Türkiye’de sivil toplum kuruluşları (STK’lar), artan mevzuat yükümlülükleri, kamuoyu beklentileri ve kaynak yönetimi zorlukları nedeniyle giderek daha karmaşık bir faaliyet ortamında çalışmaktadır. Bu durum, STK’ların yalnızca gönüllülük ve iyi niyet temelli değil, aynı zamanda kurumsal ve profesyonel bir yaklaşımla yönetilmesini gerekli kılmaktadır. Bu makalede, STK başkanları ve yönetim kurulu üyelerine yönelik olarak; hukuki yapı, kurumsal yönetişim, stratejik planlama ile iç denetim ve risk yönetimi alanlarında danışmanlık hizmetlerinin neden ve nasıl alınması gerektiğini yol gösterici bir perspektifle ele alacağım.
Genel Yaklaşım
Sivil toplum kuruluşları (STK’lar), demokratik toplum düzeninin tamamlayıcı unsurları olarak kamusal fayda üretme misyonu üstlenmektedir. Bu misyonun etkin, şeffaf ve sürdürülebilir biçimde yerine getirilebilmesi, STK’ların kurumsal kapasiteye dayalı bir yönetim anlayışı benimsemelerini zorunlu kılmaktadır. Türkiye’de faaliyet gösteren STK’lar açısından bu gereklilik, yalnızca iyi niyet ve gönüllülük temelinde değil; mevzuata uyum, yönetişim ilkeleri ve hesap verebilirlik esasları çerçevesinde ele alınmalıdır.
Burada ele aldığım yaklaşımlar, bağlayıcı bir mevzuat yorumu niteliği taşımamakla birlikte, kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi ve sürdürülebilirliğin sağlanması açısından normatif bir referans çerçevesi sunmaktadır.
Türkiye’de STK’ların Hukuk Yapısı ve Danışmanlık İhtiyacı
Türkiye’de STK’lar temel olarak 5253 sayılı Dernekler Kanunu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu kapsamında düzenlenen mevzuat çerçevesinde faaliyet göstermektedir. Bu mevzuat, kuruluş, organların oluşumu, mali yükümlülükler, denetim ve fesih süreçlerine ilişkin ayrıntılı hükümler içermektedir. Buna rağmen, birçok STK’da mevzuata uyumun kişilere bağlı yürütüldüğü, yazılı prosedürlerin yetersiz olduğu ve hukuki risklerin sistematik olarak yönetilmediği görülmektedir.
Mevzuata Uyum danışmanlığı, STK’lar açısından yalnızca kuruluş aşamasında değil; tüzük revizyonları, organ kararlarının hukuka uygunluğu, üyelik süreçleri, kamu idareleriyle ilişkiler ve yaptırım risklerinin yönetimi açısından da kritik öneme sahiptir. Profesyonel danışmanlık desteği, STK yönetimlerinin mevzuatı reaktif biçimde değil, önleyici ve sistematik bir yaklaşımla ele alınmasını sağlar.
Kurumsal Yönetişim ve Yönetim Kurulunun Rolü
Kurumsal yönetişim, STK’larda şeffaflık, hesap verebilirlik, sorumluluk ve adillik ilkelerinin hayata geçirilmesini ifade eder. Türkiye’de pek çok STK’da yönetim kurullarının stratejik yön belirleme yerine operasyonel detaylara yoğunlaştığı, yetki ve sorumlulukların net tanımlanmadığı görülmektedir. Bu durum, kurumsal hafızanın zayıflamasına ve sürdürülebilirliğin kişilere bağlı hale gelmesine yol açmaktadır.
Danışmanlık hizmetleri, yönetim kurullarına rol ve sorumlulukların netleştirilmesi, komite yapılarının oluşturulması, etik kuralların belirlenmesi ve karar alma süreçlerinin yazılı hale getirilmesi konularında önemli katkılar sunar. İyi yapılandırılmış bir yönetişim modeli, STK’nın kamuoyu nezdindeki güvenilirliğini artırırken, aynı zamanda bağışçılar ve kamu kurumlarıyla ilişkileri de güçlendirir.
Stratejik Planlama ve Sürdürülebilirlik
STK’ların önemli bir kısmı, faaliyetlerini kısa vadeli ihtiyaçlar ve dönemsel projeler üzerinden yürütmektedir. Oysa stratejik planlama, kuruluşun misyonu ve vizyonu doğrultusunda orta ve uzun vadeli hedeflerin belirlenmesini, kaynakların bu hedeflere uygun şekilde tahsis edilmesini sağlar. Stratejik planı olmayan STK’larda faaliyetlerin dağınıklaştığı ve kurumsal etki üretmenin zorlaştığı gözlemlenmektedir.
Stratejik planlama danışmanlığı; mevcut durum analizi, paydaş beklentilerinin değerlendirilmesi, ölçülebilir hedeflerin tanımlanması ve performans göstergelerinin oluşturulmasını kapsar. Bu süreç, STK yönetimlerine yalnızca bir belge değil, karar alma süreçlerinde kullanılabilecek yaşayan bir yönetim aracı kazandırır.
İç Denetim ve Risk Yönetimi Yaklaşımı
İç denetim ve risk yönetimi, Türkiye’de STK’lar açısından genellikle ihmal edilen alanlar arasında yer almaktadır. Oysa mali riskler, mevzuata uyumsuzluk, itibar kaybı ve operasyonel aksaklıklar, STK’ların varlığını doğrudan tehdit edebilecek unsurlardır. İç denetim, bu risklerin erken aşamada tespit edilmesini ve gerekli önlemlerin alınmasını amaçlayan sistematik bir faaliyettir.
Danışmanlık hizmetleri aracılığıyla risk envanterlerinin oluşturulması, iç kontrol mekanizmalarının tasarlanması ve iç denetim süreçlerinin yapılandırılması mümkündür. Bu yaklaşım, STK’ların yalnızca denetlenebilir değil, aynı zamanda yönetilebilir yapılar haline gelmesine katkı sağlar.
Sonuç ve Değerlendirme
Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarının artan sorumlulukları ve beklentileri, profesyonel danışmanlık hizmetlerini bir tercih olmaktan çıkararak bir gereklilik haline getirmiştir. Hukuki yapıdan kurumsal yönetişime, stratejik planlamadan iç denetim ve risk yönetimine kadar birçok alanda alınacak nitelikli danışmanlık desteği, STK’ların etkinliğini ve sürdürülebilirliğini önemli ölçüde artıracaktır.
STK başkanları ve yönetim kurulu üyeleri için danışmanlık, dışarıdan alınan geçici bir destek değil; kurumsal kapasiteyi güçlendiren stratejik bir yatırım olarak değerlendirilmelidir. Bu yaklaşım, hem kamuya karşı hesap verebilirliği artıracak hem de sivil toplumun toplumsal etkisini kalıcı hale getirecektir.