Fulya OMAÇ / İZMİR

*Danimarka’dan Cengiz Kahraman: “Yurtdışında gazetecilik, yalnızca haber yapmak değil; yaşadığınız toplumla Türkiye arasında doğru ve güvenilir bir bağ kurma sorumluluğu taşımaktır.”

*Almanya’dan Mustafa Ekşi: Bugün milyonlarca Türkçe konuşan insanın yaşadığı ülkelerde Türkçe basın zayıflıyor, Türkçe dersleri eyalet politikalarına sıkışıyor ve kalıcı çözümler gecikiyor.

*Belçika’dan Cafer Yıldırımer: “Belçika'da ülkenin vatandaşlığı cebinizde olsa bile isminizden ve ten rengi farklılığından dolayı zaman zaman dışlanmalar yaşayabiliyoruz. Medya mensubu olarak bunu ben de çoğu zaman yaşadım.”

Foto5-1

DİASPORA GAZETECİLİĞİNDE TANIKLIK, SORUMLULUK VE GÖRÜNMEYEN BASKILAR

Gazetecilik, gündemi takip etmekten çok, toplumun gerçeklerini belgelemek ve doğru bilgiyi halkla buluşturmak üzerine kurulu bir yolculuktur. Tüm dünyada gazetecilerin görevi aynıdır: görünmeyeni görünür kılmak, sessiz kalan hikayelere ses vermek, tarihe not düşmek ve halkın bilme hakkını savunmak. Sınırlar, diller ve çalışma koşulları farklı olsa da gazetecilik mesleğinin onurlu yükü, kamuoyuna karşı taşınan etik sorumluluk ve habere duyulan tutku her coğrafyada aynı ağırlığı taşır.

Avrupa’da yaşayan Türk gazeteciler için bu görev, kendi ülkelerinden uzakta yaşayan toplulukların, yani diaspora Türklerinin sesini duyurmak ve gündemde tutmak sorumluluğunu da kapsar. Dünyanın her yerinde zor bir zanaat olan gazetecilik, yabancı bir dilde, farklı bir kültürde ve “öteki” olmanın getirdiği yüklerle yürütüldüğünde çok daha karmaşık ve hassas bir hal alır. İki kültür arasında köprü kurmak ise yalnızca haber yapmakla sınırlı kalmaz; aynı zamanda çift yönlü bir sorumluluğu omuzlamayı gerektirir. Bazen söylenemeyenler, söylenenlerden çok daha fazlasını anlatır. Bir başlık atılırken yaşanan duraksama, bir cümlenin titizlikle yeniden kurulması ya da bir ifadenin yumuşatılması, basın özgürlüğünün sınırlarını sessizce gösterir. Diaspora gazetecileri, açık sansürle nadiren karşılaşsa da görünmez baskılar, belirsiz sınırlar ve süregelen otosansür iklimi içinde görev yapar. Yine de, Danimarka’dan Cengiz Kahraman, Almanya’dan Mustafa Ekşi ve Belçika’dan Cafer Yıldırımer, bu zorluklara rağmen Avrupa’daki Türk basınını güçlü, etkili ve güvenilir bir şekilde temsil etmeyi başarıyla sürdürüyor.

Foto1-1

AVRUPA’DA TÜRK BASINININ GÜÇLÜ KALEMLERİ

Medya dünyasının en anlamlı tarihlerinden biri olan 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü kapsamında Avrupa Türk basınının bu üç güçlü ve saygın kalemiyle yurtdışında gazeteci olmanın perde arkasını konuştuk. Danimarka’dan Haber.dk’nin kurucusu Cengiz Kahraman, Almanya’dan Medya Berlin Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Ekşi ve Belçika’dan Yenivatan.be İmtiyaz sahibi Cafer Yıldırımer, yayınımıza verdikleri özel demeçlerde; bulundukları ülkelerde gazeteciliğin koşullarını, bir Türk gazeteci olarak karşılaştıkları zorlukları ve sınırlar ötesinde habercilik yapmanın sorumluluklarını paylaştı. Mesleğe damga vurmuş üç isim, Avrupa’daki Türk diasporası için haber üretmenin, yani vatanlarından uzakta yaşayan kendi kültür ve kimlik bağlarını korumaya çalışan göçmen topluluğun sesini duyurmanın mesleki anlamını ve ağırlığını da değerlendirdi.

AVRUPA’DA HEM TÜRK BASINININ SESİ HEM DE TOPLUMSAL OLAYLARIN EN YAKIN TANIKLARI

Üç farklı ülkede üç farklı basın sistemi içindeki yolculuklarını aktaran üç değerli isim, mesleğe ilk adımlarından iz bırakan haberlerine, “öteki” olmanın getirdiği yüklerden gurbette filizlenen başarı öykülerine uzanan anlatılarında, yaşadıkları ülkelerde basın özgürlüğü, editoryal yapı ve medya düzeni çerçevesinde gazeteciliğin hangi dinamikler içinde şekillendiğine dair gözlemlerini anlattı.

