Filistin Devleti'nin, Filistin halkının ilk lideri Yaser Arafat'tır. Ülkesinin bağımsızlığını kazanmak için, Dünya üzerindeki varlığını ispat etmek için en çok çabalayan, gerçek anlamda çabalayan liderdir. 1974 yılında BM'de amacının barıştan yana olduğunu vurgulamıştır. Ancak aynı dönemlerde İsrail'de sağ partilerin ağırlık kazanması Yahudi inancına göre Tevrat'da geçen Büyük İsrail hayalini ortaya çıkarmıştır. Bugün Gazze şeridi ve Batı Şeria olarak bildiğimiz bölgelere o tarihlerden itibaren İsrail halkının yerleşimi hedeflenmiştir. İsrail'in yayılmacı politikasına karşı en büyük kitlesel ayaklanma 1987 yılında başlamıştır. Grevler, protestolar, boykotlar sonucu 1987-1993 yılları arasında İntifada olarak bilinen ayaklanmalarda yüzlerce sivil Filistinli hayatını kaybetti.
1992 yılında İsrail'de iktidarın değişmesi barış sürecinin başlamasına yarar sağladı. İşçi Parti'sinin iktidarda olduğu bu dönemde Oslo'da görüşmeler yapıldı. Filistinliler, İsrail'in işgal ettiği topraklardan çekilmesi şartıyla İsrail Devleti'ni tanıyacaklarını kabul etti. 1994 itibariyle İsrail Gazze Bölgesi'ndeki topraklardan çekilmeye başladı. 5 yıl sürmesi öngörülen İsrail çekilme planında aşılması gereken pek çok zorluklar bulunmaktaydı. 1996 yılında Filistin Ulusal İdaresi özerk bir bölge olarak, ilk devlet başkanını ise Yaser Arafat olarak kabul etti.
Mülteci olarak yaşayan Filistin halkının varlığı, Kudüs sorunu, Batı Şeria gibi nedenlerden dolayı İsrail ve Filistin halkı arasında sık sık çatışmalar yaşanmaya başladı. Özellikle 1996 yılından itibaren Filistin içinde varlık kazanmaya başlayan Hamas; İsrail'e karşı pek çok kanlı eylem düzenledi. Bu dönemde barış sürecine ket vuran en önemli durumlardan biri de El Aksa Camisinin altına arkeolojik amaçlardan dolayı İsrail hükümeti tarafından tüneller açılmasıydı. Bu durum kanlı eylemlerin daha da artmasıyla sonuçlandı. Bitmeyen kavga, İsrail'in çekilme süreci ve Filistin Devleti'nin ilanı için yeniden iki halk arasında anlaşma sürecine girildi. Ancak hala aşılması gereken sorunlar mevcuttu. Nihai sınırlar oluşturulamıyordu. Hamas tarafından düzenlenen intihar saldırıları İsrail'in Batı Şeria'yı işgali ile sonuçlandı. Bu olaylar yaşandığı tarihler 2002'yi göstermekteydi. Sokağa çıkma yasakları, İsrail Devleti tarafından oluşturulan mülteci kamplarında Filistinlilerin yaşadığı sorunlar ve nihayetinde 2004 yılında Yaser Arafat'ın ölümüyle Hamas'ın iktidarı ele alması tüm barış sürecini ya da ihtimalini ortadan kaldırmış oldu.
İsrail 2005 yılı itibariyle Gazze ve Batı Şeria'nın bir bölümünden çekildi. Ancak Filistin içinde de iktidar savaşları yaşanmaktaydı. Hamas ve El-Fetih arasındaki çatışmalar Filistin halkına, devlet varlığı kazanmasına büyük zarar verdi. İsrail kendi topraklarına yapılan saldırılar sonucu Gazze'yi abluka altına aldı.
2005 yılından itibaren bir kısır döngü olarak günümüze kadar devam eden bu durum şu an kangrenleşmiş durumda. Her iki tarafında sivil halkı hedef alan eylemleri, İsrail'in kullandığı orantısız güç ve Kudüs konusundaki hassasiyetleri dikkate almayan tavrı, Arap Dünyası'nın kendi içindeki umursamazlığı-işgüzarlığı ve arkadan iş çevirme sevdası tüm bedelin şu an-şu saatte Gazze halkı tarafından ödenmesine sebep olmakta.
Elbette hiçbir terör faaliyetini hoş görecek, alkışlayacak halimiz yok. İsrail'in yaklaşık 1 hafta önce yaşadığı durum onlar için 11 Eylül. Ancak masumların yıllardır yaşadığı abluka, sefalet, insanlık dışı uygulama onların bitmeyen 11 Eylül'ü değil mi? Elektrik, su olmadan, yetersiz gıda ve sağlık imkanları ile başbaşa bırakılan yaklaşık 2,5 milyon insan kadın-çocuk demeden kaçacak, sığınacak bir yer bulamadan üflesek yıkılacak binalarda atılacak bombaları bekliyorlar. Ve bazı ülkeler hala bu durumdan nemalanmaya çalışıyor. Sözün bittiği yer acı ve gözyaşının başladığı yer oluyor.