Fehmi Çalmuk 5 6 24

«Bizi bir başımıza bıraksalar,
  tarafgirlik, cehalet
              ve çok konuşmaktan başka müspet
                                            bir hayat kuramayız.”

Böyle anlatır ya dizelerinin birinde Nazım Hikmet…Gelinen durum budur azizim:

“Çok konuşmaktan başka müspet bir hayat kuramayız.”

‘Yalan dolan al bir de sen oyalan’ cinsinden ‘kurdum’ diyenlerin kuytu köşelerde hesabı var. Şimdilerde en yakın hesap günü Kurban Bayramı. “7’den ‘70’e dernek, vakıflar vekalet kurbanın, kurban derisinin, peşine düştü. Ağzı dualı, kalbi imanlı dervişleri mücahitleri, adını bilmediğimiz, yüzünü görmediğimiz hayra koşan aşıkları istisna tutarım (onların yüzü suyu hürmetine ayaktayız).“Ensar ruhu” derken kurumlar ensarlık adına yapabileceğimiz cömertliğin, merhameti “simsarlığa” dönüştürdüler ki Hoca Ahmet Yesevi hazretlerinin bir sözü gelir aklıma,

-Yoklar doymadığında varlar ağlamıyorsa dünya tez yıkılır.

Ak Parti Kamp

HANGİSİNDEN KORKARLAR: SAKİN ERDOĞAN’DAN MI, SİNİRLİ ERDOĞAN’DAN MI ?

Bekledik, hesap sorulacak toplantıyı… Milletvekilleri yüz tanıma sistemi ile girdiler salonlara. Fire veremediler bu yüzden. Koşu atı gibi bir oraya bir buraya gittiler. Dinlediler.

Hz. Musa’nın yumuşak konuşma sünnetini devam ettiren, Hz. Muhammed Mustafa’nın kriz dönemlerindeki sakinliğini üzerine elbise olarak giyinen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mutedil konuşması karşısında kimsenin dilinin kilidi açılmadı. Bakanlara ulaşamamaktan, seçim sonuçlarındaki sorumluluktan bahsedildi ki tam o sırada genel başkan yardımcısının “onurlu il başkanları istifa etti” sözlerini herkes kaydetti. Halbuki, il başkanları genel merkezin fatura ödeme yükünü hafifletmek için gelen talimatla istifa ettirilmişti.  

E R D O Ğ A N K O C ASağlık hizmetleri konusunda özel hastanelerden şikayet gelince Erdoğan bir ara celallendi, ancak Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya “sorunu çözün” talimatı verdi.

Şimdi Ak Parti teşkilatlarının sorduğu soru şudur: Hangisinden korkulur ? Sakin Erdoğan’dan mı, sinirli Erdoğan’dan mı ?

HAMAMÖNÜ KUMPASI

“Şöyle olur, böyle olur” diyenler dereden tepeden, “dikine yavrum dikine gidenler” Nazım Hikmet’in “çok konuşmaktan başka müspet bir hayat kuramayız” dediği gibi bir hayat kuramadılar. Milletvekillerinin kendilerini kurtarma planında ise  imdatlarına “Hamamönü kumpası” gibi toplantılar yetişiyor ki sormayın.

Bazı abilerin yazıdan alındığını gördüm ki, Fetö ile mücadelede namaz safındaki arkadaşını sattığı bir ortamda kelle koltukta mücadele eden hukuk adamlarını yargının “isimsiz kahramanları” yargı mensuplarının “Hamamönü Kumpası” yazısından alınmasına şahit oldum. Zinhar gereksiz bir alınganlığın kurbanı olmaya heveslenmesinler. Doldur /boşalta gelmesinler… Ancak alınan üzerine alınsın. Onlar kendilerini biliyor. Yargıda mezat kurmak, racon kesmek, “büyüklerimiz böyle istiyor” diye infaza kalkışmanın bir ömrü var. Zira adalet sahipsiz değil. Ebu Ala El Ahlati diyor ya; “Adaletin Hakemi insaftır”

Kuva-ı Milliye’yi anlattığı şiirinde ne diyordu Nazım Hikmet:

İstanbul'da birçok hanımlar, beyler, paşalar,
Türk halkından kesmişlerdi umudu.
Yağdırıldı telgraflar Erzurum'a :
   “Amerikan mandası altına girelim,” diye.
   “İstiklâl, diyorlardı, şâyanı arzu ve tercihtir, amma
     bugün bu, diyorlardı, mümkün değil,
     birkaç vilâyet, diyorlardı, kalacak elde,
     şu halde, diyorlardı, şu halde,
     Memâliki Osmaniye'nin cümlesine şâmil
                    Amerikan mandaterliğini talep etmeği
                                 memleketimiz için en nâfi
                                         bir şekli hal kabul ediyoruz.”

Amerikan mandacılığını kabul etmeyen bizler; eder miyiz hiç İngiliz mandacılığını, majestlerinin ittifakını… Vahhabi’nin, Şia’nın dönüşüm öyküsünü… Bu devirde dava adamı olmak zor, dava adamı kalmak daha zordur. Dava adamı; kaskatı, dimdik ölür kabullenmez yılgınlığı...