Aynı zamanda Türk basınının sesi, toplumsal olayların ise en yakın tanığı olan üç usta kalem, yıllar önce çıktıkları bu yolculukta yalnızca birer muhabir olarak kalmayıp, yaşadıkları toplumlara yön veren, iki kültür arasında kalıcı bağlar kuran gazetecilere dönüştü. Avrupa’yı “içeriden” tanıyan bu perspektifle aktarılan anlatılar, yıllar içinde biriken deneyimin ve sahada kazanılan gazetecilik refleksinin izlerini taşıyor. Uzun soluklu bu yolculuk, bugün Avrupa’daki Türk basınının güçlü ve etkili üç isminin ortak hikayesinde buluştu.

Cengiz Kahraman Foto2

CENGİZ KAHRAMAN DANİMARKA’DA TÜRKÇE YAYINCILIĞIN UZUN SOLUKLU SESİ

Dünya Mutluluk Raporu’na göre dünyanın en mutlu ikinci ülkesi Danimarka’da “Kuzey Avrupa’nın en iyi Türkçe online gazetesi” sloganıyla yayın yapan haber.dk internet portalının imtiyaz sahibi Cengiz Kahraman, hem habercilik hem de Türkçe yayıncılığın bu ülkedeki varlığını sürdüren ve sorumluluğunu da taşıyan usta kalem gazetecilerden biri. 1964 Denizli doğumlu olan ve 38 yılı aşkın süredir Kopenhag’da yaşayan, 1992’den bu yana da aktif olarak gazetecilik ve editörlük yapan Kahraman, mesleki kariyeri ve Danimarka’da gazetecilik yapmanın iç yüzünü bizlerle paylaştı.

Cengiz Kahraman Foto3

TÜRKİYE İLE DANİMARKA ARASINDAKİ SİYASAL, TOPLUMSAL VE KÜLTÜREL GELİŞMELERİ KAMUOYUNA AKTARDI

Uzun yıllar serbest gazeteci olarak Türk basınında Milliyet, Radikal ve Habertürk gazetelerinin Kopenhag muhabirliğini yürüttüğünü belirten Kahraman,” Bu süreçte Türkiye ile Danimarka arasındaki siyasal, toplumsal ve kültürel gelişmeleri kamuoyuna aktardım. Daha sonra DR International ve BBC World Türkçe Servisi için Kopenhag’dan haberler hazırladım. 2002’de Danimarka’nın önde gelen günlük gazetelerinden Politiken’de çalışmaya başladım. Burada 2004’e kadar Türkçe ve Danca yayımlanan Haber gazetesinin editörlüğünü üstlendim. Günümüzde ‘haber.dk’ ve ‘Danturk.com’ portallarının sahibi ve editörü olarak yayıncılığı sürdürüyorum” diye konuştu.

GAZETECİLİK, KÜLTÜREL ÜRETİM VE ÖĞRETMENLİK ÇALIŞMALAR

“Akademik olarak Kopenhag Üniversitesi’nde İktisat ile Sinema ve Medya Bilimleri eğitimini tamamlayan, bu birikimini gazetecilik, kültürel üretim ve öğretmenlik çalışmalarına yansıtan Kahraman, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Uzun yıllar film distribütörlüğü yaptım, ‘Cinematurca - Türkiye Sinema Günleri’ni düzenledim ve belgesel film ‘Uzun İnce Bir Yol’ ile iki toplum arasında müzik aracılığıyla kurulan kültürel köprüyü anlattım. Eğitim alanında da Danimarka’da anadili öğretmenliği ve multimedya/gazetecilik öğretmenliği yaptım.”

Çin'den ABD'ye, Maduro ve eşini derhal serbest bırakma çağrısı
Çin'den ABD'ye, Maduro ve eşini derhal serbest bırakma çağrısı
İçeriği Görüntüle

KAHRAMAN: TÜRKİYE’DE DE DANİMARKA’DA DA GAZETECİLİK KOLAY İŞ DEĞİL

Gazeteciliği Türkiye ve Danimarka arasında bir köprü olarak gördüğünü dile getiren Kahraman, göç, kimlik, kültür, medya ve demokrasi konularında ürettiği haber ve analizlerle kamuoyuna katkı sunmaya devam ettiğini belirterek, Danimarka’da gazeteci olmayı şöyle anlattı:

“Gazeteci, toplumun sesi, gözü ve kulağı olduğu kadar hem vicdanıdır hem de hafızasıdır. Anten gibi her şeyi yakalar, süzgeç gibi doğruyu eğriden ayırır, bazen görünmeyeni görünür kılar. İster Türkiye’de ister Danimarka’da olsun, gazetecilik kolay iş değil. Ama gazeteciliğin özü değişmez: Gerçeklerin peşinde koşmaktır. Bu, ne sosyal medyadaki iki satır yazıyla ne de yapay zekaya yazdırılmış metinlerle yapılabilir. Kendine vatan bellediğin yeni bir ülkede bu mesleği yapıyorsan, bil ki yalnızca haberci değil, aynı zamanda göçmen toplumun hafızasısın.”

