Aile şirketleri nasıl kurulur?

Çoğu zaman bir fikirle…

Bir cesaretle…

Bir emekle…

Bazen küçük bir dükkânda, bazen bir atölyede, bazen de bir evin mütevazı bir odasında başlayan bir girişim, yıllar içinde büyür; çalışanları, müşterileri, markası ve kurumsal yapısıyla bir şirkete dönüşür.

Fakat aile şirketlerinin hikâyesinde çoğu zaman gözden kaçırılan başka bir başlangıç daha vardır: Aile.

Çünkü bir aile şirketinin geleceği yalnızca şirketin içinde değil, ailenin içinde de şekillenir.

Belki de şu soru, aile şirketlerinin sürdürülebilirliği açısından en az “Şirketi bizden sonra kim yönetecek?” sorusu kadar önemlidir: “Bizden sonra bu değerleri kim taşıyacak?”

Görünmeyen lider

Aile şirketlerinde yönetim kurulları vardır.

Genel kurullar, toplantılar, stratejik planlar, bütçeler, hedefler vardır.

Ama bütün bunların ötesinde, şirketin görünmeyen bir yönetim kurulu daha vardır.

Bu kurul çoğu zaman bir evin içinde toplanır.

Gündeminde sevgi, güven, sorumluluk, paylaşma, adalet, dayanışma, emek ve aidiyet vardır.

Kararları tutanaklara geçmez.

İmzaları atılmaz.

Ama alınan kararlar, bazen şirketin gelecek kuşaklarını şekillendirir.

Bu görünmeyen kurulun en güçlü üyelerinden biri ise çoğu ailede annedir.

Anne; şirketin yönetiminde yer almasa, hissedarı olmasa, herhangi bir resmi unvan taşımıyor olsa bile ailenin değerlerini şekillendirebilir.

Çocuklarına çalışmayı, paylaşmayı, sorumluluk almayı, başkasının emeğine saygı göstermeyi, başarının yalnızca kazanmak olmadığını anlatabilir.

Böylece aslında şirketin geleceğine yatırım yapar.

Bilançoda görünmeyen sermaye

Aile şirketlerinin bilançolarında görünmeyen ama şirket değerini doğrudan etkileyen bir sermaye vardır:

Güven.

Aidiyet.

Dayanışma.

Sorumluluk.

Adalet.

Emek.

Birlikte başarma kültürü.

Bunların hiçbiri bilançoda bir satır olarak görünmez.

Ama aile şirketlerinin kuşaklar boyunca ayakta kalmasını sağlayan en önemli unsurların arasında yer alır.

Çünkü bir şirketi bir kuşaktan diğerine yalnızca sermaye taşımaz.

Değerler taşır.

Değerlerin taşınması ise kendiliğinden gerçekleşmez.

Değerler yaşanır, paylaşılır ve yeni kuşaklara aktarılır.

İşte bu noktada annenin rolü, yalnızca aile içindeki rolünün çok ötesine geçer.

Bir annenin bana bıraktığı miras

Bu yazıyı benim için farklı ve anlamlı kılan da işte bu düşünceler.

Çünkü bu konuya yalnızca bir iş insanı ya da bir iç denetim profesyoneli olarak bakmıyorum.

Bir evladın hafızasından da bakıyorum.

Annem 6 Ekim 2004 tarihinde vefat etti.

Ertesi gün, İstanbul’da düzenlenen uluslararası Avrupa İç Denetim Konferansı’nın açılışını yapmam gerekiyordu.

Uzun süredir hazırlıkları devam eden konferansa dört kıtadan, 33 ülkeden konuklar gelmişti.

Bir tarafta hayatımın en büyük acılarından biri vardı.

Diğer tarafta uzun süredir hazırlanılan, Türkiye ve mesleğimiz açısından önemli bir sorumluluk…

O zor günlerde annemin bana yıllar önce söylediği sözler zihnimde yeniden yankılandı:

“Benim senin anan olduğum gibi sen de işinde ana ol, insan yetiştir; işine ve mesleğine karşı verici ol.”

Bir başka cümlesi ise hayatım boyunca bana yol gösterdi:

“Kendini öyle yetiştir ki herkese örnek ol.”

O gün annemin sözlerinin yalnızca bir anne nasihati olmadığını daha iyi anladım.

Bana aslında bir liderlik anlayışı bırakmıştı.