Bu nedenle oturup yeniden hemhal olmak varken, vekalet savaşlarıyla Türkiye’nin enerjisini kim neden bitirir?

Hakkari’ye kayyum, sonrası gelecek… Van’daki mazbata olayına benzer süreçler var. Kumpas yavaş yavaş ete kemiğe büründü. Herkes gözünü Yargıtay’a dikmişken Yüksek Seçim Kurulu’nu, Adli Sicil İstatistik Genel Müdürlüğü’nü es geçenler, DEM’li belediye başkanlarının yargılama dosyalarında el izi bırakanlar, yargılama süreçlerine takoz koyup, kartopu gibi büyüyen bir kaosu tetikleyenler “Kimin aklını” kullanıyor ? Hamamönü Kumpası derken yakayı ele veren zatların ellerini oğuşturmalarının nedeni bulanık suda balık avlamak, “keriz söğüşlemek” değil midir ?

28 Şubat Dörneği̇

“BİR ÇÜRÜK İPLİĞE HÜLYA DİZMİŞİZ”

Filozof Rıza Tevfik der ya “Bir çürük ipliğe hülya dizmişiz”

Bizim imtihanımız zor. Belki de cennet kokulu merhum Ahmet Şahin Hocamın buyurduğu gibi “Zorrrr”

İmam Hatip’lilerin 28 Şubat İmtihanı

Hafta sonu iki olaya şahit oldum.

Önder Ankara Derneği’nin kongresine gittim. Kongre saati geçti gelen olmadı. Sonra yavaş yavaş toplandı herkes. Binaya girerken dikkatimi çeken bina içinde bulunan STK’ların levhaları olmuştu. Daha önce geldiğimde Cumhurbaşkanımızın ilgisi, alakası ve desteği ile kurulan 28 Şubat Öğrenci Derneği’nin levhası kaldırılmıştı. Şaşırdım. Kongre başlamayınca yukarı çıktım. Dernek kapısı kilitli. İlgili kimseye ulaşamadım. Sordum, soruşturdum. İş yalnızca levha işi değil.

İzler Konya’ya uzandı. 28 Şubat mağduru bir siyasetçiye… Daha önce Konya merkezli olan bu onay alınarak Ankara’ya taşınmış, yöneticileri çeşitli kurumlarda istihdam edilmiş. Önder Ankara’nın binasında da aylık 6500 lira ödemek şartıyla oda kiralanmış. Ortak kullanım alanlarında faaliyetlerini devam ettiriyorlar.

Ancak yaşatmayı değil, biçmeyi tercih eden siyasilerin baskısı ile derneğe bir türlü dirlik de verilmemiş. “28 Şubat Öğrenci Derneği’ne “kapatın gidin” denilemediği için “çekin gidin” babından en sonunda binanın sahibi dernek yönetimi tarafından 28 Şubat Öğrenci Derneği’nin levhası kaldırılmış. Gerekçe buyurun cenaze namazına daveti gibi:

“Levhanız bizim levhamızdan daha büyük.”

28 Şubat dediğiniz hadisenin tam da göbeğinde olanlardanım. Sevgili Büyükelçi Hasan Doğan gibi, çok koşturduk…

Önder Ankara

28 Şubat’ın iki önemli hamlesi vardır:

1- İmam Hatipleri kapatalım. Bürokrasiden iş dünyasına kadar İmam Hatip şuuru almış insanların önünü keselim.

2- Türkiye’deki siyasi İslami hareketi cennetmekan Erbakan’dan alalım, Fetö liderine teslim edelim.

İmam Hatip’li için 28 Şubat zihniyeti ile onun işbirlikçileriyle mücadele etmek bu vatan için canını dökenlerin üzerine yüklediği bir vebaldir. Bu nedenle 28 Şubat’ı yapanların lanetlenmediği, iş birlikçileriyle hesaplaşılmadığı bir dönem bizim için “fetret dönemi”dir.

Başörtülü kızlarımız 28 Şubat’ta yalnızdı. Bugün de yalnız. Kimse kimseyi kandırmasın. STK’larda, vakıflarda “Kadın kolları, hanımlar komisyonu” da ne ya ? Kadını ikinci sınıf kastın içine hapsetmek de neyin nesin.  Unutmadan, o gün başörtülüye zulmedenler belliydi. Bugün ise sakın ama sakın başörtülüler, başörtülere zulüm etmeye kalkmasın. İkbal ve makama kurban edemeyecek kadar önemli bir davamız var. Rabbim akıl versin.

Muhammed Ali Fatih Erbakan

Fatih Erbakan, Haniye’ye Neden Gitmedi ?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail ile ticaret konusunda ensesinde boza pişiren Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Muhammed Ali Fatih Erbakan oldu. Hatta bayram günü Zalim İsrail’in bombalarıyla şehit olan Haniye’nin çocukları için şu mesajı yayınlamıştı:

“Allah’tan başka güç ve kudret sahibi yoktur!” Hamas Lideri İsmail Haniyye'nin üç oğlu ve üç torunu bayram günü siyonist İsrail tarafından şehit edildi. Zalim İsrail’in saldırılarında şehit olan tüm Filistinli kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Allah'ın gazabı zalimlerin üzerine olsun!