TÜRKÇE YAYIN YAPAN BİR GAZETEDE HABERCİ OLMAK İKİ KAT SORUMLULUK İSTER

“Danimarka’da işin rengi farklıdır ama kolay olduğu da söylenemez. Burada, Haber.dk gibi Türkçe yayın yapan bir gazetede haberci olmak iki kat sorumluluk ister. Bir yandan Danimarka’nın sosyal, siyasal ve kültürel gündemini takip edeceksin, öte yandan Türkiye’den gelen haberleri aktaracaksın. Bir ayağın Kopenhag’da, diğer ayağın Ankara’da; bir kulağın Danca haberlerde, öteki Türkiye gündeminde. Üstelik tarafsızlığını korumak zorundasın.”

İKİ KÜLTÜRÜN AYNASI

“Okur kitlesiyle aradaki mesafe kısadır; habere gelen tepki doğrudan hissedilir. Yanlış yazılmış bir cümle bile güven duygusunu zedeleyebilir. Bu nedenle haberci, sadece yazan değil, aynı zamanda dinleyen kişidir, dert ortağıdır. Burada gazeteci hem iki kültürün aynası hem de bazen iki tarafın arasında sıkışmış bir elçidir.”

GAZETECİLİK BURADA DAHA İNCE BİR İŞTİR

“Üstelik buradaki Türkiyeli göçmen toplumu homojen değildir. Kimi Türk, kimi Kürt, kimi Alevi, kimi Sünni, kimi Çerkes, kimi başka kökenlerden. Kimi Türkçe’yi çatır çatır konuşur, kimisi ise anadilini unutacak kadar Danca’ya kaymıştır. Hal böyle olunca, haber dilinde ‘denge’ şarttır. Din, dil, ırk, siyaset ve cinsiyet ayrımı yapmadan herkesi kucaklamayı hedeflemek kolay iş değildir. Birini kayırırsan, ötekinin güvenini kaybedersin. İşte bu yüzden gazetecilik burada daha ince bir iştir.”

İKİ ARADA BİR DEREDE

“Bazen Türkiye’deki olayları aktarırken ‘taraf tutuyorsun’ suçlamaları gelir ya da ‘suya sabuna dokunmuyorsun’ derler. Çoğu zaman iki arada bir derede kalırsın. Yanlış çevrilen bir kelime, eksik bırakılan bir ayrıntı hemen göze batar; okurun güvenini sarsar, sosyal medyada ‘yanlış çevirmişsiniz!’ mesajları yağar. İşte o zaman anlıyorsun: Burada tercüman değil, adeta cambazsın.”

MEMLEKET HASRETİYLE TÜRKİYE’DEN HABERLERDE SATIRLARA KİLİTLENEN OKURLAR VAR

“Çeviri haberciliği de başlı başına bir sorumluluktur. Danca’daki nüansları Türkçe’ye taşımak zordur; Türkçe’den Danca’ya da öyle. Tek kelimenin yanlış çevrilmesi bile anlamı altüst eder. Bu nedenle iki dili iyi bilmek şarttır. Ama mesele sadece dil değil, kültürel bağlamdır da. Türkiye’den haber verirken memleket hasretiyle satırlara kilitlenen okurlar vardır. Buradan haber verirken ise insanların günlük yaşamını etkileyen gelişmeleri öne çıkarmak gerekir. Bir yasa değişikliği, bir sosyal yardım düzenlemesi, işsizlikle ilgili yeni bir kural. Bunlar buradaki insan için çoğu zaman Türkiye’deki büyük siyasetten daha yakıcıdır.”

DİASPORANIN HAFIZASI

“Hem diasporanın hafızasını canlı tutmak hem de onları içinde yaşadıkları toplumun gelişmelerinden haberdar etmek, habercinin en önemli misyonudur. Haberci olmak, küçük bir topluluk içinde büyük bir sorumluluk taşımaktır. Buradaki habercilik sadece ‘ne oldu’ sorusuna cevap vermez; aynı zamanda ‘bu haber buradaki insanlara ne ifade ediyor?’ sorusuna da yanıt arar.”

YAZDIĞIM SATIRLARIN HAYATLARA DOKUNUŞU

Kahraman, son olarak gazetecilik kariyerinde kendisinde iz bırakan üç ayrı haber deneyimini paylaşarak sözlerini şöyle noktaladı:

“Bir defasında Danimarka’daki işsizlik sistemine dair bir haberi çevirmiştim. Telefon çaldı: ‘Ağabey, şu cümleyi okudum, benim geleceğim bu yasaya bağlı ama tam anlayamadım, bir daha açıklar mısın?’ İşte o an, yazdığım satırların birinin hayatına nasıl dokunduğunu hissettim. Bir defasında da Türkiye’deki bir seçim haberini hazırlamıştım. Ertesi gün karşılaştığım bir okur, ‘Tarafsızlığınızı korumuşsunuz’ dedi. Onun gözlerindeki güven, gazetecilik için alınabilecek en büyük ödüldü.

