Hayat...

Siyah beyaz anlar gibi.

Bazen saf beyaz kadar aydınlıkla dolu

Bazen zifiri bir gece kadar karanlıkla

Bazen ışık huzmeleri kadar göz alıcı

Bazen bir yağmur bulutu kadar iç gıdıklayıcı

Biz ise hayata kendini kaptırmış bulanık siluetler...

Biz yeryüzündeki griler,

Biz bulanık ve bir o kadar iç acıtıcı bilinmezlik...

Oysa gökyüzü ne kadar aydınlık ne kadar net

Yeraltı ise bir o kadar karanlık

Fakat o da bir o kadar net.

Biz ise bu iki rengin ortasına sıkışıp kalmış, yeryüzü kaçkınlarıyız...

Biz yeryüzüne tapan; akıl sağlığımızı hallaç pamuğuna çeviren gri noktalarız. Biz insanlar griyiz net değiliz.

Ki tek renk olmak, siyahı ya da beyazı seçmek kendi ellerimizdeyken biz kolaya kaçıp ikisinden de tatmak istiyoruz. O kadar kolay ki kafamızı kaldırdığımızda gökyüzünü benimsemek, onu içine çekmek, onunla bütün olmak, ışığını hissetmek...

O kadar kolay ki yeraltına baktığımızda gidiş yönümüzün o istikamete doğru yol alacağı.

Gökyüzüne bakmadan yaşayan insanlar var.

Gökyüzü henüz parayla satın alınabilinen bir şey değil çok şükür. Gökyüzünden ve aydınlıktan bihaber insanlar var, tıpkı yeraltındaki sonlarını düşünmeyenler gibi...