Bu seçim bir garip. Bir o kadar da içinde yaman çelişkiler barındırıyor. Cumhur ittifakını oluşturan iki partinin genel başkanı dışında aleyhinde değilseler bile lehinde konuşan parti yöneticilerini görmüyoruz. MHP'nin seçim afişlerinde, broşürlerinde yer alan 'Cumhur İttifakı, milletin aklı' ifadelerini AK Parti'de göremiyoruz. Mübarek Ramazan ayı geldi geçti, iki partinin liderini de kadrolarını da birlikte iftar açarken, sahur yaparken neden göremedik? Ne oluyoruz? Fitne kazanı kaynıyor, ateşi gören odun atmayı sürdürüyor. Garip değil mi ?

Gariplik yalnız Cumhur İttifakı'nda mı ? Millet İttifakı'nın Milli Görüş kanadına bakalım. Erbakan Hocamın emanetleri olan çocuklarını sahipsiz bırakan Saadet Partisi'ne bakalım. Siz 'neden?' diye sormadan anlatayım.

Altan Tan'ın Refah Partisi serüvenini 'Erbakan'ın Kürtleri' kitabımda uzun uzadıya yazmıştım. Eski bir Milli Mücadeleci olan Altan Tan'ın bir dönem Melih Gökçek'in ANAP Keçiören Belediye Başkanı iken yardımcısı olduğunu, DGM'ye yapılan şikayet üzerine 'Şeriatcılık ve Kürtçülük' iddiasıyla yargılandığı böylelikle belediye başkanlığından ayrılmak zorunda kaldığını hatırlayan var mı ? Tan Gökçek'i ve Hatipoğlu'nu suçladı. Bu dönemden itibaren Melih Gökçek, Ömer Vehbi Hatipoğlu ve Altan Tan arasında kıyasıya bir mücadele başladı.

1987 yılında yapılan seçimlerine Erbakan liderliğinde giren Refah Partisi özellikle Güneydoğu'da önemli bir atılım yaptı. RP'nin Diyarbakır İl Başkanı Zaza kökenli Nafiz Yüce başkanlığında önemli bir oy patlaması yaşandı. İl başkanının yeğeni merhum İbrahim Yüce'nin bölge için entelektüel isimleri etrafında toplaması hiç de zor olmadı. Diyarbakır il teşkilatının çalışmasıyla, bölgede İslami camia tarafından yakından tanınan Altan Tan ve Girişim Dergisinin Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Metiner, RP'nin toplantılarında görülmeye başlandı. Tan, daha sonra partinin Güneydoğu öğretmen müfettişliğini de üstlenecekti. Altan Tan efsanesi bölgenin bir çok ilinde esmeye, mitinglerde, salon toplantılarda ısrarla çağrılan isim oldu. Bu dönemde Panel isimli dergi çıkaran eski Milli Mücadeleci Ömer Vehbi Hatipoğlu Milli Gazete'de yazmaya başladı. RP, bölgenin yeni umuduydu. 'Ümmet' teması hem terör örgütünü hem de siyasi partileri rahatsız etmeye başladı. Yeni bir seçim ile RP'nin bölge oylarını patlatacağı görüşü taraftar kazandı. Ancak 1991 seçimlerine giderken RP'nin vitrine Melih Gökçek gibi yeni isimleri getirmeye başladığı dönemdi.

Merhum Necmettin Erbakan, RP'nin Kürt sorununa bakışını, Güneydoğu örgütünü yeniden yapılandırmak isterken Ömer Vehbi Hatipoğlu ile Altan Tan arasında tereddütlüydü. RP'nin o dönem Ankara İl Başkanı merhum Ahmet Ertok'u, bu iki kişi hakkında araştırma yapmakla görevlendirdi. Daha sonra RP MKYK üyesi olacak olan Ertok raporunu bir ay içinde verdi: Tercihini Hatipoğlu lehine yapmıştı.