Ama iş bazen tersine de döner. Bir kültürel etkinlik haberinde yanlış yazılmış bir isim yüzünden telefon üstüne telefon. ‘Bizim kimliği görmezden mi geldiniz?’ diye serzenişler, tepkiler. İşte o zaman anlıyorsun ki burada attığın virgül bile kimlik meselesi olabiliyor, bir grubun güvenini zedeleyebiliyor.”

ALMANYA’DAN MUSTAFA EKŞİ SAHADA YAŞADIKLARINI ANLATTI

Danimarka’nın ardından mikrofonumuzu, sınırlar ötesi gazeteciliğin bir başka yüzüne, Avrupa’nın en fazla Türk nüfusuna ev sahipliği yapan Almanya’ya uzatıyoruz. Başkent Berlin’de yaşayan ve Medya Berlin internet sitesinin imtiyaz sahibi Mustafa Ekşi, gazetecilik mesleğinde yaşadıklarını, sahada tanıklık ettiklerini ve diaspora medyasının taşıdığı sorumlulukları anlattı.

Mustafa Ekşi Foto4Gazetecilik kariyerinin başında Almanya’da ilk dikkat çeken röportajlarından birini Yeşiller Partisi Eş Başkanı Claudia Roth ile yapan Mustafa Ekşi (sol başta)

Ekşi, yurt dışında gazeteciliğin yalnızca haber üretmekle sınırlı olmadığını, aynı zamanda temsil ve tanıklık sorumluluğu taşıdığını vurgulayarak şunları söyledi:

“10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü, Türkiye’de basın özgürlüğü mücadelesinin sembolik tarihlerinden biri olarak anılır. Yurt dışında gazetecilik yapan biri olarak bu gün benim için bir kutlamadan çok, geriye dönüp bakma, değerlendirme yapma ve kayıt düşme günüdür. Çünkü diaspora gazeteciliği yalnızca haber üretmek değil; temsil sorumluluğu, tanıklık yükü ve çoğu zaman kurumsal yalnızlık içinde yürütülen bir meslektir.”

GÖRMEZDEN GELİNEN BİR ALANI GÖRÜNÜR KILMA ÇABASI

Almanya’da yaklaşık 16 yıldır gazetecilik yaptığını belirten Ekşi, anlattıklarının Türkçe medyanın Avrupa’daki serüvenine dair bir hafıza kaydı niteliği taşıdığını ifade ederek, “Gazeteciliğe 2010 yılında Almanya’da başladım. Bu, planlanmış bir kariyer adımı değildi. Sahada gözlemlediğim ciddi bir boşluğun sonucuydu. Almanya’da yaşayan milyonlarca Türkiye kökenli insanın sorunları ya yeterince gündeme gelmiyor ya da çoğu zaman başkaları tarafından ve başkalarının diliyle anlatılıyordu. Türkçe yayın yapan medya ise sınırlı imkânlarla ayakta kalmaya çalışıyordu. Benim için gazetecilik, yalnızca haber yazmak değil; görmezden gelinen bir alanı görünür kılma çabasıydı” diye konuştu.

EKŞİ: “SORU SORDUĞUM GÜN MESLEĞİM DEĞİŞTİ”
2014 yılını mesleki hayatının dönüm noktası olarak tanımlayan Ekşi, sözlerine şöyle devam etti:
“Berlin’de diplomatik temsilciliklerin ve bazı yapıların medya alanındaki görünürlüğüne ilişkin sorular sordum. O dönemde bu soruların kamuoyunda yeterince tartışılmadığını ve sorulmasından rahatsızlık duyulduğunu gözlemledim. Bu süreçte akreditasyon tartışmaları, dışlanma ve mesleki zorluklarla karşılaştım. Ancak 15 Temmuz 2016’dan sonra, o gün sorulan soruların zamanlamasının ne kadar önemli olduğunu daha net gördüm. Gazetecilik açısından mesele haklı çıkmak değil, zamanı geldiğinde kayıt düşebilmektir.”

15 TEMMUZ 2016: BERLİN’DE TANIKLIK

Ekşi, 15 Temmuz 2016 gecesini Berlin’de görev yapan bir gazeteci olarak yalnızca haber takibi değil, aynı zamanda bir tanıklık süreci olarak yaşadığını belirterek, “O gece ve sonrasında Berlin’de görev yapan gazetecilerle birlikte demokratik duruşumuzu ortaya koyan bir basın bildirisi kaleme aldık. Yerel Türkçe medya, bu süreçte yalnızca kendi toplumuna değil, uluslararası kamuoyuna da seslendi. Bugün geriye dönüp baktığımda, 15 Temmuz’un meslek hayatımdaki en ağır ama en net sınavlardan biri olduğunu söyleyebilirim” diyerek o gece yaşananların mesleki hafızasında bıraktığı izi paylaştı.

