Ne diyordu meşhur parça:

'Şiki Şiki Baba !

Hayni Hayni Yaba'

Seçim sonuçlarını analiz edeceğimiz bu yazıda ilk önce şunu belirtelim:

Seçimler, seçmenin bir irade beyanı kendini yönetecek siyasilere verdiği ev ödevidir. Geçmiş beş yılın karnesini, gelecek beş yılın ödevini verir. Elbette ki beş yıllık dönemde sınıfta kalanlar da olur. Notlarda, kırıklar da…

Seçmen bu düne kadar sağ yanına yatıyordu Bugün sol yanına yatmaya karar verdi.

Bir o yana bir bu yana yatma seçmen !

Sandıklarda mandıklarda bitmiş aşkın

Sonuçlardan hareketle seçmeni vefasızlıkla, nankörlükle veya 'Bizans'ın çocukları' gibi Anadolu evlatlarını kahredici bir sözle yargılamak inanın ki vicdanları kanatan bir durumdur.

Bu nedenle seçim sonuçlarını itidalli bir o kadar da izan ile yorumlamak daha isabetli olacaktır.

Sonuçlara bakarak 'Bu ne biçim seçim' derken DEM ile geçimin zor olduğunu seçimin hemen arkasında yaşadık.

MAJESTELERİNİN İTTİFAKI

Bu dönemde Bana en çok sorulan soru şu: 'Majestelerin İttifakı' derken neyi kastettin?' Yazayım…

CHP'nin seçim başarısını 'Bozkurt' işareti ile kutlayan ülkücülerin başarının paydaşları arasında DEM'in varlığını görmezlikten gelmesidir 'Majestelerinin ittifakı'…

Bundan daha kötüsü de parmaklarıyla yaptığı bozkurt işaretinin ne anlama geldiğinden habersiz Türk'ün ruh kökünün, mefkuresinden uzak bir kesimin milliyetçiliği gardırobundaki çıkarıp giyebileceği hazır gömlek gibi görmesidir Majestelerinin ittifakı…

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın her konuşmasının sonunda hedef göstererek 'Üst kademe, alt kademe, kadın kolları, gençlik kolları' diyerek emir verdiği parti kademelerinin tabanı çalışırken 'Lay Lay Lom' bir şekilde sahaya çıkmadan daha soyunma odasında rakibinin seçimi kazandığını ifade etmesi, şöyle dursun ima etmesi bile Majestelerinin İttifakı'dır.

Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan; seçimlerde oy kaybının yanında, kan ve ruh kaybı bulunduğunu, bunun suçunun acizler ve gafillerde olduğunu, yaptıklarının millete atılamayacağını, eksik, hata, kasıt ya da ihanet varsa üzerine gidileceğini söylemedi mi ?

Yüreğimize hançer gibi saplanan aynı safta namaz kıldığımız, aynı kıbleye döndüğümüz musafaha yaparken gözlerimizin içine bakarak temenna'da bulunduğumuz insanların pusuya yatıp arkadan hançerlemesi değil midir Majestelerinin İttifakı…

Anadolu irfanının ve izanının iman hakikatiyle seçimler aynı zamanda bir terbiye modelidir. Seçmen; azgınlaşanı, kibirleşeni ve kendi kültürüne yabancılaşanı seçimlerle terbiye ederek sigaya çeken insanımıza kurulmuş muhafazakar ve milliyetçi kılıflı 'Apakurya Maskaralığı'nın adıdır Majestelerinin İttifakı…

CHP'NİN HALİ: SEVDAM DÖNERSİN DİYE/ SOL YANIMI BOŞ KOYDUM

Türkiye'de sosyal Demokrat hareket 2019 yılından başlayarak kazanmanın, kazanırken de kaybetmenin eşine geldiğini bu seçimde yine gördü. Yerel seçimlerde iktidar partisini geçti. Cumhur ittifakının toplamından kıl payı az bir oy aldı. Bu sonuç 'seçmen solculaştı' yargısını ortaya koymayacağı gibi seçin algısını, beklentisini ve aday profilini iyi okuduğunu gösterir.

CHP sağcılaşarak bir seçim kazandı. Altı oku bir kenara bırakarak, ulusal değerleri bir kenara iterek, devamlı defans gösterdiği İslamcı oylara, partilere kucak aşarak, anlaşarak, ülkücü kadroları iş başına getirerek sosyal demokrat değerlerle değil, sağcılaşarak, hatta muhafazakar söylemle yerel iktidara geldi. 'Sevdam Dönersin Diye/ Sol Yanımı Boş Koydum' şarkısının sözlerinde olduğu gibi CHP, solunu boş bıraktı.

