Dün aynıydı. Bugün de aynı olacaktı. Önündeki tüm günlerde hayatını aynı kayalıkta devam ettirecekti. Yalnızdı. Dalga seslerini dinleyip uykuya dalmayı severdi. Bulunduğu çevreye kimse cesaret edip yaklaşamazdı. Balıklar ondan korkardı. Zamanında herkesi ürkütmüştü. Şimdi tek başına yaşamaya alışması gerekti. Kendi soyundan olan herkes ölmüştü. Soyunun tek örneği sadece Raidne idi. Çevresinde kendi gibi varlıkları görmek bile mutlu ediyordu onu eskiden. Ama artık okyanus kayalık ve Raidne vardı. En sevdiği şey şarkı söylemekti. Raidne çok yalnızdı. Gece olduğunda uçurumun tam ucuna gelip Ay'a şarkılar söylerdi. Kimi zaman ise açlığına yenik düşüp Oitris'in kayalığının tam ucuna gelip şarkısını söylerdi. Onun sesinden etkilenen denizciler hemen dümenlerini Oitris kayalıklarını çevirerek sesin kaynağını aramaya başlarlardı. Çok azı kaçıp canını kurtarmayı başarmıştı. Raidne açlığına yenik düşüp onları avlıyordu. Başka çaresi yoktu. Hayatta kalabilmesi için bunu yapması gerekti. Çok etkileyici bir sesi vardı. Kim duysa büyüsüne kapılıp dümenlerini Raidne'nin olduğu bölgeye çevirirlerdi. Okyanusun tuzlu ve yakıcı büyüsü masmavi olan kuyruğunu zamanla morumsu bir renge çevirmişti. Diz kapaklarına kadar inen saçlarını artık taşımakta güçlük çekiyordu. Her ne kadar orada doğup büyüse de oradan kurtulmak istiyordu.

Günlerden bir gün denizcilerin sandığından çalmış olduğu mücevherleri sakladığı yerden çıkarmak istedi. Hepsini tek tek inceleyip incilerden yapılmış olan kolyeyi boynuna taktı. Bulutlar ona bir şey anlatırcasına tam tepesine geldiğinde Raidne açıktığını hissetti. Bir anda uzakta bir karartı gördü. Çok uzaklarda. Bir kayık onun bulunduğu bölgeye doğru hızla ilerliyordu. Raidne şaşırdı. Daha önce kimse oraya tek başına gelmeye cesaret edemezdi. Hemen tüm dikkati kendisine çekmek için şarkısını söyledi. Bir anda tüm bulutlar tepesinden çekildi, güneş raidnenin saçlarına vuruyordu. Raidne tıpkı bir inci gibi parlıyordu. Kayık daha da yaklaşmıştı. Raidne içinde bilinmez bir sevinç hissetti. Bir anda açlığını unutup tüm dikkatini kayıktaki adama verdi. Kalbine bilinmez bir umut ışığı saplandı bir anda. İlk defa birini avlamak istemiyordu. Onun yaklaşmasını ve kendisine dokunmasını istiyordu. Adam yaklaştı. Raidne ürktü. Bir anda kayığının içinden çıkarak tek hamleyle Raidne'in bulunduğu kayalığa tırmandı. Raidne hareketsiz kaldı. Adam Raidne'ye bakarak;


''Buralarda bir siren yaşıyormuş bu sen olmalısın'' dedi.

Raidne sessizdi. Yıllardır kimse ile konuşmamıştı. Sadece şarkı söyleyebiliyordu. Adam Raidne'den çok etkilenmişti. Elini tutmak istedi. Raidne ürkerek kendini geri çekti. Adam;

''Benim adım Sionel, senin ki nedir?'' dedi.
Sadece 'Raidne' diyebildi.

Raidne, Sionel'in buralara neden geldiğini anlamaya çalışıyordu. bir yandan ise açlığını unutmuştu. Sionel'e karşı içinde garip hisler belirmişti. Belki bu insanlara özgü bir şeydi, belki bu hislere kapılmaması gerekti ama elinden bir şey gelmiyordu. Yıllardır yalnız ve kimsesizdi. Bende Enorea kayalığında yaşıyorum. Oradaki deniz fenerinde dedi. Raidne, Sionel'in yaşadığı yerin sadece insanların yaşayabileceği tarzda bir yer olduğunu biliyordu. Sionel, Raidne'nin kuyruğuna baktı. 'Ne kadar da parlak ve göz kamaştırıcı' dedi. Raidne yıllardır ilk defa gülümsedi.

Gece olmuştu. Sionel hala yanındaydı. Ona deniz fenerindeki anılarını anlatıyordu. Bu adam çok ilginçti. Raidne ağzını açıp tek kelime bile etmese bile o hala anlatıyordu. Sadece gülümsüyordu. Aklından Sionel'in bir insan olduğu bile geçmiyordu. Açlığını da unutmuştu. Raidne bu adamın sonsuza kadar yanında kalmasını istiyordu. Ve nihayet öyle de oldu. Artık Raidne yalnız değildi... Yanında Sionel vardı. Aradan bir kaç yıl geçti. Artık Raidne, Sionelsiz yapamayacağını düşünüyordu. İnsan gibi yaşamayı öğretmişti Sionel ona. İnsan gibi balık avlamayı, yemeyi, konuşmayı. Uzun yıllar yaşadılar birlikte. Hiç birbirlerine dokunmadan... Sionel'in en mutlu olduğu anlar Raidne'nin ona 'Siren şarkısı' söylediği anlardı. Raidne'nin ise geceleri Sionel ile ay ışığı yakamozlarında yüzmekti. Bu mutlu anlar birbirine katlanarak yıllarca sürdü.. Ta ki o gün gelene kadar.