FRANKFURT 2016: UMUTLAR VE GERÇEKLER

2016 yılında Frankfurt’ta düzenlenen Batı Avrupa Yerel Medya Çalıştayı’na büyük beklentilerle yaklaşıldığını hatırlatan Ekşi, süreci şöyle değerlendirdi:

“Türkçe medyanın dil, kültür ve toplumsal hafıza açısından önemi vurgulandı, destek mesajları verildi. Ancak geçen yıllar, bu söylemlerin büyük bölümünün kalıcı politikalara dönüşmediğini gösterdi. Gazeteler kapandı, dijital platformlar yayınlarını sonlandırdı, gazeteciler giderek yalnızlaştı. Sorunun yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda sahiplenme ve süreklilik eksikliğiyle ilgili olduğunu yaşayarak gördüm.”

ANKARA’DA AVRUPA’DAKİ TÜRKÇE MEDYANIN SORUNLARINI İLETTİ

Yaklaşık üç yıl önce Ankara’da çeşitli temaslarda bulunduğunu belirten Ekşi, bu ziyaretleri bir sorumluluk çerçevesinde gerçekleştirdiğinin altını çizerek sözlerine şöyle devam etti:

“Avrupa’daki Türkçe medyanın yapısal sorunlarını doğrudan muhataplarına aktarmayı önemli gördüm. CHP’nin dış politika ve dış ilişkilerden sorumlu ismi İlhan Uzgel ile Almanya’daki Türkçe basının karşı karşıya olduğu zorlukları, yayıncılığın neden zayıfladığını ve diaspora toplumunun bilgiye erişim sorunlarını paylaştım. Aynı ziyaret kapsamında AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve yurt dışı teşkilatlanmadan sorumlu Zafer Sırakaya ile de bir araya geldim. Türkçe basın ve Türkçe dersleriyle ilgili kronik sorunları açık biçimde dile getirdim. Bu görüşmeler bana şunu gösterdi: Sorunlar farklı düzeylerde ifade ediliyor; ancak kalıcı ve bütüncül çözümler konusunda somut adımlar gecikiyor.”

Medya.berlin’den Mustafa Ekşi, T.c. Berlin Büyükelçisi Gökhan Turan, Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Ve Yurt Dışı Teşkilatlanmadan Sorumlu Isim Zafer Sırakaya, Chp Genel Başkan Yardımcısı (6)Medya.Berlin’den Mustafa Ekşi, T.C. Berlin Büyükelçisi Gökhan Turan, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Yurt Dışı Teşkilatlanmadan Sorumlu isim Zafer Sırakaya, CHP Genel Başkan Yardımcısı, Prof. Dr. İlhan Uzgel, yapımcılığını üstlendiği Der Aufstand” adlı 15 Temmuz belgesel filmine dair.

TÜRKÇE BASIN ZAYIFLIYOR, KALICI ÇÖZÜMLER GECİKİYOR

2025 yılında Berlin’de açılan AK Parti ofisinin açılışında da benzer başlıkları yeniden gündeme getirdiğini belirten Ekşi, şu ifadeleri kullandı:

“Türkçe basının durumu ve Türkçe dersleriyle ilgili soruları bir kez daha kamuoyu önünde sordum. Verilen yanıtlar önemliydi. Ancak Ankara’da dile getirdiğim meselelerin üç yıl sonra hâlâ güncelliğini koruyor olması, benim için ayrıca düşündürücüydü. Bugün milyonlarca Türkçe konuşan insanın yaşadığı ülkelerde Türkçe basın zayıflıyor, Türkçe dersleri eyalet politikalarına sıkışıyor ve kalıcı çözümler gecikiyor.”

ALMANYA’DA BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ KAĞIT ÜSTÜNDE VE SAHADA FARKLI

Almanya’nın basın özgürlüğü endekslerinde üst sıralarda yer aldığını hatırlatan Ekşi, sahadaki deneyimlerinin her zaman bu tabloyla örtüşmediğini dikkat çekerek, “Almanya’da bazı gazetecilere yönelik polis baskınları ve ev aramaları, kamuoyunda gazetecilik faaliyetlerinin zaman zaman güvenlik perspektifiyle ele alındığı yönünde tartışmalara yol açtı. Aynı şekilde Almanya’da Almanca yayın yapan Z23 TV’nin, Federal Parlamento’da verilen soru önergeleri sonrasında oluşan siyasi ve idari tartışma ortamının ardından yayın faaliyetlerini sonlandırması, basın özgürlüğünün ne kadar kırılgan olabildiğini gösterdi. Bu örnekler bana şunu net biçimde gösterdi: Basın özgürlüğü yalnızca metinlerde değil, uygulamada anlam kazanır” dedi.

