Duadan başka yapacak bir şey yok. Eskiden savaşlar topla, tüfekle, kılıçla, kalkanla, olurdu. Yiğitçe, mertçe, olurdu. Şimdi işin boyutu değişti… Büyük düşünen büyüklerin Allah yar ve yardımcısı olsun. Kulluğun bestesinin son nağmeleri hitam-ı misk (sonu güzel) olsun…