Bu rapor sonraki milletvekili seçimlerinde Erbakan ve Oğuzhan Asiltürk'ün Diyarbakır birinci bölge adaylarını belirlemelerinde önemli bir referans olacaktır. Buna rağmen Tan'ın bölgedeki popülerliği 1991 seçimlerine doğru giderek arttı. Örneğin RP 3. Kongresi'nde Tan'ın, Erbakan'ın isteği üzerine yaptığı konuşma kongre delegelerini oldukça duygulandıracaktı. Ama mücadeleyi de Hatipoğlu kazandı. Hatipoğlu, 1991'de Diyarbakır'dan milletvekili seçildi. Partinin MKYK üyesi olmasına rağmen Altan Tan milletvekili adayı bile yapılmadı.

Altan Tan'ın iddiasına göre, Diyarbakır İl Başkanı Nafiz Yüce ve yeğeni İbrahim Yüce ile birlikte Erbakan ve Asiltürk'le görüşmüşler, burada Asiltürk, Tan'ın aleyhinde MİT raporları olduğunu, bu nedenle aday gösterilmesinin RP'ye zarar vereceğini söylemişti. Erbakan da, Tan'dan aday olmaması ve ittifaka karşı cephe açmamasını istemiş, buna karşılık muhtemel hükümette kendisine TBMM dışından bakanlık önermişti. Tan'ın ısrarlarına rağmen RP yönetimi, böyle bir görüşmenin olmadığını açıkladı. Tan ittifakı bahane ederek RP'den istifa etti. Nedeni ise şöyle açıkladı:

'Son seçimlere kadar Müslümanların bölgede hatırı sayılır bir inisiyatifleri vardı. Ne var ki, ittifak olayı ve RP'nin son tutumları ve kendi yapısı, bütün bu emekleri berhava etti. İttifak olayı üzerine çok şeyler yazıldı, söylendi. Kimine göre Kontrgerilla'nın bir eylemiydi, kimine göre CIA tezgahladı, kimine göre MİT vardı işin içinde. Ama neticede, o güne kadar, ağalarına, beylerine ve düzenle işbirliği içerisindeki şeyhlerine rağmen İslam'ı tercih eden ve Refah'a oy veren Kürt halkı -ki Kürtlerin egemenleri sağ ve sol partiler idi- satıldı. Bazılarının zannettiği gibi RP, köylerden ve kırsal kesimden değil, şehirden oy almaktaydı. Bilinçli bir irade, Türkiye'de milliyetçiliği körükledi. Türkler Türk milliyetçiliğinin, Kürtler de Kürt milliyetçiliğinin kucağını itildi ve Müslümanlar devre dışı bırakıldılar. Bir iradenin RP'ye bu işi yaptırdığı kanaatindeyim. Türkiye'ye Orta Asya'da, Balkanlar'da, Ortadoğu'da ve Kafkasya'da biçilen rolle ilgili irade... Bu irade Ortadoğu'ya milliyetçilik pompalıyor. En az Batılaşmış halk olan Kürtlerin, İslami kimliklerinden soyutlanıp, ulusalcı, milliyetçi bir kimliğe büründürmelerini ve daha sonra Batı'ya entegre edilmelerini hedefleyen bir irade.' [1]

Bugünlere gelmeden o dönemde bir başka zorluk Güneydoğu'da yaşanıyordu. Birçok yerde parti binaları kapatılmış, istifacı RP'liler kendilerine yakın olan adayı destekleme veya sandığa gitmeme kararı almışlardı. Ancak ittifaktan daha çok İslam alimi RP yöneticinin sözü bölgeyi karıştırmıştı. RP MKYK'sında Lütfü Doğan'ın söylediği iddia edilen bir sözü Ali Bulaç şöyle gündeme getirmişti:

'Parti MKYK'sında 'Kürt sözcüğü caiz mi' şeklinde ortaya bir soru atılmış. Dini otorite konumundaki bir kişinin iki saat hem küm ettikten sonra 'fıkhen caizdir ama maslahat bakımından uygun değildir…' cevabı vermiş olması, bu hareketin önünde saf ümmet ve sahih İslam bakımından çok ciddi sorunlar olduğunu gösteriyor.' [2]

Tan siyasete önce Büyük Değişim Partisi'nde, 2000 yılında PKK'nın siyasi kanadı HADEP'te devam etti. 2011 seçimlerinde ise Diyarbakır Bağımsız Milletvekili seçilerek BDP'ye katıldı. HDP'den iki dönem milletvekili seçildi.