Boş kalan yeri DEM ile doldurma hevesi Meral Danış Beştaş'ın 'İmamoğlu bu oylar benimdir demesin sakın, aldığı oylar onun değil. Bizim seçmenlerimiz oraya oy verdi neden? Çünkü AKP'yi cezalandırmak istedi' ifadesiyle geri tepti. İmamoğlu 2019'da da HDP'nin oylarıyla seçilmişti.

Yerel yönetimlerde elde edilen iktidarı genel yönetime taşıma iradesi tam da 'bir arada bir derede kalma' durumudur. Çünkü CHP iki Cumhurbaşkanı aday adayı ile iki eş başkanla yola devam etmektedir. Kent uzlaşısı'nın faturası Kırıkkale, Afyon, Kütahya, Amasya, Kastamonu, Giresun, Bolu'da ağır ödenir. Milliyetçiliğin yeni ulu beyliğine soyunmuş Mansur Yavaş için ise bu durum ateşle imtihandır. Komitacılık, ittihatçılık konusunda pratik yapmış kadroların solun içinden sağın adayı olarak çıkma maharetleri vardır.

Genel seçimde üzerinde diğer partilerin yükü varken şimdi DEM'in bir sınırlı olsa Saadet ve Yeniden Refah'ın yükü, işbirliğinin çıktıları var. Milliyetçi oyların milliyetçi adaylarla CHP'ye yöneldiği dönem, sırat köprüsü gibi bir dönem olacaktır.

Nitekim Van'daki olayları fırsat bilen bölücülerin sokakları savaş alına çevirmesi ister istemez 2015 yazını hatta 7-8 eylül eylemlerini hatırlatmaktadır. CHP içinde sağa yaslanarak, ülkücülerin lojistik desteğiyle yerel iktidara gelenlerin olan bitenlere karşı kayıtsızlığı, şu andaki sessizliği uzun soluklu değildir. Vatan denilince beynine kan fışkıran bir damardan bahsediyoruz ki onları belediye imkanlarıyla dizginleyemezsiniz.

REİS, KOŞARKEN YAN GELİP GELİP YATANLAR

Bu kadar ağıt yakan kadrolar seçimde genel başkanları gibi efor sarf etselerdi, durum farklı olabilirdi. Anlaşılıyor ki teşkilatta göçük var. 'Reis bu işi halleder' diyerek seçimleri kazanmayı alışkanlık haline getiren kadroların Ak Parti'nin kaybettiği seçim bölgelerinde spesifik nedenleri olabilir.

Ancak genel siyaset, aday belirleme (Adam kayırma, ekipçilik, bölgecilik, hizipleşme) performans, ekonomi gibi sıralayacağımız sebepler seçim sonuçlarını yaşattı. Seçim başlamadan soyunma odasında telaş, kaybetmeyi kabullenme başlamıştı.

-Onunla olmaz, bununla olmaz…

Erdoğan bu söyleme 'Gafillik, acizlik hatta hainlik' dedi.

Parti teşkilatlarında aynı 7 Haziran 2015 seçimleri gibi bir kayıtsızlık, nemelazımcılık ve 'Reis çok konuşuyor' şarkısı…Erdoğan eğer Ramazan ayına rağmen mekik gibi ülkeyi dolaşmasaydı %35'lik sonuç yüzde 30'ların altına inecekti.

Hadi bakalım:

Parti içinde kim, kime kefildi?

Bakanlar vitrine çıktı, popüler yerlerde videolara girdi, iki üç esnaf ziyareti…Bol bol fotoğraf… Bir de siyasi basiretsizlik örneği bir cümle:

-Sahadaydık…

Siyasetçi sahada olur zaten…'Efendim biz teknokrat bakanız ' O, zaman meydanlarda ne işiniz var ? Hangi bakan kimin fikrini, hangi bölgenin el değiştirmesini önlediniz.

'İstanbul kaybedilirse' diye başlayan cümle Büyük Türk Milletinin mefkuresini, binlerce yıllık 'Ebed müddet devlet' anlayışına hakarettir ki; kaybedilmişlik sendromu 'Majestelerinin ittifakı'nın algı yönetimidir.

Uzun yıllardır Recep Tayyip Erdoğan'ın etrafındaki isimleri 'Adanmışlık- dadanmışlık' şeklinde yorumladığımı takip edenler iyi bilir.