2025’İN SONUNDA UMUT VEREN BİR GÖRÜŞME

Ekşi, 2025 yılının sonunda gerçekleşen bir görüşmeye özellikle not düşmek istediğini vurgulayarak konuyla ilgili şunları söyledi:

“Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni Berlin Büyükelçisi tarafından, Medya.Berlin Genel Yayın Yönetmeni olarak kabul edildim. Bu görüşmede Almanya’daki Türkçe medyanın durumu, yapısal sorunlar ve diaspora toplumunun doğru bilgiye erişimi üzerine açık bir değerlendirme yaptık. Bu kabulü, uzun süredir zayıflayan medya-diplomasi ilişkisinde umut verici bir eşik olarak görüyorum.”

EKŞİ: GAZETECİLİK, HOŞ OLANI DEĞİL, GEREKLİ OLANI KAYDA GEÇİRME MESLEĞİDİR

Yurt dışında gazetecilik yapmanın çoğu zaman yalnız kalmayı göze alarak soru sormayı gerektirdiğini vurgulayan Ekşi, sözlerini şöyle tamamladı:

“Türkçe basın ve Türkçe dersleriyle ilgili sorunlar bugün bilinmektedir. Gazeteciliğin görevi, bu sorunlar çözülene kadar yazmaya devam etmektir. Benim için gazetecilik, hoş olanı değil; gerekli olanı kayda geçirme mesleğidir.”

EKŞİ’DEN TEŞEKKÜR

“Bu çalışmanın ortaya çıkmasına vesile olan ve Avrupa’daki Türkçe basını Türkiye’deki medya dünyasıyla buluşturan önemli bir gazetecilik köprüsü görevi üstlenen gazeteci Fulya Omaç’a, mesleki duyarlılığı ve bu alanın görünürlüğüne sağladığı katkı nedeniyle teşekkür ederim. Ayrıca bu haberle sesimize ses olan tüm Türk medya kuruluşlarına da şükranlarımı sunuyorum.”

BELÇİKA’DAN CAFER YILDIRIMER GAZETECİLİK YOLCULUĞUNU ANLATTI

Almanya’nın disiplinli medya koridorlarında Türk basınının sesi olma mücadelesini sürdüren Ekşi’nin ardında son olarak rotayı Avrupa’nın kalbi Belçika’da, diplomasinin ve toplumsal olayların merkezinde gazeteci olmanın ağırlığını gözler önüne seren, Belçikalı Türklerin Kültür ve Haber Platformu sloganıyla yayınlanan Yenivatan.be İmtiyaz sahibi Cafer Yıldırımer’e çeviriyoruz. Yıldırımer, çocukluk yıllarından itibaren şekillenen gazetecilik yolculuğunu, Avrupa’da gazeteci olmanın sorumluluğu ve sahadaki tanıklıkları çerçevesinde anlattı.

Belçika’dan Cafer Yıldırımer

MAKİNE TEKNİKERLİĞİNDEN GAZETECİLİĞE

Belçika’da 1979 yılında dünyaya gelen Cafer Yıldırımer, Afyonkarahisar’dan göç eden bir ailenin çocuğu olarak iki ülke arasında şekillenen bir eğitim ve yaşam süreci yaşadı. Eğitimine Belçika’da başlayan Yıldırımer, bir süre Türkiye’de bulunduktan sonra yeniden Belçika’ya dönerek lise ve yüksekokul öğrenimini tamamladı ve makine teknikerliği eğitimi aldı. Eğitim süreci devam ederken, evde gazeteyle ve kitapla kurulan bağ da günlük hayatın bir parçasıydı. Yıldırımer, gazetecilikle ilk tanışmasını şu sözlerle anlattı:

“Babam 1974’te PTT’deki görevinden ayrılıp Belçika’ya geldi ve burada işçi olarak çalışmaya başladı. Çevresindeki pek çok kırsal kökenli işçinin aksine, Türkiye’de eğitim almış, Fransızcayı iyi konuşan ve okumayı seven bir insandı. 90’lı yılların sonunda Belçika’da Milli Gazete’nin sorumluluğunu üstlendi; onun olmadığı zamanlarda abonelerle ben ilgilenirdim.”