İnsan yetiştirmeyi…

İnsana yatırım yapmayı…

İşine ve mesleğine karşı sorumluluk duymayı…

Ve bulunduğun yerde yalnızca başarılı olmayı değil, başkalarına da yol göstermeyi öğütlemişti.

Belki de annelerin görünmeyen liderliği tam da burada başlıyor.

Çocuklarına yalnızca hayatı öğretmekle kalmıyorlar.

Onlara hayata nasıl dokunacaklarını da öğretiyorlar.

Şirketten önce insan yetiştirmek

Aile şirketlerinde halefiyet ve kuşaklar arası geçiş çoğu zaman şirketin geleceği açısından ele alınır.

“Kim genel müdür olacak?”

“Kim yönetim kuruluna girecek?”

“Şirketi kim devralacak?”

Oysa halefiyet çok daha önce başlar.

Bir çocuğun ilk kez sorumluluk aldığı gün…

Bir işi tamamlamanın önemini öğrendiği gün…

Başkasının hakkına saygı göstermeyi öğrendiği gün…

Başarının yanında başarısızlıkla da baş etmeyi öğrendiği gün…

Belki de geleceğin yöneticisinin ilk yönetim dersi, henüz şirketin kapısından içeri girmeden verilmiştir.

Bu nedenle aile şirketlerinin sürdürülebilirliğini yalnızca kurumsal yönetim mekanizmalarıyla konuşmak eksik kalır.

Şirketten önce insan yetiştirmek gerekir.

Çünkü iyi bir halef yalnızca işi bilen kişi değildir.

Değerleri bilen, sorumluluk alan, güven veren, paylaşmayı bilen ve kendisinden sonraki kuşağa da alan açabilen kişidir.

Anne: Geçmiş ile gelecek arasında bir köprü

Aile şirketlerinde anne çoğu zaman geçmiş ile gelecek arasında bir köprü kurar.

Geçmişten gelen hikâyeleri anlatır.

Ailenin nereden geldiğini hatırlatır.

İlk dükkânı, ilk müşteriyi, ilk zorluğu, ilk başarıyı bilir.

Bazen kurucunun yanında yürümüş, bazen onun yükünü paylaşmış, bazen de aileyi ayakta tutarak şirketin büyümesine görünmeyen bir katkı sunmuştur.

Bu hafıza, aile şirketlerinin en değerli varlıklarından biridir.

Çünkü kurumlar yalnızca stratejileriyle değil, hikâyeleriyle de yaşarlar.

Ancak geçmişi bilmek, geçmişte yaşamak anlamına gelmez.

Asıl mesele, geçmişten alınan değerleri geleceğin ihtiyaçlarıyla buluşturabilmektir.

Anne de çoğu zaman bu geçişin en doğal taşıyıcısıdır.

Kız çocuklarına bırakılacak en büyük miras

Burada kız çocuklarına özel bir parantez açmak gerektiğine inanıyorum.

Çünkü yarının anneleri yalnızca anne olmayacak.

Onlar aynı zamanda girişimciler, yöneticiler, profesyoneller, akademisyenler, yatırımcılar, şirket ortakları ve liderler olacaklar.

Bu nedenle kız çocuklarının eğitimi, aile şirketlerinin geleceği açısından yalnızca sosyal bir mesele değildir.

Aynı zamanda bir gelecek yatırımıdır.

Bir kız çocuğuna verilen eğitim, yalnızca onun kendi hayatını değiştirmez.

Onun gelecekte yetiştireceği çocukların dünyasını da etkiler.

Onun yöneteceği şirketleri…

Alacağı kararları…

Kuracağı ekipleri…

Dokunacağı hayatları…

Bu nedenle kız çocuklarının iyi eğitim alması, özgüvenli yetişmesi, kendi ayakları üzerinde durabilmesi ve karar alma sorumluluğu kazanması, ailelerin geleceğe bırakabileceği en değerli miraslardan biridir.

Ve bunu yalnızca “geleceğin anneleri” olacakları için değil; geleceğin insanları, yöneticileri ve liderleri olacakları için önemsemeliyiz.

Sevgi olmadan liderlik olur mu?

Belki de yazının başındaki soruya yeniden dönmeliyiz:

Bir aile şirketinin geleceğini ne belirler?

Strateji mi?

Sermaye mi?

Teknoloji mi?

Kurumsal yönetim mi?

Bunların hepsi önemlidir.