Öcalan'ın önem verdiği parti yöneticilerinden biri oldu Altan Tan… 'Çözüm Süreci' döneminde memnuniyetini Altan Tan'a anlatan terörist başı 'İslamcıların 40 yıllık rüyasıydı, rüyalarını gerçekleştirdik' diyordu.[3]

Terörist başı Öcalan, İmralı görüşmelerinde BDP Milletvekillerine din hakkında şunları söylüyordu:

'İslam kirletildi, bugün Türkiye'de had safhadadır, İslam'ın özü adalet, hukuk ve tasavvuftur. (Altan Tan'a dönerek) Kirlenmeyi önleyin. Sizi nasıl markaja aldılar biliyorsun. Kürtler dindardır. İlk dönemlerde namaz kılıyordum, 33 sure ezberlemiştim. Köyün imamı Müslüm Hoca 'Sen böyle gidersen uçarsın!' diyordu. Kimse kusura bakmasın, ben İslam'a sol jargonla bakmam. Kürt halkının da dini inancı kuvvetlidir. 1969'da Kısakürek'in gizli bir toplantısına gittim. İngilizler İslam'ı kullandılar, Osmanlı'yı yıktılar. Mursi de yeni imalatları. Eskiden general imal ediyorlardı, şimdi de imam imal ediyorlar. Generallerin de faydası yok, imamların da faydası yok. Cemaatin adı kullanılıyor. İslam'ı kullanan kapitalist tekelci işadamları Başbakan'ın ağzına idamı veriyorlar. Bunlar barışı istemiyorlar. Kürtlerin yaşadığı gizli bir İslam var.'

Aysel Tuğluk'un 'PKK laikliğin teminatı…' demesine karşın BDP içinde aynı şekilde düşünmeyenler de vardı. Diyarbakır Milletvekili Altan Tan önce BDP'nin seçmen profilini çıkarıyordu:

'Fakat HDK; daha çok eski Türk solu ve dar bir kulvarda kaldı. Türkiye'nin iktidarı belirleyecek şu an en etkili kitle: Dindar, Sünni, demokrat kesim. Bunların desteğini almadan sayısal, organizasyon, iktidar, para, medya, finansman olarak hiçbir şey yapamazsınız. Oraya bir kanal açmak zorundasınız. Kürtlerin arasında da Sünni, Alevi, Şafi, Hanefi, Ezidi, şehirli- köylü, zengin, işçi, ciddi orta sınıf Kürt kitlesi var. Şehirli okumuş yazmış, iyi hayat tarzı isteyen kitle var. Tüm bunları kucaklayacak kitle olması gerek. BDP'ye oy verenlerin yüzde 75,5 oranı Sünni ve Şafi, yüzde 15'i Sünni-Hanefi, yüzde 8'i Alevi Kürt. AKP'ye oy veren kadın seçmenlerin yüzde 80'i, BDP'ye oy verenlerin yüzde 78'i başörtülü. Orada da orta sınıflar, dindar geleneksel Kürt kesimi kapsayacak siyaset ortaya koymak gerek.'

