Seçimler öncesi ortalık toz duman. Muhalefet için önemli olan iktidardaki Ak Parti'nin oylarını törpülemek ve seçim sonrası çözülmeye zemin hazırlamak. Bunun için İyi Parti ile CHP arasında kısmen SP arasında belli bölgelerde de HDP arasında sıkı bir işbirliği var. Tayyip Erdoğan'ı bitirebilmek için seçimlerde Ak Parti'yi yenmek gerekli. Ak Parti'yi yenebilmek için de Ak Parti'nin içinde gelecek tahayyülü olmayan bir belirsizlik oluşturmak gerekli.

MHP Gümüşhane Belediye Başkan Adayı Sabri Varan

Cumhur ittifakının dinamosu olan MHP'nin Gümüşhane Belediye Başkan adayı, iki dönem Ak Parti'den Milletvekili olmuş olan Sabri Varan oldu. Varan'ın geçen Cumartesi günü başlattığı seçim propagandasında söylediği bir söz bu dönemde çok üzerinde durulması gereken bir konu:

'Bizim davamız kuru bir nefis davası değildir. 'Varım/yoğum ille de vatanım, ille de Gümüşhane' diyen bir evladınız olarak görev verilince, yeniden nöbet yazılınca sağıma, soluma bakmadan bir adım öne çıkarak 'Kızıl Elma'nın Kut Almış Çocuklarına' yaren olmaya, Gümüşhane'nin yoluna yoldaş olmaya, çilesine kardaş olmaya geldim. Gümüşhane'de Cumhur İttifakının iki adayı var. Cumhur ittifakının üyesi olan herkes kime güvenirse, kime inanırsa, kime Gümüşhane için daha faydalı hizmet edeceğine, katkı vereceğine inanırsa sandıkta tercihini ona yapacak. Bu süreçte ben iktidarım deyip bizi destekleyenlere, aba altından sopa gösterenleri de buradan uyarıyorum. Gümüşhane size dar olacağı gibi Ankara'yı da Türkiye'yi de size dar ederiz.'

Günümüzde Cumhur İttifakı'na yalnız Erdoğan'a değil parti içinde rol model olacak isimlere karşı bir kampanya var. En son örneğini Ahmet Nesin'in yazısında görüyoruz. Milletvekilliğinden bakan olan 4 kişiden birini kastediyor. Nesin 'Yazdığım bakanın adı seçimlerden önce Recep Tayyip Erdoğan tarafından çizilmişti ama Ergenekon bastırınca tekrardan vekil seçildi ve bakan oldu. Benim anlatacağım bölüm, bu kişinin üstü çizildikten sonra neler yaptığı. Esasında bu konuda sorular sormayı tercih ederim, bakalım günümüz bakanlarından birisi üstüne alıp da yanıt verecek mi?' diye soruyor?

Antalya Milletvekili iken Dışişleri Bakanı olan Mevlüt Çavuşoğlu

Gaziantep Milletvekili iken Adalet Bakanı olan Abdülhamit Gül

İstanbul Milletvekili iken Hazine ve Maliye Bakanı olan Berat Albayrak

İstanbul Milletvekili iken İçişleri Bakanı olan Süleyman Soylu

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'da %25'lik dilim içinde itham edildiğini düşünerek Ahmet Nesin'e şu cevabıverdi: 'Senin kastettiğin milletvekilliğinden bakan olan 4 kişi var. %25 de olsa üzerime alıyorum. Ben ve arkadaşlarım için adice ve müptezelce çirkin bir tezgah kuruyorsun.'

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Almanya Federal Cumhuriyeti İçişleri Bakanı Horst Seehofer ile bu yılın Eylül ayında bir araya geldi.

Vallaha ne diyeyim Ahmet Nesin'in bilgi kaynağını bilmiyorum ama yazdıkları CHP içinde varlığı belirtilen ve etkin görevlerde bulunan isimleri algı yönetime dahil eden Alman istihbaratının marifetine benziyor. Satır satır tutanak memuru gibi ardı arkasına getirilen sorulara, soruların yöneltilmesine ve algı yönetimine bakılırsa Alman istihbaratı seçim öncesi iyiden iyiye Türkiye üzerine abanmış durumda. İşin ilginç yanı bölücü Kürt hareketinin ele başlarının, mezhepçi terör örgütü yöneticilerinin, siyasilerin hatta hatta belediye başkanlarının Alman istihbaratı adına ne naneler yediğini bilmeyen yok. Bu nedenle Ahmet Nesin'in ortaya attığı iddialar, ortaya karışık değil, belli adrese yönelik yeni bir saldırının habercisi.

Soruların içinde yer alan 'Diyarbakır Sur merkezli saldırılarla başlayan kanlı dönem ve devamı sizin bu kararı almanızda etkili oldu mu?' bu soru belki de olayın mihenk taşı. Sur olayları PKK'nin ve siyasi uzantısının en önemli kırılma noktası. 'Sosyete Kürtler' diye suçlanan Sur halkının terör örgütünün yanında değil, devletin yanında yer alması terör örgütünü de Avrupalı yardakçılarını da çileden çıkartmış durumda. Üstüne üstlük görevden alınan HDP'li başkanların yerine kaymakam, vali kayyumların atanması olayı var. İnsana dokunan belediye inşaa ettiler. Bu nedenle Soylu hedef tahtasında.