GAZETECİLİĞE İLK ADIMINI 2005 YILINDA ATTI

Gazeteciliğe yönelmesinde ailesinin belirleyici bir rol oynadığını, özellikle babasının basınla kurduğu ilişkinin kendisi için yol gösterici olduğunu vurgulayan Yıldırımer, “gazeteciliğe ilk adımını ise 2005 yılında attığını ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Babamın Türkiye’de tatilde olduğu bir dönemde Brüksel’de bir haber için beni aradılar. Gittim, fotoğrafları çektim, haberi yazıp gazeteye gönderdim. Haberimi beğendiler ve gönüllü olarak muhabirlik yapmamı istediler. Üç yıl boyunca bu gazeteye ücretsiz muhabirlik yaptım. O süreçte ilk Canon fotoğraf makinemi ve ses kayıt cihazımı kendi paramla almıştım. Haber yazmayı, fotoğraf çekmeyi, temel gazetecilik tekniklerini büyük ölçüde internetten bulduğum bilgilerle öğrendim. Sahada öğrenerek ilerledim.”

Cafer Yıldırımer, Dönemin Belçika Başbakanı Elio Di Rupo, Sanatçı Selda Bağcan Ve Iş Insanı Ali Koç IleCafer Yıldırımer, dönemin Belçika Başbakanı Elio Di Rupo, sanatçı Selda Bağcan ve iş insanı Ali Koç ile.

2012 YILI YENİ BİR DÖNEMİN BAŞLANGICI

“2012 yılına gelindiğinde bir arkadaşımla birlikte bugün Belçika'nın en önemli internet medya portallerinden olan Yenivatan sitesini ve gazetesini kurduk. 2012 ile 2014 yılları arasında aylık gazetemiz yayınlandı fakat o dönemde akıllı telefonların yaygınlaşması ve sosyal medyanın gelişmesi sonrası gazeteyi durdurup sadece site üzerinden devam etmeye karar verdik. 2016 ile 2020 yılları arasında İHA'nın Brüksel muhabirliğini üstlendim fakat özel nedenlerden dolayı oradan istifa edip tamamen Yenivatan'a odaklanmayı tercih ettim.”

TÜRKİYE’NİN SARI BASIN KARTINI GÖSTERDİĞİMDE TAVIR DEĞİŞİYOR

Belçika’da gazeteci olmanın, özellikle göçmen kökenli biri için her zaman kolay olmadığını vurgulayan Yıldırımer, sahada yaşadığı ayrımcılık deneyimlerine de dikkat çekerek şunları söyledi:

Belçika'da ülkenin vatandaşlığı cebinizde olsa bile isminizden ve ten rengi farklılığından dolayı zaman zaman dışlanmalar yaşayabiliyoruz. Medya mensubu olarak bunu ben de çoğu zaman yaşadım. Ama şöyle de ilginç bir durum da var. Uluslararası öneme sahip bir etkinliğe haber için gittiğimde, girişteki görevliye Fransızca konuştuğumda hep zorluk yaşadım. Ama Türkiye’nin sarı basın kartını çıkarıp İngilizce konuştuğumda yaklaşım tamamen değişti, hep iyi karşılandım. Bu ülkedeki insanların sorunları aslında buradaki yabancılara karşı. Yurt dışından görev için gelenlere değil.”

UNUTULMAYAN HABERLER, UNUTULMAYAN TANIKLIKLAR

Meslek hayatında iz bırakan haberlerden de söz eden Yıldırımer, dönemin Belçika Başbakanı Elio Di Rupo ile ilgili anısını şöyle anlattı:

“2013 yılında Brüksel’in Türk mahallesinde, kadınlara yönelik faaliyetler yürüten bir derneğin etkinliğine dönemin Belçika Başbakanı Elio Di Rupo’nun katılacağına dair bir davet maili aldım. Etkinliğe gittiğimde Belçika’nın önde gelen medya kuruluşlarının gazetecileriyle dışarıda sohbet ediyorduk. Bir gazeteci ‘Hödük geliyor’ gibisinden bir söz etmişti. Kafamı çevirip bakınca, elleri cepte ve sokakta korumasız yalnız yürüyen bir adam görmüştüm. Ve bu adam bir ülkenin başbakanıydı. Di Rupo, etkinlik boyunca herkesle sohbet etmiş, fotoğraf çekilmiş, program bitimindeyse yalnız başına çıkıp oradan ayrılmıştı.”

CEMİL ÇİÇEK’TEN “HEPİNİZ AYNISINIZ” ÇIKIŞI

“Bir diğer unutamadığı anısını ise Brüksel’de düzenlenen 18. EUREKA Parlamentolararası Konferansı’nda dönemin TBMM Başkanı Cemil Çiçek ile yaşadığını belirterek, aralarında geçen diyaloğu sözlerle aktardı:

“Çiçek protokolde oturuyordu. Sanırım deklanşöre diğer foto muhabirlerinden daha çok basmış olmalıyım ki, bana hitaben ‘Çek, çek, en kötüsünü bulursun’ demişti. Kendisine baktığımda bu kez de "Çekmeye devam et" demişti. ‘Ben de yok efendim, o bildiğiniz gazetecilerden değilim’ deyince, ‘Evet, evet öyledir, hepiniz aynısınız’ diye karşılık vermişti.”