Tan öneri olarak, 'Demokrat Müslümanları dışarıda tutan hiçbir güç, Türkiye'de, Ortadoğu'da iktidar olamaz. Kürt siyasetinde de şu anki BDP, HDK, DTK, PKK siyasetinin de bütün Türkiye ve Ortadoğu'daki gelişmelere göre yeniden 'formatlanması' lazım…' diyor ve İslamcıların içinde olacağı yeniden bir yapılanmadan bahsediyordu.[4]

Altan Tan, 24 Haziran seçimlerinde CHP ile yapılan Millet İttifakı'nın bir parçası olarak Saadet Partisi'nden İstanbul Milletvekili adayı olmak için HDP'den ayrıldı. Oğuzhan Asiltürk'ün ifadeleriyle hakkında MİT raporu olduğu için Refah Partisi'nden aday gösterilmeyen Altan Tan yine Asiltürk'ün belirleyici olduğu listelerde İstanbul Milletvekili adayı…Bu arada kardeşi de yine Saadet listelerinden Diyarbakır milletvekili adayıdır. Altan Tan'ın PKK'nın siyasi kanadı HDP'den ayrılmasına memnun olduğumu belirtmek isterim. Darısının Ayhan Bilgen ve Hüda Kaya'nın başına olmasına isterim. Allah var, tanışıklığımız olmasına, kadim dostum merhum İbrahim Yüce'nin ortağı olmasına, hatta hatta Milli Gazete'de çalıştığım 1991'li yıllarda Altan Tan muhalifleri tarafından 'Altan Tan'ı tuttuğum gerekçesiyle' ölümle tehdit edilmeme rağmen; ne BDP'den ne de HDP'den milletvekili seçilmesine karşılık bir kere tebrik etmedim Altan Tan'ı. Yine eli kanlı partiden aday olması halinde yine tebrik etmem...

Tan, 'Saadet Partisi iktidara gelirse; Kürtlerin, insani vicdani, İslami vatandaşlık tanımından anadil eğitme kadar, ilkokuldan üniversiteye kadar, yerinde yönetimlere, bölgesel yönetimlere kadar bütün haklarını tanıyacağını taahhüt ediyor. İlk fırsatta Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile ilişkileri geliştirecek.' ifadelerini kullanarak yeniden tartışmalara katıldı.

Tan bu açıklamayla da yetinmedi. Rus kaynaklı bir internet haber sitesine verdiği mülakatta Saadet Partisi içinde seküler (laik) Kürtler'in temsilcisi olduğunu belirtti:

'SP olarak biz devlet ve PKK; HDP ve AK Parti arasında sıkışan Kürtlerin durumunu düşünüyoruz. Bu tarafların politikaları birbirini besliyor. Tam da bu noktada Saadet Partisi üçüncü bir yol sunuyor. Şiddete, savaşa karşı, demokrat hak savuncusu yolu çiziyor. Tabii, sadece Kürtler için değil herkes için… Burası bir yeni kanaldır. Bir köprü vazifesi görecek. Hacmi küçük olsa da bile, yol gösterici olacaktır, aynı bugün millet ittifakında oynadığı rol gibi. Saadet Partisi'nin alacağı oyların ana gövdesinin bir kısmı AK Parti, bir kısmı ise HDP'den gelecek. Sadece dindar olanlarından değil orta sınıf Kürtlerden de Saadet Partisi'ne oy geleceğini düşünüyorum. SP'nin şiddete karşı seküler Kürtlerin de temsilcisi olduğunu düşünüyorum.'[5]

Şimdi siz söyleyin gariplik değil de nedir? 1991 yılında hakkında MİT raporu olduğu için Refah Partisi'nden milletvekili yapılmayan Altan Tan mı, 2018'de Saadet Partisi'nden İstanbul 3. Bölge 1. Sıradan milletvekili adayı yapılan Altan Tan mı ?

Hani hakkında MİT raporu vardı? Hani Kürt kelimesini kullanmak 'fıkhen caiz' değildi?

---------

[1] Erbakan'ın Kürtleri kitabından

[2] Erbakan'ın Kürtleri kitabından

[3] Mücahit Başbuğ/Kızıl Elma'nın Kutalmış Çocukları, Hoton Yayınları shf: 157

[4] Mücahit Başbuğ/Kızıl Elma'nın Kutalmış Çocukları,Hoton Yayınları shf: 157

[5] https://tr.sputniknews.com/columnists/201806071033768531-altan-tan-hdp-saadet-partisi-kurtler-pkk-pyd-turkiye-savas-silah-bati-ortadogu/