Herkes iyi biliyor ki Türkiye'de siyasiler üzerine yapılacak bir operasyonun kaynağı 1994 yılından buyana hep Alman istihbaratına dayanıyor. Bosna paraları, Çiller'e eroin kaçakçılığı suçlaması, Deniz Feneri olayı… Üzülerek bu işlerde siyasi rolü nedense hep Sol partiler yada Kürtçü siyasetçiler oynadı. Merhum Aytunç Altındal, Türkiye'de en etkin istihbarat örgütlenmesini Almanlar'ın yaptığını belirtmişti. Yine öyle oluyor. Üstelik Bakan Soylu'ya yönelik operasyon yeni değil. Daha önce oğlu üzerinden yapılan bir takım saldırıların medyatik yapılması nedense yine bu işgüzarların tezgahı değil miydi?

İşin önemli diğer bir tarafı ise de 'iltica etmek' suçlaması. Yani sığınmak…Siyasi sığınma hakkı, siyasi iltica etmek aynı kapıya gidiyor. Yani 'yarın başına bir iş gelirse sığınacak kapınız hazır' diyor. Almanya seni çağırıyor. Nesin'in yazısının en önemli taraflarında biri de bu… Almanya'nın son FETÖ'cüler başta olmak üzere iltica talebinde bulunan insanlara kapılarının sonuna kadar açması boşuna değil. Almanya aklınca; 'Kimsenin adamı olmadın, gel bizim adamımız ol demeye getiriyor.' Bilmiyorlar ki adam; Allah'ın adamı, adam Oflu…

AHMET, NESİN?

Gelelim Ahmet Nesin'e… Türkiye'de ilk Erdoğan biyografisi olan 'Recep Tayyip Erdoğan - Bir Dönüşüm Öyküsü' kitabında, daha önce kaleme aldığım 'Bir Kampanya Yaptık Anasını Satayım' kitabında Ahmet Nesin'in insan hakları aktivistliğini yazmıştım. Hem de Erdoğan'ın ceza aldığı ünlü şiiri yayınlayarak bir de kendisini savcıya ihbar ederek 'sivil itaatsizlik eylemi' yaptığını yazmıştım. Bu nedenle bu kadar yürekli, matematik profesörü olan zeki bir adamın istihbaratçıların hele hele istihbaratçıların tezgahına nasıl geldiğini anlamış değilim. Elbette yazıya konu ettiği bilgisinin kaynağını kendisi daha iyi açıklar.

Neyse bundan 18 yıl önce yayınladığımız kitaptaki Ahmet Nesin fotoğrafına bir bakalım:

'Mizah ustası Aziz Nesin, Tayyip Erdoğan gibi Kasımpaşalıdır. Erdoğan ile dünya görüşü taban tabana zıttı. Erdoğan, bir röportajda Nesin ile ilgili sorulara şu cevapları veriyor:

'– Nesin'in adını cadde, meydan adı olarak bu şehre sokmam demiştiniz. Neden?

-Tasarrufum altında olan herhangi bir yerde Aziz Nesin ismini vermem. İlkelerime ters düşen bir insan ve kötü bir örnek. İstanbul halkının yüzde 51'i sarhoş olmak istiyor diye sarhoş olmak için imkan hazırlamam ben.

– Sarhoşlukla Aziz Nesin'e itibar aynı şey mi ?

Aynı şey. Ben onu inanç itibariyle halkımı sarhoş edip farklı yöne getirme durumunda bir insan olarak görüyorum.

– Oğlu babasının Taksim Meydanı'ndan geçerken alkışlandığını söylüyor. Nesin'i alkışlayan İstanbulluları hiçe mi sayacağız?

-Bunu siz söylüyorsunuz. Aziz Nesin'i alkışlayanlara inanmıyorum.'

Erdoğan bu sözlerden yıllar sonra, siyasi yasaklı olmasına neden olacak malum şiirin mısralarını okudu. İslami göndermeleri olan ve kalabalıkları coşturan bu şiir birçok tartışmayı da gündeme getirdi. Erdoğan'ın sözlerine çeşitli kesimlerden destek geldi. Ama bir destek herkesin gözünden kaçtı: 'Düşünce Suçu(!?)na Karşı Girişim'in 42 nolu broşürü. Yani Erdoğan'ın suçuna iştirak ettiklerini belirten aydınların yayımladığı 42 nolu broşür. Peki kimdi bu aydınlar? Abdülmelik Fırat, Cevat Özkaya, Hasan Celal Güzel ve Aziz Nesin'in matematik profesörü olan oğlu Ahmet Nesin! Bununla da kalmadılar. Toplumun her kesiminden yazar, oyuncu, sendikacı ve sanatçının yayıncı olarak çıkarttığı Düşünceye Özgürlük-2000 Kitabı'nda bu broşürü yayımlayarak tekrar suç işlediler. Aziz'lik işler değil mi? ' (Recep Tayyip Erdoğan - Bir Dönüşüm Öyküsü - 1980 Sonrası İslami Hareket Ruşen Çakır- Fehmi Çalmuk, Metis Yayınları, 2001 sayfa: 81-82)