SELDA BAĞCAN RÖPORTAJI VE SAHADAKİ İNSANİ ANLAR

Yıldırımer, meslek hayatında özel bir yere sahip anılar arasında bulunan, 2014’te Brüksel’de Selda Bağcan’la yaptığı röportajı şöyle aktardı:

“Brüksel'de Bozar'a konsere gelen Selda Bağcan'ı medya mensubu olarak izlerken, salonda Türklerden çok Belçikalı’nın olması ve Belçikalıların severek dinlemeleri çok hoşuma gitmişti. Konser sonrası soluk soluğa kalan ve kendine ayrılan odaya kadar duvarları tutarak zor yürüyen Selda Hanım, odada soluklandıktan sonra "Olsun önemli değil, kalsın" dememize rağmen kalmamızı isteyip bize verdiği sözü tutarak röportajını vermişti. Röportajda kendine yöneltilen politik sorulara iyimser cevaplar veren Selda Hanım, barış sözleriyle dolu, son derece yapıcı bir röportaj vermişti. Bugüne kadar gördüğüm en cana yakın sanatçı diyebilirim.”

POLİS SORGUSUNA UZANAN BİR HABER

Yıldırımer, 2012’de Brüksel’de Arakan’a destek amacıyla düzenlenen mitingde yaşadıklarını anlatarak sözlerini şöyle noktaladı:

“Polis tarafından sorguya çekilmeme neden olan etkinlik 3 Ağustos 2012 tarihinden Brüksel'deki Birmanya konsolosluğu önünde Arakan'a destek mitingi düzenlendi. Miting için Facebook üzerinden bir davetiye gelmişti. Programın düzenlenmesini karşı kaldırımdan beklerken kaldırıma çıkan araç tam bacağımın yanında durmuştu. İçinden 3 kişi indi ve üzerime geldi. Sonra birisi polis kartını çıkarıp orada ne aradığımı sordu. Sonra gazeteci kimliğimi alıp bilgilerimi not ederek, beni sorguya çekti. Fotoğrafları kendisine yollamamı istedi ama göndermedim. Program sonrası fotoğrafları incelediğimde etkinliğin arkasında IŞİD bağlantılı unsurlar olduğunu fark ettim. O günden sonra gelen davetlere çok daha dikkat ederim.”

TEŞEKKÜR EDİYOR, MESLEK HAYATLARINDA BAŞARILAR DİLİYORUZ

Danimarka’dan Cengiz Kahraman, Almanya’dan Mustafa Ekşi ve Belçika’dan Cafer Yıldırımer… Avrupa’nın farklı ülkelerindeki üç usta ve saygın kalem, yurtdışında gazetecilik yapmanın zorluklarını ve sorumluluklarını kendi öyküleriyle aktardılar. Üç farklı ülkede, kendi yerel basınlarında Türkçe yayıncılığı sürdürerek, yıllardır yurtdışında Türk toplumunun sesi oldular. Haber peşinde koşarken sadece bilgi aktarmadılar; yaşadıkları ülkelerdeki toplumsal gelişmeleri takip ettiler, kriz ve etkinlikleri belgelediler, kültürel ve sosyal köprüler kurdular. Her biri, haberin sorumluluğunu ve mesleğin etik yükünü omuzladı, zorluklara rağmen mesleklerini özveriyle yürüttü. Göçmen topluluklarının gündemini duyurmak, toplumlar arası iletişimi güçlendirmek ve Türk basınının farklı coğrafyalarda görünürlüğünü sağlamak için yıllarca çalıştılar. Biz de bu değerli katkıları ve paylaştıkları deneyimler için teşekkür ediyor, meslek hayatlarında başarılarını katlayarak sürdürmelerini, daha pek çok önemli habere ve projeye imza atmalarını, yaşadıkları tüm zorluklara rağmen yurtdışında Türk basınının sesini güçlü tutmalarını ve iki ülke arasında köprü kurmaya devam etmelerini diliyoruz.

Fulya Omaç Foto10Fulya Omaç.

10 OCAK ÇALIŞAN GAZETECİLER GÜNÜ KUTLUN OLSUN

Gazetecilik, bugün dünyanın birçok köşesinde iktidar ve medya arasındaki gerilimli hat üzerinde varlığını sürdürmeye çalışıyor. Türkiye’de 159. sıraya gerileyen basın özgürlüğü tablosu bu gerçeği çarpıcı biçimde ortaya koyarken, Avrupa’daki gazeteciler de farklı ama bir o kadar da önemli dinamiklerle mücadele ediyor. 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde, gazeteciliğin baskı ve kaygıdan arındığı, özgür ve güvenli koşullarda yapılabildiği bir meslek ortamı umut ediyor, tüm meslektaşlarımızın habercilik yolculuğunda başarılarını büyüterek sürdürmelerini, habercilikte daha elverişli çalışma koşullarına kavuşmalarını ve topluma ışık tutmaya devam etmelerini diliyoruz.