Helal olsun…

Haniye bu olaydan bir hafta sonra Türkiye Cumhuriyeti devletinin korumasıyla Türkiye’ye getirildi. Ziyaret edenler, başsağlığı dileyenler oldu.

Bakıyorum bu gibi hassas bir konuda hele hele YRP tabanının varlık sebeplerinden biri olan siyonizm ile mücadele sembol isim olmuş Haniye’ye ziyaret yok. İnternete bakıyorum gelen giden yok.

Bilindiği gibi Türkiye–Filistin ilişkileri denince akla gelen ilk isimlerden biri Ak Parti Milletvekili Hasan Turan… Aradım, aradım… Cevap yok. Aradan bir saat geçti. Nazik bir genç aradı.

-Efendim ben Hasan Turan  Bey’in danışmanıyım. Vekilimizi aramışsınız. Ben yardım edeyim. Bana söyleyin ne söyleyecekseniz ?”

La havle… “Ben neden size söyleyeyim ? Bir sorum vardı”

Sorum da şudur:

-Haniye’yi YRP’den ziyaret var mı ? Ya da  ziyaret edemediklerine dair bir özür beyanı yapıldı mı ?

Milletvekili Hasan Turan bizi muhatap almadı. Aramaya gerek bile görmedi. Bu yaştan sonra adımı soyadımı değiştirecek değilim ya… Arayan İsmail Saymaz olaydı ? Ya da Nagehan Alçı ?

2028’DE NE OLACAK ?

Hala böyle olunca ne Hamamönü biter, hamam önünde kese, sabun, peştamal törenleri.

“Bir çürük ipliğe hülya dizmişiz”  dedik ya peki 2028’de olacak ?

“Elinin körü olacak” da diyebiliriz. Bilin ki Türkiye Cumhuriyeti devletinin derin millet aklı, Âlâ Devlet gündemine hakimdir.

Bugün Türkiye’de bu soruyu soranlar neredeyse ruhen ölmüş durumda. (Biz halen Erbabı Kur’an’ın, mazlumların duasıyla, iman etmişlerin sadakatıyla ayaktayız.)

Tükenmişlik, çaresizlik sendromu devamlı olarak topluma aşılanıyor. Algı yönetimi bunun için yapılıyor. Erdoğan giderse, Allah korusun vefat ederse “Türkiye’nin hali perişan” deniliyor.

Hamamönü Kumpası’nda yazdığım gibi Ak Parti için de de adam adama markajlı Erdoğan sonrası için hazırlıklar başladı çoktan. Potansiyel lider adaylarından TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un makamına göz diken şu anda iki isim var. Bekir Bozdağ, Efkan Ala…

Gelecek yıl Haziran ayında TBMM Başkanlığı seçimi olacak. Bu makam neden bu kadar önemli?  Çünkü;  Cumhurbaşkanı yardımcılığı olağanüstü dönemlerde devrede değil. Vekalet de onda değil. Direkt yasamanın başı TBMM Başkanı yetkili.

Numan Kurtulmuş

NUMAN KURTULMUŞ NEDEN YAKIN TAKİPTE?

 Numan Bey’in gece gündüz demeden, ülke ülke, şehir şehir dolaşmaları, programdan programa koşmaları, ziyaretçi akınına uğraması, yüksek tempolu bir kariyer planını gösteriyor. Anayasa değişikliği gibi zor bir süreci yönetme gibi önünde bir imtihan var. Aradaki duvarları yıkıp, “not alın Fehmi Bey ile kahve içeceğiz” talimatlarına rağmen randevu almayı başarabilseydim eğer soracaklarım var.

Saadet Partisi’ne genel başkan adayı olduğumda kendi talebi üzerine buluşmuştum. Şunu sordum:

-Numan Bey siz nereye aday olduğunuzun farkında mısınız? Eğer yalnızca parti genel başkanlığına ise (Zira kendisi öyle dedi) şimdiden geçmiş olsun. Milli Görüş bir sektördür. Zekat fonundan gençlik teşkilatına, hac organizasyonundan gayri menkullerde, işletmelere kadar büyük sektör. Bu sektörün sahibi var, Necmettin Erbakan…

Şimdi de sektörleşmiş bir siyasi organizasyonun genel başkanlığına değil, dünya liginde önderliğe soyunan Türkiye’nin başkanlığına yakıştırıyorlar sizi. Adın gibi kan kırmızı bayrağı el den ele dolaştırarak mazlum hakların lideri olmak; emperyalist zincirlerden Kurtulmuş olma Malcom X gibi büyük bir hayali gerektirir.

Yoksa “Bir çürük ipliğe hülya dizmişiz” sözü söylenir durur. Tüketme hülyalarımızı, çürük ipliğe dizdirme rüyalarımızı.