Ormanı yakan kundakçının kenarda durup yangını da yangını söndürme telaşını seyretmesi gibi bir durumu sergileyenler var.

Onun için bahaneleri sıralıyorlar. İrade beyanınızı göstererek bir adım öne çıkın 'İstifa ediyorum' deyin ana kademe iken, kurmayken süvari oluverin…

Ekranlarındaki sözcüleri tarafından Yeniden Refah Partisi gece ittifak ortağı, sabah FETÖ'cü yapılıyorsa,

ittifak görüşmelerini yapan kurmaylar Yeniden Refah Partisi yönetimine 'Bırakın belediyeyi, size belediyeden ihale verelim' diyorsa,

El altında medya kuruluşlarına 'DEM hakkında bir şey söylemeyin, seçimden sonra görüşeceğiz' diye koruduğu, şımartılan bölücü Kürt oyları CHP'ye akıyorsa,

Seçimden önce faizleri %50 ye çıkartma provakasyonu yapılıyorsa,

Seçmeni, tabanı 'Gören kör' sayarak aday listelerini dayatmaları gerçekleşiyorsa sonuç şudur ve Ak Parti içinde gece gündüz çalışan bir nefer şunu deme hakkına sahiptir:

-Kaybedilmişliğe / yenilgiye mazereti ilk sözü en masumunuz söylesin…

Erdoğan 'Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır' diyerek şimdi adanmış kadrolar ile yoluna devam edecektir.

Necip Fazıl Kısakürek rotayı ve tarihsel duruşu nasıl yorumluyor:

-Tereddüt edersen bacakların seni taşımaz. Yürüyeceğim de bas ve yürü'

KANDIĞI YERDEN DEĞİL KALDIĞI YERDEN MİLLİ GÖRÜŞ

Türkiye'de İslami siyasi hareketin bu seçimlerde en önemli trendini Yeniden Refah Parti yaşattı. Bizim eleştirimiz Yeniden Refah Partisi'ne değil. Kendini ifade etme, siyasetteki algılanmasıdır. YRP'nin kendi kimliğinin haricinde sosyal demokrat hareketin CHP'nin koltuğunun altında görünme birlikte hareket etme görüntüsünü eleştirmekteyiz. Şimdi de DEM'e lojistik destek vermekteyiz.

Yerli ve milli kaldığı müddetçe halkın YRP'ye sahip çıkacağını söylüyorum.

Seçimden önce 'CHP adayı kazanır' diye ihsas-ı reyde bulunmak, partiye gelenin bir partiden geldiğini, gidenin de bir partiye de gireceğine saygı duyarak topluca 'beddua' yapmak, tabanı, kitleyi Erdoğan düşmanlığına kilitleyerek gerçeği gizlemeye dir itirazımız. Parti tabanı başta olmak üzere, geçmişte Milli Görüş içinde bulunmuş insanlar ile bir ahlaki çizgi oluşturmadan 'helalleşmeden', ahlak konusunda kullanacağı slogan sorgulanacaktır.

Genel seçimlerin yapılmasından bu yana geçen 9 ay zarfında oyunu yüzde yüz arttıran Yeniden Refah Partisi kazandığı belediyeler ile yeni seçmenlere yelken açmıştır. Bu kalıcı mıdır ? Göreceğiz.

1994 yılında Refah Partisi'nin yerel yönetimde yaşadığı başarı hizmetler, seçmene Milli Görüş belediyeciliğinin bir mukayese imkanı sundu ki 'Rüşvet alanda verende melundur' sözünün oluşturduğu güven ile 'Erbakan' markasını güçlendirmişti. Bu taçlandırma ile 1995 yılında iktidar başarısı gelmişti.

Bu durumda Yeniden Refah Partisi yolun daha başındadır. Halen Majestelerinin ittifakı içinden vazgeçmedi. Bu ittifak son genel seçimde Saadet Partisi gibi kurumsal bir geleneği son seçimlerde neredeyse seçmensiz bırakma noktasına getirmiştir.

Ancak şunu açıkça söylemek gerekirse YRP'nin AK Parti ile 31 Mart seçimlerinde girdiği ölesiye 'Kine ulaşan' rekabetin ortak bir noktaya varacağını düşünüyorum. Çünkü İstanbul Sözleşmesi bağlamında aile kurumunun korunması başta olmak üzere Anayasa değişikliği hesabında 4 vekil oyu bile stratejik öneme sahiptir. O zaman dikleşen, erken seçim diyen, ahlak maneviyat diyen YRP Anayasa değişikliğine kayıtsız, bigane kalamaz.