Güneşli bir günde Raidne kıyıda güneşleniyordu. Sionel ise kayığı ile balık avlıyordu. Raidne acıkmıştı. Birden çok uzaklarda bir geminin onların bölgesine doğru yanaştığını farketti Raidne. Açlığına engel olamıyordu. Birden o büyülü incimsi sesiyle şarkı söylemeye başladı. Gemi hızlandı. Sionel bir anda paniğe kapıldı. Raidne'nin bu yaptığı delilik olmalıydı. Kendisini de, Sionel'i de tehlikeye atmış oldu. Gemi büyük bir hızla o büyülü sese kulak verdi. Ve Sionel'in yanına kadar ulaştı. Bir anda gemiden bir sürü atışçı, mızraklarını hazırlayıp nişan aldı. Raidne bunu görür görmez deliye döndü ve bir anda okyanusa sevdiğinin kollarına koşmak istedi. Oklardan bir tanesi tam Sionel'in göğüs kafesini yırtıp geçti. Sionel bir anda kendini göğüsündeki mızrak ile okyanusun dibinde buldu. Bir güç onu aşağıya çekmişti. Gözlerini araladı ve çeken kişinin kim olduğunu görmeye çalıştı. Evet bu Raidne idi. Raidne okyanusun altına dalıp Sionel'i kurtarmak istemişti. Gemiciler kıyıya kadar ulaşmıştı. Artık onlar için başka bir kaçış yolu yoktu. Tek hedef Raidne idi. Onun türünün son ferdi olduğunu duyan meraklı gemiciler onu avlamaya gelmişlerdi. Ve bir anda Raidne'nin aklına onları büyüsünün altına alıp pusu kurmak düşüncesi yerleşti. Ve ağlayarak şarkısını söyledi. O anda güneş parıldamayı kesip, etrafı kara bulutlar kaplamaya başladı. Sanki okyanus çekiliyordu. Kumlar kuruyup kül oluyordu. Gemiciler büyüye kapılıp Sionel ve Raidne'nin yaşadığı mağaraya kadar gittiler. Ve büyük bir hızla Raidne mağaraya peşlerinden bitik bir şekilde girip hepsini avladı. Kiminin kafaları gövdelerinden ayırdı, kimisinin bacağını kopardı. Raidne hepsinin öldüğünden emin olup Sionel'e koştu. Sionel sanki son çırpınışlarındaymış gibi Raidne'ye baktı. Gözünden bir damla süzüldü. O damla bir inci tanesi kadar değerli idi Raidne için. Raidne'nin yapabileceği bir şey kalmamıştı. Onu kayığına kadar taşıdı. Belki Otepros açıklarına doğru giderse onu bulup tedavi edebileceklerini düşündü. Sionel'i kayığa yerleştirirken Sionel gözlerini açtı ve tüm gücüyle Raidne'ye sarıldı. Onu asla bırakmak istemiyordu. Ama mecburdu. Sionel'in ağzından sadece 'Seni seviyorum Raidne' kelimesi çıktı. İşte o anda raidnenin gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Kendine şaşırıyordu. İnsansı tepkiler veriyordu. Ama Sionel'i seviyordu. Raidne 'Bende, Sio' dedi. Ve tüm gücüyle kayığı Otepros açıklarına kadar itti. Artık kayık kendi yolunu bulurcasına rüzgarla yolculuğunu sürdürecekti. Raidne bir süre kayığın ardından bakakaldı. Sadece baktı. Bir hatanın hayatına nasıl mal olduğunu izledi. Ve kendine lanet etti. Ve hep edecekti. Geldiği yöne hiç bakmadı ve sırtında bir acı hissetti. Bir şey ona acımasızca saplanmıştı. Gemicilerden bir tanesi hayatta kalmayı başarıp, Raidne'yi avlamıştı. Raidne acı çığlıkları içerisinde şarkısını söylemeye başladı. İşte o anda ne olduysa oldu. Bir anda tüm okyanus buz tutmuş, bulutlar mosmor kesilmiş, güneş kahverengi bir renk almıştı. Raidne kendine saplanan mızrağa bakakaldı. İçinde tarifsiz acılar ve bir kayboluş vardı. Tek düşündüğü şey Sioneldi. Okyanus ile beraber gemici ve gemisi de buz kesilmişti. Ve Sionel'in teknesi de... Raidne oracıkta ruhundaki çığlıkları gökyüzüne salarak öldü. Sionel ise zaten çoktan ölmüştü. Artık eskisi gibi ne yakamozlarda dans edebileceklerdi, ne geceleri ay'a şarkılar söyleyeceklerdi, ne güneşin rengini görebileceklerdi birlikte ne de Raidne bir daha Sionel'e o büyülü şarkısını söyleyebilecekti. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Hiçbir şey eski büyüsündeki gibi kalmamış, hiçbir şey üzerlerine doğan güneş gibi parlak olamazdı artık. Çünkü her şey bitmişti. Her şey bir hata ile sona ermişti...