0

Bilindiği üzere, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK); finansal yatırım araçlarından olan mevduat faizi, külçe altın, Amerikan Doları, Euro, Borsa İstanbul 100 Endeksi ve Devlet İç Borçlanma Senetlerinin aylık, üç aylık, altı aylık, yıllık ve yıllık ortalama nominal ve reel getirilerini bir bülten halinde her ay yayımlamak suretiyle açıklamaktadır. Genelde değişken bir grafik izleyen bu finansal yatırım araçlarının performansları, bireysel ve kurumsal olarak ciddi bir şekilde takip edilmekle birlikte, Ülkemizdeki tasarrufların yetersizliği bir yana, yapılan tasarrufların bilinçli olarak değerlendirilmesi, alternatif tasarruf araçlarının çeşitliliğinin artırılması ve hukuksal güvencelerin arttığı ve risklerin asgariye indirildiği bir ortamın hazırlanması hususlarında, gerekli kamusal alt yapının ve desteğin yetersizliği dikkat çekmektedir.

Küçüklüğümüzden beri, başta ailemiz olmak üzere, büyüklerimizden, öğretmenlerimizden, toplumun değişik kesimlerinden ve en çarpıcı olarak da siyasal iktidarların ekonomi dümenini elinde tutanlardan; tasarruf yapmamız gerektiğine ilişkin çeşitli tavsiyeler duymakta ve resmi dokümanlarda da bu hususa geniş yer verilmektedir. Ancak, yapılması önerilen bu tasarrufların sağlıklı olarak nasıl değerlendirilmesi gerektiği konusundaki söylemlerin ise cılız kaldığı veya genel ifadelerle geçiştirildiği görülmektedir. Dolayısıyla, özellikle de vatandaşların kendi tasarruflarını geleneksel yöntemlerle değerlendirmelerine karşılık olarak yapılan eleştirilerde, vatandaşın finansal okur yazarlık durumunun, mevcut piyasaların hukuksal yapısının ve ekonomik şartlardaki risklerin ve alt yapıdaki eksikliklerin dikkate alınmaması, vatandaşların hak etmediği bir eleştiriye muhatap olması sonucunu doğurmaktadır.

Öte taraftan, bir yandan iç tasarruflarımızın yetersizliğini gidermek için yapılan tasarruf çağrılarına karşılık, iç piyasaların canlandırılmasını ve bu kapsamda tüketimin arttırılmasına yönelik tedbirlerin uygulanmaya konulması da ayrı bir önemli durum olarak görülmekte ve cevap bekleyen bir soru olarak gündemde yer almaktadır. Halbuki çelişen/çelişki gibi görünen bu durumların açıklıkla ve detaylarıyla paylaşılması, tasarrufların ve harcamaların muhataplarının deklere edilmesi ve öngörülen tasarruf ve harcama politikalarının hangisinin geçici ve daimi tedbirler olarak uygulanacağına ilişkin sağlıklı ve net bilgilerin kamuoyuyla paylaşılmasının faydalı olabileceği inancındayım.

Ayrıca, Ülkemizdeki tasarrufların yetersiz olduğu bu tablo içinde; hiç tasarruf yapamayanların bulunduğu, tasarruf yapanların ise çok az yapandan çok yapana kadar geniş bir yelpazeyi içine aldığı bilinmektedir. Söz konusu tasarrufları yapanlar; bir yandan bu eylemleri nedeniyle teşvik edilip, Ülke ekonomisine katkı yaptıkları söylenirken, diğer yandan tasarruf sahiplerinin zaman zaman değişik tanımlamalara (rantiyeci, paradan para kazananlar vb.) muhatap kılınması, tasarruf eyleminin psikolojik ve sosyolojik önemli bir sorunu olarak varlığını hissettirmekte ve tasarruf yapanların bir çoğu başka nedenlerin yanı sıra bu nedenle de tasarruflarını deklere etmekten kaçınmaktadırlar. Dolayısıyla, alın teriyle elde edilen kazancın ve çeşitli fedakarlıklar yapılarak harcanmamış gelirin; yasal ve meşru zeminde değerlendirilerek, ülke ekonomisinin ihtiyaç duyduğu kaynakların oluşumunu sağlayacak olması dikkate alındığında; tasarruf eylemine bakışın ve söylemlerin değişmesi ve bu kapsamda tasarruf yapanların; yasal boşlukları kullanan, imar gelişmeleri ve çeşitli mevzuat değişiklikleri öncesi konumunu yapılandıran, devletin kasasına veya envanterine girmesi gereken değerleri çeşitli formüllerle sahiplenen ve kamu kaynaklarını bu ve değişik yollarla tüketenlerle aynı kefeye konulmaması ve ayrı tutulması sağduyunun gereğidir.

Sonuç olarak, tasarruf yapılması teşvik edilmeli ve tasarruf sahipleri onore edilmeli, tasarrufun oluşturulması ve değerlendirilmesine ilişkin alt yapı ve hukuk boyutu kuvvetlendirilmeli, kamusal teknik bilgi desteği verilmeli, yapılan tasarruflar ise Ülkemizin gelişmesi için verimli alanlarda kullanılmalıdır.