Ama bütün bunların üzerinde bir şey vardır: İnsan.

İnsanı yetiştiren ise yalnızca okul değildir.

İlkokul evdir.

İlk öğretmen çoğu zaman annedir.

İlk liderlik deneyimi ise aile içinde yaşanır.

Bu nedenle sevgi, aile içinde yalnızca duygusal bir bağ değildir.

Aynı zamanda insan yetiştirmenin temelidir.

Sevgiyle yetişen insanın sorumluluk duygusu, aidiyeti ve başkasına değer verme kapasitesi güçlenir.

Belki de bu yüzden gerçek liderlik, yalnızca insanları yönetmek değil; insan yetiştirmektir.

Bir şirketten daha büyük bir miras

Aile şirketleri kuşaklar boyunca büyüyebilir.

Markalar nesilden nesile taşınabilir.

Servetler aktarılabilir.

Hisseler devredilebilir.

Ama bunların hiçbiri, değerlerin kendiliğinden aktarılacağını garanti etmez.

Değerleri yaşatacak insanlar yetiştirmek gerekir.

İşte sürdürülebilirliğin en derin anlamı da burada ortaya çıkar.

Bir aile şirketinin gerçek başarısı yalnızca bugünkü büyüklüğüyle değil, yarının insanlarını ne kadar iyi yetiştirdiğiyle de ölçülmelidir.

Çünkü şirketler bir gün el değiştirir.

Yönetimler değişir.

Teknolojiler değişir.

Pazarlar değişir.

Ama iyi yetişmiş insanların taşıdığı değerler, değişimin içinde yol göstermeye devam eder.

Belki de en önemli yönetim kurulu evdedir

Bugün geriye dönüp baktığımda annemin bana bıraktığı mirası daha iyi anlıyorum.

O, bana bir şirket yönetmeyi öğretmedi.

Ama insan yetiştirmeyi öğretti.

Bana bir makam bırakmadı.

Ama sorumluluk bıraktı.

Bir servet bırakmadı.

Ama değer bıraktı.

Ve belki de en önemlisi, başkalarının hayatına değer katmayı miras bıraktı.

Annem bugün aramızda değil.

Ama bazı insanlar hayattan ayrıldıklarında gitmezler.

Sözleriyle kalırlar.

Yetiştirdikleri insanlarla kalırlar.

Dokundukları hayatlarda kalırlar.

Ve belki de en önemlisi, kendilerinden sonra başkalarının hayatına ışık tutmaya devam ederler.

Ben bugün annemin bana bıraktığı mirasa baktığımda, yıllar önce söylediği bir cümlenin anlamını daha iyi anlıyorum.

Yıllar önce söylediği şu cümle, bugün benim için yalnızca bir anne nasihati değil, aynı zamanda bir liderlik ve sürdürülebilirlik anlayışıdır.

“Benim senin anan olduğum gibi sen de işinde ana ol, insan yetiştir.”

Belki de bir annenin çocuğuna bırakabileceği en büyük miras budur.

Bir servet değil yalnızca…

Bir şirket değil…

Bir makam hiç değil…

İnsan yetiştirme sorumluluğu.

Çünkü şirketler kuşaktan kuşağa devredilebilir.

Hisseler, markalar ve servetler aktarılabilir.

Ama değerler kendiliğinden miras kalmaz.

Onları yaşatacak insanlar yetiştirilir.

İşte bu yüzden aile şirketlerinde sürdürülebilirliği yalnızca, “Şirketi kime devredeceğiz?” sorusuyla konuşmak eksik kalır.

Asıl soru şudur: “Geleceği devralacak insanları nasıl yetiştiriyoruz?”

Belki de aile şirketlerinin en önemli yönetim kurulu, yıllar önce bir evin içinde kurulmuştur.

Masasında gündem maddeleri yoktur.

Toplantı tutanakları tutulmaz.

Kararlar imzalanmaz.

Ama orada alınan kararlar, bazen bir şirketin gelecek otuz yılını belirler.

Benim hayatımda o kurulun başkanı annemdi.

Bugün, onun sene-i devriyesinde, kendisini sevgiyle, saygıyla ve minnetle anıyorum.

Ruhu şad, mekânı cennet olsun.

Onun mirasını şu cümleyle geleceğe emanet ediyorum:

Bir şirketin geleceği, yalnızca yönetim kurullarında değil; bir annenin bir çocuğa verdiği ilk derste başlar.